EFRUZBEY (HÜRRİYETÇİ ASİLZADE)

(Fantezi Oyun, 2 Bölüm)

Yazan: Ömer Seyfettin

Oyunlaştıran: Adem Atar

 

KİŞİLER         ;

AHMET BEY / EFRUZ BEY

HANIMEFENDİ

DESPİNA

DADI

HACER

MEHVEŞ

PEYKER

PESEND

AŞÇIBAŞI

DURMUŞ

KALEM MÜDÜRÜ

KÖSE KATİP

  1. KATİP

2.KATİP

3.KATİP

  1. KAPICI
  2. KAPICI
    KORUYUCU! P AŞ A

BABIALİ'DEKİ MÜMEYYİZLER, HALİFELER, MÜSTEŞARLAR,

HÜRRİYETÇİLER, KÖPRÜ MEMURLARI, HEYET AZALARI,

JANDARMA NEFERİ

AZİZBEY

NERMİNBEY

MÜZEKKİBEY

KAMHIAN BEY

 

-II-

ŞATODAKİ UŞAK ,ŞATODAKİ MUHAFIZLAR, CARİYELER, SAZENDELER, ŞATODAKİ DAVETLİLER İHTİYAR UŞAK SİVİL KOMİSER SİVİL POLİSLER

Not: Konaktaki kişiler oyunda baştan sona değişmezler. 1. bölümdeki di­ğer rolleri oynayan sanatçılar, 2. bölümdeki diğer rolleri dönüşümlü ola­rak oynayabilirler.

 

-1-

 

l.OYUN

AHMET BEY

  1. KATİP
  2. KATİP
  3. KATİP
    AHMETBEY
  4. KATİP AHMET BEY
  5. KATİP
  6. KATİP
  7. KATİP
  8. KATİP

 

BİRİNCİ BÖLÜM

: AHMET BEY, EFRUZ BEY OLMADAN ÖNCE BABIALİ KALEMİNDE KATİP İDİ.

(1907'lerin İstanbul'u. Babıali binası. Binada kalem oda­sı. Genç katipler kalem odasmdalar. Ahmet bey girer. Genç katipler, Ahmet Beye karşı "Babıali kuşkusu" du­yar, ondan çekindiklerini her halleri ile belli ederler.)

  • Hayırlı sabahlar beyler! Nasılsınız bakalım?
  • Sayenizde geçinip gidiyoruz Ahmet bey. Rahatımız ye­
    rinde şükür.
  • Arz-ı hürmet ederiz Ahmet bey.
  • Siz de sıhhat ve afiyettesiniz inşallah Ahmet bey?
  • Pek bir yorgunum. Dünkü gün benim -Padişah efendimi­
    zin emri ile- kalemde vazifeye başlamamın sene-i devri-
    Bu vesile ile Başkati p Paşa'nın konağında gece
    sabaha kadar eğlendik. Bir se at bile uyumamışım. Kalkın­
    ca da...

 

  • Ne mutlu size!
  • Ben, şahsıma gösterilen bütün1 bu iltifatları son derece hak

ettiğim kanaatindeyim. Malumunuz olduğu üzere Galata­saray'dan birinci çıkarak...

  • Mülkiyeden değil miydi Ahmet bey?
  • Ben aşiret mektebinden birinci çıktığınızı zannederdim.

 

  • Ona bakarsanız, hariciye dairesinin koridorlarında ödlek­
    liklerine rağmen yine de dedikodu yapmaktan çekinme­
    yen bazı züppeler...
  • Ahmet Bey'imizin Galatasaray'dan kovulduğunu anlatır,
    her tarafa yayar, arkasından alay etmek küstahlığım gös-

 

AHMET BEY

  1. KATİP
  2. KATİP
  3. KATİP AHMET BEY
  4. KATİP AHMET BEY
  5. KATİP

KÖSE KATİP

AHMET BEY

 

-2-terirler.

  • Ben o geveze herifleri birer cehennem leblebisi ile sus­
    turmasını pekala bilirim. Eğer Galatasaray'dan atılmış
    isem, ne demeye mabeynin emri ile diplomam ve hak et­
    tiğim altın maarif madalyam bizzat bendenize verilmez?
    Soranm size neden?
  • Verilmez, zira sizin o altın madalyanız ile diplomanız ma­
    beyinde, Başkatip Paşa hazretlerinin çekmecesinde rehin
    tutulmaktadır.
  • Derler ki: Eğer bu diploma ile altın maarif madalyası Ah­
    met Bey'in elinde olsaydı, o hemen Avrupa'ya kaçar ve
    de yedi düvelden hangisini tercih ederse o birisinin hiz­
    metine girebilir.
  • Girince de maazallah padişah efendimizi rahatsız ederdi!
  • Ben de zaten dün gece Başkatip Paşa hazretleri ile bu hu-

susu görüştüm. Çekmecede muhafaza ettikleri mezuniyet vesikam ile birincilik madalyamın bir kerecik olsun hariciyeci züppelere gösterilmesini arz ettim.

  • (Sevinir.) İsabet buyurmuşsunuz. Gösterecekler mi?
  • Hayır. Hatta fevkalade öfkelendiler. "Devletin aldığı ha­
    yırlı bir tedbir, üç beş haddim bilmezin meraklan gideril­
    sin diye elden bırakılamaz" diye adeta kükredi.
  • Pek yerinde bir öfke tezahürü. Bizatihi devlet siyaseti bu.
    Yaz boz tahtası değil ki...

(Köse Katip girer. Genç Katipler firlayıp ayağa kalkarlar. Ahmet Bey oralı olmaz.)

- Oturunuz beyler. Hayırlı sabahlar. (Ahmet Bey'e.) Size
de Ahmet Bey.

- Ayağa kalkamadığım için beni mazur görmenizi rica ede-

 

KÖSE KATİP AHMET BEY

  1. KATİP

AHMET BEY KÖSE KATİP

AHMET BEY

KÖSE KATİP

AHMET BEY

KÖSE KATİP

AHMETBEY

 

-3-rim. Dün gece pek bir yorulmuşum da...

  • Yine ne oldu Ahmet Bey?
  • Tam yatacaktım. Kapı çalındı. Mabeyinden bir yaver gel­
    miş. Darüssaade ağası beni istemiş! "Gidemem, hasta­
    yım..." diyecektim, amma beni çok sever. Hatırını kırmak
    Bu soğukta kalktım gittim. Yanıma şeyi...
    Evet, her neyse... onu aldım. Dışarı fırladım.

 

  • Ama siz... dûn gece... Başkatip Paşa hazretlerinin dave­
    tinde değil miydiniz?
  • O ziyaret dün geceden bir gece evvel yapılmış olup...
  • Eminim ki, daha evvelki gece de bir diğer davete icabet
  • Ha, evet. Kalem tatil idi. Fehim Paşa arabasını bana ver-
  1. Margrit'e iki yüz elli liralık bir çek gönderdim. Hemen geldi. Arabada sahibinin metresi ile onun arabasında öyle eğlendik ki...
  • Merakımı maruz görünüz Ah net Bey. Matmazel Marg­
    rit'e bir gece için iki yüz elli liralık bir çek gönderebiliyor
    iseniz, neden aylığı iki bin beş yüz kuruş maaşa bu ka­
    lemde çalışıyorsunuz?
  • Bu ne bahtsız bir fikrin tezahürüdür ki, beni muhatap al­
    makta? Efendi, efendi! Yatana hizmet para ile, pul ile
    ölçülebilir mi? Tam da bu gece mabeyne, velinimetim
    paşa hazretlerini ziyaret etmeye gidecektim...
  • Aman Ahmet Bey, korkarım beni yanlış anladınız. Ben
    şeyi kastetmiştim efendim... Siz pek gençsiniz. Pek yakı­
    şıklısınız. Pek kibarsınız. Pek zenginsiniz. Pek bilginsi­
    Pek...

- Yeter! Artık susunuz rica ederim. Ne kadar methiyeler

 

KÖSE KATİP

  1. KATİP
  2. KATİP
  3. KATİP

KÖSE KATİP 1. KATİP

  1. KATİP KÖSE KATİP
  2. KATİP
  3. KATİP
  4. KATİP

KÖSE KATİP

  1. KATİP

 

-4-

düzseniz de, benim kim olduğumu bilmiyorsunuz. Böyle asap bozukluğu içindeyken mesai yapmam imkansız. Dı­şarı çıkıp biraz hava alacağım... (Öfkeyle yürür, çıkar.)

  • Hay benim çenem tutulsaydı. Ahmet Bey iki demez bu
    patavatsız ihtiyarı mabeyne jurnal eder. Tüh tüh tüh!...
  • İçinizi rahat tutunuz efendim. Ben Ahmet Bey'in hafiye
    olduklarını hiç zannetmiyorum.
  • Ben de ihtimal dahi vermiyorum.
  • Ben de... Siz de, öteki amirlerimiz de Ahmet Bey'i hafiye
    sanmakla bir hayli yanılıyorsunuz. Aksine o bir Jön Türk
    ..
  • Ne malum? Tüh tüh tüh!..
  • Hal, hareket ve konuşmalan bunun en büyük delilidir.
    Ahmet Bey, her ne kadar tek bir şiirini bile ezbere bilmi­
    yorsa da, Namık Kemal'in bütün eserlerini okuduğunu
    iddia ediyor.
  • Dahası var. Gerçi bunu bana mühim bir sır olarak tevdi
    etmişlerdi. Size nakletmem yakışık alır mı bilmem?

- Beni korkularımdan kurtarmak için söyleyiniz rica ede-

rim. Tüh tüh tüh!..

  • Ahmet Bey, kendilerinin "şehit" olarak vasıflandırdığı
    Mithat Paşa'ya ait kanlı gömleği evinde saklamaktaymış.
  • Kanlı gömlek, evet! Bu sırrını bana da ifşaa etmişti.
  • Bana da... Hatta o gömleği dadısının bohçasında muhafa­
    za ediyormuş!
  • Yine de bu anlattıklarınız onun bir Jön Türk olduğuna
    delil teşkil etmez. Hafiye olduğunu gizlemek için sizi ya­
    nıltmaya çalışmaktadır. Tüh, tüh, tüh!..
  • Zannetmem! Ben bu korkunç Jön Türk'ün, yani Ahmet

 

  1. KATİP
  2. KATİP
  3. KATİP
  4. KATİP
    KÖSE KATİP

 

-5-

Bey'in ceplerinde -içinden boğucu gazlar çıkaran küçük küçük ve de müthiş komprime- bombacıklar bulunduğu kanısındayım.

  • Bazen bıyık altından gülerek "cehennem leblebileri" der­
    ken bu bombaların mevcudiyetini ima etmektedir.
  • Daha bu sabah bile "cehennem leblebileri"ni telaffuz etti.
  • Ya öfkelenir de Allah korusun onlardan bir tanesini orta­
    ya atarsa...
  • Babıali bir anda dünya yüzünden silinebilir, bir mezar, bir
    harabe olabilir!
  • Eğer hakikaten öyleyse, ben Ahmet Bey'in hafiye olması­
    nı, esraralut Jön Türk olmasına tercih ederim. Ayrıca da,
    bu akşam mabeyne ziyaretine gideceği o meçhul paşa
    hazretleri ile neler konuşacağını hayli merak etmekteyim.
    Tüh tüh tüh!...

(Kalemdeki katipler meraklı ı neraklı bir yere bakarlar.

 

 

 

1907'lerin İstanbul'unda, bir

 

aşa konağında duyulabilir

 

 

 

  1. OYUN

AHMETBEY K. PAŞA AHMETBEY

  1. PAŞA AHMET BEY K. PAŞA

 

türden müzik verilir. Katipler n baktıkları yerde Koruyu­cu Paşa koltuğuna kurulur.)

: AHMET BEY «KORUYUCJU PAŞA"DAN HÜRRİ­YETİN İLAN EDİLECEĞİNE DAİR HABER ALIR.

(Ahmet Bey, Koruyucu Paşa'nın huzuruna gelir.)

  • Paşa hazretleri! Koruyucum! Velinimetim! Efendimiz!...
  • Hoş geldiniz. Hayırdır inşallah?
  • (El etek öper.) Sebeb-i ziyaretim, kulunuzun zatınıza
    bağlılığını beyan etme arzusundan ibarettir.

 

  • Berhudar olunuz. Nasılsınız?
  • Günde beş vakit sağlığınıza duacıyım Paşa hazretleri.
  • Bundan böyle Osmanlı'nın huzuru için de günde en az

 

AHMETBEY K. P AŞ A

AHMETBEY

  1. PAŞA

AHMETBEY K. PAŞA AHMETBEY K. PAŞA

AHMET BEY

  1. PAŞA AHMET BEY
  2. PAŞA

AHMET BEY K. PAŞA

 

-6-

beş vakit duaya ihtiyacımız vardır. Of, of! Ne günlere kaldık ya rabbim!

  • Canınızı sıkan bir hadise mi zuhur etti Paşa hazretleri?
  • Sizi bana kim tavsiye etti pek hatırlayamıyorum. Gene de
    itimat telkih eden bir haliniz var. Ağzınızın sıkı olduğu
  • Bundan hiç şüpheniz olmasın Paşa hazretleri. İtimadınıza
    layık görülürsem, mevzubahis edeceğiniz hususta ser
    verip sır vermeyeceğime yemin ederim.
  • Sadece bu gece için sükut etmeniz kafidir. Zira zaten yarın
    sabah hürriyet ilan olunacak.
  • Neee!... Haşa! Asla!... Eğer maksadınız beni sınamaksa...
  • Efendimiz emretmese latifesi bile ne haddimize bizim.
  • Ya- ya- yani... Ulu hakanımız Abdulhamid hanımız mı?...
  • Bizatihi ta kendileri. O kadar önüne geçmek, bu Jön Türk
    rezillerinin durdurulamayacağım anlatmak istedikse de...
  • İsabet buyurmuşsunuz Paşa hazretleri. Benim naçizane
    fikrim de aynı istikamettedir. O rezil Jön Türkler'den
    uzak durmalıyız. İnşallah Efendimizi ikna etmişsinizdir?

 

  • Ne söyledikse kar etmedi. Allah sonumuzu hayır etsin...
  • Amin! Bendeniz bir mabeyin mensubunuz olarak her daim
    emrinizdeyim Paşa hazretleri. Payitaht için Jön Türk ser­
    serileri ile kanımın son damlasına kadar...
  • Bundan zerre kadar şüphem yoktur. (Öptürmek için elini
    uzatır.) Hele bir sabah ola.
  • (El öper.) Hayırlı geceler Paşa hazretleri. Afiyetle kalınız.

- Selametle gidiniz.

(K. Paşa dua mırıldanırken, Ahmet Bey geri geri çekilir, çıkar. Dönemin İstanbul konaklarında her akşam olduğu

 

  1. OYUN

AHMETBEY

AHMETBEY KÖSE KATİP AHMET BEY

KÖSE KATİP AHMET BEY

KÖSE KATİP AHMET BEY

 

.   -7-

gibi vur patlasın çal oynasın saz alemleri yapılmaktadır. Müzik bir süre dinletilir ve fona alınır. Belki bir ezan sesi ile geceden saba geçiş yapılır. Babıali Kalemindeki katip­ler bakışları ile yolunu gözlerken, Ahmet Bey kaleme ge-gelir. Siyah bonjurlannı giymiş, beyaz eldivenlerini tak­mış. Bir elinde İkdam gazetesi var.)

: AHMET BEY'İN HÜRRİYETİ İLANIDIR. (Ahmet Bey kaleme girer. Köse Katip ile üç genç katibe tepeden bakarak masasına geçer. Koltuğunu oturur. Katip­ler korkulu, kaygılı sessizce beklerler. Ahmet Bey fesini çıkarır. Masanın üstüne koyar. Bir çelik yay gibi kurulur. Kabarır.)

-Nasıl, gördünüz mü?

(Köse Katip ile genç katipler, içlerinde korkunç bir "şüp­he" ve soramadıklan bir "acaba?" ile birbirlerine bakar­lar.)

  • Cevap veriniz. Gördünüz mü?
  • (Sesi titreyerek.) Neyi gördük kü Ahmet Bey?

- Allah'tan çok Abdülhamid'tenj korkuyor olmanızın beyhu-
deüğini.

(Köse Katıp ile genç katiplerde bet beniz gider.)

  • Aman Ahmet Bey... Böyle durup dururken ne münasebet?
  • (Güler. Soğan rengi tek gözlük camını düzeltir.) Hepiniz
    korkuyorsunuz be! Yoksa haberiniz yok mu?
  • Neden haberimiz olacak? Yoksa dün akşam... mabeyinde...
  • (Asabi bir hareketle gözlüğünü tutar. Yavaş yavaş doğrulur.
    Köse Katibe dik dik bakar. Kafa sesi.) Acaba bu adam bir
    istibdat taraftan mıdır? Lakin ne cesaret! (Haykırır.) Hürri­
    yetin ilan olduğunu daha duymadınız mı? Gazete okumadı-

 

KÖSE KATİP AHMET BEY KÖSE KATİP AHMET BEY KÖSE KATİP AHMET BEY

KÖSE KATİP

AHMET BEY

KÖSE KATİP

AHMET BEY KÖSE KATİP AHMET BEY KÖSE KATİP AHMET BEY KÖSE KATİP

 

-8-mzmı?

  • Sizin gibi bu sabahki gazeteleri biz de okuduk oğlum.
  • (Hiddetli.) Hiçbir şey anlamadınız mı?
  • Ne anlayacağız Ahmet Bey?
  • Hürriyetin ilanını...

 

  • Hangi gazetede yazıyor?

(Köse Katip, elleriyle titreyerek masasının sol gözünü çe­ker. İki gazete çıkartır. Tehlikeli bir şeymiş gibi yavaşça önüne koyar.)

  • İşte Sabah ile İkdam... İlanları bile okudum. Öyle hürriyete
    ait bir şey yoktu...
  • Siz artık bu devre layık adamlar değilsiniz. İlan sütunların­
    da hürriyet ilam arıyorsunuz. Hayır, hayır... En başa bakı­
    nız. Orada bir duyuru var. İşte bu duyuru hürriyet ilan edi­

(Diğer katipler önlerine bakıyorlar, her ihtimale karşı bu tehlikeli tartışmayı hiç işitmiyor gibi davranıyorlar. Köse Katip, Sabah gazetesini açar. Duyuruyu bulur.)

  • Kanuni esasi hakkındaki duyuruyu mu söylemek istiyorsu­
    nuz?

 

  • Fakat bu duyuruda hürriyete dair bir şey yok.
  • Siz hürriyeti ne sanıyorsunuz? İşte Kanuni esasi.
    -Fakat...
  • Demek siz bunun hürriyet olduğunu anlayamadınız ha?

- Bu duyurudan ben hürriyet gibi şeyler anlamam. Kanuni
esasi zaten vardır. Her sene resmi yıllığın en başına basılır.
Onun uygulamasını tekrar duyurmak yeni bir düzenleme

 

AHMET BEY

  1. MÜDÜRÜ

AHMETBEY

  1. MÜDÜRÜ AHMET BEY
  2. MÜDÜRÜ AHMETBE Y

 

-9-

işareti olsa gerekir. Fakat başka şeye... Asla... (Kalem Müdürü girer. Köse Katip ile genç katipler fırlar kalkarlar. Ahmet Bey keyfîni bozmaz.) - (Alaycı.) Oooo! Müdür Bey'imiz kaleme bugün her zaman­kinden erken teşrif ettiler. Acaba neden? Yoksa Büyük-ada'dan bu taraflara mı taşındınız?

  • Hayır efendim, bir yere taşındığımız yok. Bu sual nerden
    icab etti?
  • Umumiyetle öğle paydosundan on dakika önce gelir, öğle
    paydosu daha bitmeden kalkar giderdiniz de... Sizin de
    kulağınıza bir şeyler mi çalındı diye merak ettim.
  • Ne çalınmış olabilir ki?
  • Bundan böyle, mabeyne mensup bir adama mensup bir ka-

dının süt kardeşine mensuptuk sayesinde mesainize de­vamsızlık etmenizin kusur sayılabileceğini.

  • Benimle daha aleni konuşman: zı rica ediyorum.
  • Belli ki siz de haberdar değilsi üz. Hatta gazete okumak

 

 

 

gibi bir adetiniz olmadığı için

 

uyuruyu bile görmemişsi-

 

 

 

  1. MÜDÜRÜ AHMETBE Y K. MÜDÜRÜ

AHMET BEY

 

nizdir.

  • Neyin duyurusuymuş bu?
  • Hürriyet ilanının.
  • Hü-hü-hürriyet mi? Rica ederim, böyle şeylerden söz et­
    Bizim vazifemiz her şeyden mukaddestir! İşleri­
    nize bakınız beyler! Ben amirinizim. Benim gibi vazifenize
    düşkün olunuz. İnsanın en büyük mutluluğu vazifesini ih-
    malsiz yapmasıdır!
  • Haftada bir iki defa, günde on dakika kaleme gelen birinin
    vazifeden dem vurmasına daha fazla tahammül edemem.
    (Ayağa kalkar.) İşte hepiniz uyuyorsunuz. Benim için sizin

 

  1. MÜDÜRÜ

AHMETBEY

  1. MÜDÜRÜ 1. KATİP

AHMETBEY

AHMETBEY K. MÜDÜRÜ K. KATİP

AHMET BEY

L KAPICI 2. KAPICI

  1. KAPICI
    AHMET BEY
  2. KAPICI
    AHMET BEY

 

-10-

gibi budalaların arasında bir dakika geçirmek, artık bir yüzyıl kaybetmeye eşittir.

- Ahmet Bey! İstirham ederim kendinize geliniz! Aksi halde... (Ahmet Bey fesini giyer. Tek gözlüğüne tekrar eller. Kapı­ya doğru yürür. Çıkmadan durur.)

  • Acele etmeyiniz. Az sonra görürsünüz! (Odanın kapı önü­
    ne çıkar.)
  • (Katiplere.) Ne yapmaya çalışıyor bu zat-ı muhterem?
  • Korkarım "cehennem leblebilerTni patlatmaya karar verdi.
    (Ahmet Bey'in sesi bomba gibi patlar.)
  • Yaşasın hürriyet!

(Kalemdekiler bomba patlamış da onun etkisinden korun-isterler gibi masalarının altına gizlenirler.)

  • Yaşasın hürriyet!
  • Tövbe estağfulullah. îçine şeytan girmiş bu densizin.
  • Belli ki bize tuzak kurmakta. Mutlaka mabeyin tararından
    Tüh tüh tüh!

(Ahmet Bey iyice gaza gelmiştir. Ne yaptığının farkında değil. Hariciye koridoruna, dahiliye tarafına, sadarete koşar. Merdiven başlarında, meydanlarda, nazır odalarının önlerinde haykırır.)

- Yaşasın hürriyet! Yaşasın hürriyet! Yaşasın hürriyet!
(İki kapıcı koşarak girer, Ahmet Beyin peşine takılırlar.)

  • Adam delirdi. Ahmet Bey delirdi.
  • Deli meli, onu hemen yakalayıp zaptiyeye teslim etmeli.
  • (Ahmet Bey'e.) Dur, kaçma!
  • (Kaçar.) Yaşasın hürriyet!
  • (Ahmet Bey'e.) Teslim ol!
  • (Kaçar.) Yaşasın hürriyet!

 

AHMET BEY

BİR MÜSTEŞAR AHMET BEY

 

-11-

(Ahmet Bey'in tutulmadığım, boyuna "yaşasın hürriyet!" narasını bastığını gören katipler, müsteşarlar, müdürler, mümeyyizler, halifeler, kapıcılar, şûrayı devlet azalan odalarından çıkar, Ahmet Bey'in etrafina toplanır, gittikçe belirgin bir şekilde ona karşı saygılı davranmaya başlarlar.)

- Geliniz vatandaşlar, geliniz! Benim yanıma koşunuz. Hür­
riyetin kollarına atılınız. Eski idareye lanetler! Lanetler ol­
sun. Zorbanın kıçına tekmeyi vurduk! İstibdadı lağım çu­
kurunun içine gömdük! İşte bir hürriyet kahramanı olan
ben buradayım. Abdulhamid'in nazırları nerede?

-Yoklar! Evlerine kaçtılar!

- Cehenneme gitseler elimden kurtulamazlar. Onları birer
birer yakalayıp öküzlerle eşleştireceğim. Sonra da kara
sabana koşacağım. Onlara hürriyetin tarlasını sürdürece­
ğim. Eşi öküzden geri kalan nazırın götüne övendireyi
bastıracağım. Yaşasın hürriyel diye bas bas bağırtacağım.

 

 

 

(Kalabalık arasından Kalem N

 

üdür'ü el kaldırır.)

 

 

 

AHMET BEY K. MÜDÜRÜ

BiR AZA AHMETBEY

  1. KAPICI AHMET BEY
  2. KAPICI

 

  • Konuşunuz.
  • Ey hürriyet kahramanı! İstibd^tı nasıl devirdin? Bize an­
    latınız.
  • Evet anlatınız! Bunu bilmek isteriz...
  • Vatandaşlar! Bize "Jön Türkler" derler. Bizi kimse tanı­
    Bizim kimse adımızı bilmez. İşte bu Jön Türkler'den
    birisi benim! Ben onların reisiyim! Benim de adımı kimse
    bilmez. Beni de kimse tanımaz.
  • Ben sizi tanırım efendim. Adınız Ahmet Bey'dir.
  • Hayır, yalan söylüyor. "Ahmet" benim takma adımdır. Asıl
    adım değil. Beni kimse tanımaz.
  • Bir senedir tanırım. Siz Ahmet Bey'siniz.

 

-12-

 

KALABALIK AHMET BEY

  • Hayır diyor işte... İtirazda inat lüzum etmez...
  • Sen kim oluyorsun da bana... Susturun şunu...
    (Kalabalık hiddetlenir. Kapıcıyı tokatlayıp dışarı atarlar.)

AHMETBEY

- Bu cahil adam benim takma adımı asıl adım sanıyor. Fakat onun kabahati yok. Bugüne kadar kalemdeki beyler de, kâ­tipler de, müdürler de, hatta nazır da, hatta İstanbul halkı da... Hatta ben, hatta evimdeki ailem de beni "Ahmet Bey" olarak tanıyorlardı. Halbuki... Yanılıyorlardı. Ben bu nam altında asıl kimliğimi, asıl adımı gizliyordum.

KALABALIKTAN- (Alkışlar, tezahüratlar.) Yaşa!... Helal!... Muazzam!..

AHMET BEY       - (El hareketi ile kalabalığı susturur.) Bizim derneğimizin

merkezi Patagonya'daydı. Fakat her yıl kongremizi İstan­bul'un tenha bir köşesinde, Sulukule'de bir çingene evinin eşek ahırında yapardık.

KALABALIKTAN - Aaaa! Ya!... Vay be!...

AHMET BEY      - Düşündük, taşındık... Bizim istediğimiz kan dökülmeden

hürriyeti elde etmekti. Ben bir proje yaptım. Sulukule'den ta Yıldız sarayına kadar bir tünel kazmak... Sonra bu tünel­den geçerek bir gece zorbayı sarayının bir odasında yap­yalnız yakalamak... Kafasını tabanca altına alarak hürriyeti ilan ettirmek... Yüz red oyuna karşı on bin beş yüz kabul oyu ile benim projem kabul edildi.

KÖSE KATİP      - Afedersiniz Ahmet Bey! Pardon, takma adınızı söyledim.

Kahraman Bey! Kongrenizde on bin altı yüz üye olduğu anlaşılıyor. Bu kadar kişiyi içine alacak bir ahır Suluku­le'de değil, İstanbul'da bile yok. Sakın rakamda bir yanlış­lık olmasın?

AHMET BEY      - Hayır, hayır...

KÖSE KATİP     -Fakat...

 

AHMET BEY KÖSE KATİP AHMET BEY

KÖSE KATİP AHMET BEY

 

-13-- Ne fakatı be?

  • Nasıl olur bu?
  • Hayır, dedim. İtiraza lüzum yok. Kongre için bütün üyele­
    rin toplanması şart değil. On kişi, beş kişi, hatta iki kişi
    .. Diğerleri oylarını bunlara havale ederler. Karbonari
    gibi nice siyasi cemiyetler vardır ki, kongrelerini binlerce
    üye ile yapmışlardır. Hasılı... Lafı uzatmayalım. Susunuz,
    dinleyiniz.
  • Zaten dinlemek, anlamak için soruyoruz.
  • Hayır, siz asla hürriyete alışamayacaksınız. Karşı çıkmayı,
    soru sormayı bırakınız. Yoksa sizi şimdi deminki münase­
    betsiz kapıcı gibi dışarı attırırım. Hem kapıdan da değil,
    .. Evet pencereden! Altı yedi metrelik bir yük­
    seklikten avluya atılınca itirazın ne demek olduğunu anlar­
    sın. Hürriyet serbestlik demektir. Kanuni esasi demektir.

 

istibdat" cinayetinden ararlarının cezası da bütün

K. MÜDÜRÜ AHMET BEY

Buna ait bir söze karşı çıkmak başka bir şey değildir. İstibdat hür milletlerde birdir.

korkması...) Evet, benim

  • Nedir ey kurtarıcımız?
  • İdam! (Sessizlik. Köse Katip'ir

projem kabul olundu! Tüneli kazmaya başladık. Çıkarttığı­mız toprakları Sulukule deresine atıyorduk. Bu topraklar denize yakın araziyi beş metre kadar büyüttü. Bu kadar bü­yük bir değişiklik karşısında bile hafiyeler bizim mevcu­diyetimizden şüphe etmediler. Tuhaf değil mi?

KALABALIKTAN- Tuhaf!... Şayanı hayret!... Bu ne gaflet!...

AHMET BEY       - Evet! İstanbul'un bir sahili denize doğru büyüyordu da

bunu kimse görmüyordu. Halbuki Nil nehrinin getirdiği kumlarla, çamurlarla İskenderiye sahillerinin gittikçe deni-

 

-14-

ze doğru genişlediğini maarif bütün öğrencilere öğretiyor­du. Sonunda yirmi yılda bu tüneli tamamladık. Yirmi sene! KALABALIKTAN - Vay be! Yirmi sene! Bakın hele! AHMET BEY       - Bu size uzun gelir değil mi? (Yanıt bekler, alamaz.) Hayır,

bir inkılapçı, bir ihtilalci için bu zaman yirmi dakika kadar kısadır. Ne eziyetler çektik! Saçlarımız ağardı. Şairlerin hayatta bahar farz ettikleri gençliğimiz dar, güneş görmez bir delik içinde kazma vurmakla geçti. Dişlerimiz dökül­dü...

KALABALIK TAN- Vah vah vah! Hay Allah! Pek yazık!... AHMET BEY       - İşte vatandaşlar! Bir gece kazmamızı vurunca yıldızla dolu

gökyüzünü gördük. (Alkışlar.) Burası sarayın bahçesiydi!
(Alkışlar.) Ben başımı çıkardım. Etrafi dinledim. (Alkış­
lar.) Biraz ileride nöbetçiler geziyordu. Mabeynin mükem­
mel bir haritası yanımızda hazırdı. Tekrar tünele çekildik.
Özel bir ihtilal aletiyle yerimizi saptadık.
3. KATİP                -Neredeydiniz Ahmet Bey?

(3. Katip, Kahraman' in takma adını ağzından kaçırmıştır. Kalabalıktan tepki alır.)

KALABALIKTAN - Hoşt! Ne Ahmet Bey'i? Ağzından çıkanı kulağın duysun

efendi!

(Ahmet Bey, el hareketi ile kalabalığı susturur.)

AHMET BEY       - Zorbanın yattığı köşkten yüz metre uzaktaydık. (Alkışlar.)

Arkadaşlarıma veda ettim. "Haydi siz gidin, beni yalnız bırakın" dedim.

KALABALIKTAN-Ne cesaret!... Tam bir kahramanlık!... Müthiş fedakarlık!... AHMET BEY       - (Kalabalığı eliyle susturur.) Onlar tünele girdiler. Yer al­tından Sulukule'ye doğru gitmeye başladılar. Siz o vakit, o gece, o saat, o saniye kim bilir ne kadar rahat, ne kadar

 

KÖSE KATİP AHMET BEY

-15-sakin, sıcacık yatağınızda mışıl mışıl uyuyordunuz.

  • (İmalı, düşük sesle) Halen de uyanamadık ya!
  • .. Ben ne heyecanlar geçiriyordum. Her neyse...
    İşte böyle böyle, bu dirseklerimin üstünde yerde sürüne
    sürüne ilerledim. (Alkışlar.) İki dakika içinde yirmi üç tane
    nöbetçi neferini zehirli hançerle telef ettim. (Alkışlar.)
    Sonunda zorbanın yanına girince tabancamı anlına daya­
    dım...

KALABALIKTAN- Vay be!.. Tetiğe bir dokunursa... Kafasının ortasından...

AHMET BEY      - (El hareketiyle kalabalığı susturur.) Sakalından tuttum...

Zorba "Aman, Jön Türk! Benden ne istersen iste vereyim. Yalnız canıma dokunma!" deyince ben "Senden bir şey is­temem. Yalnız şimdi hürriyeti ilan edeceksin. Yoksa karış­mam" dedim. (Alkışlar.) Can korkusuyla hiç düşünmedi. Huzuruna giremeyen mabeyincilere sakalı elimde yazdığı emri gönderdi. İşte bu sabah gs zetelerde okuduğunuz du­yuru benim ona yazdırdığım sa ırlardır... (Kalabalık, Ahmet Bey'i omuz! ara alır. Marş söyleyerek Babıali'den çıkartırlar. Orada y ılnız Köse Katip kalır.)

KALABALIK

- Kalkın ey Osmanlılar
Biz de şadan olalım,

Bu "Jön Türk"ün uğruna Biz de kurban olalım...

KÖSE KATİP

YAZAR KÖSE KATİP

- Aaaah, ah!...

(1. Kapıcı girer. Köse Katibin yanına gelir.)

  • Hayırdır Köse Katip efendi! Sen de mi hırpaladılar?
  • Otuz dakika var ki, konuşmamak için kendimi zor tuttum.
    Söz boğazımdan dilimin üstüne geldi, dudaklarıma dayan­
    dı. Ben yutkundum. Sorumu karnıma indirdim. Ah şimdi

 

  1. KAPICI KÖSE KATİP
  2. KAPICI KÖSE KATİP
  3. KAPICI

KÖSE KATİP 1. KAPICI

KALABALIK

  1. OYUN

KALABALIK

 

-16-

hürriyet ilan edilmeyip de, o eski istibdat zamanı olacaktı ki...

  • Sözüm meclisten dışarı, say ki oldu.
  • Ahmet Bey'e derdim ki: Siz bundan yirmi yıl evvel Sulu-
    kuledeki eşek ahırında kongre yapıyormuşsunuz. Sonra
    sual ederdim ki: Bugün için kaç yaşındasmız?
  • Diyelim ki yirmi üç, bilemedin yirmi dört. Ne var bunda?

- O vakit ben de sualime devam ederdim: Pekala, Sulukule -Yıldız Sarayı tüneli projenizi kaç yaşındayken icat ettiniz?

  • Aman ha! Bunlar tehlikeli lakırdılar. (İdam işareti yapar.)
    Memlekette hürriyet var. Her şey uluorta konuşulmaz ki...
  • Ben de ondan çekinirim ya! Tüh tüh tüh!

- Tüh kü ne tüh! Tüh kü ne tüh!...

(l. Kapıcı ile Köse Katıp dizlerini döverlerken kalabalığın slogan bağıran sesi gittikçe uzaklaşır.)

- (Ses.) Yaşasın hürriyet! Yaşasın hürriyet!
(Müzik verilir. Hürriyet Marşı çalınır.)

: GENÇLER HÜRRİYET KAHRAMANFNIN ARA­BASINA KOŞULUR, İSTANBUL AHALİSİ PEŞİNE TAKILIR.

(Yollar, binalar cülus günü gibi süslenmiştir. Ahmet Bey­in bindiği arabaya at yerine koşulan öğrenciler, peşine takılan kalabalık Hürriyet Marşını söyleyerek güçlükle ilerlemektedir.) - Kalkın ey Osmanlılar Biz de şadan olalım, Bu "Jön Türk"ün uğruna Biz de kurban olalım... (Köprü Memurları boyunlarında para kutuları ile kalabalı-

 

-17-

ğın önüne geçer. Konvoy durur.) AHMET BEY   - Ne var, ne oluyor?

  1. HÜRRİYETÇİ- Köprü memurları yolumuza çıktı efendimiz. Geçiş parası

istiyorlar.

AHMET BEY   - Artik köprü parası alınmayacak, bu vahşiliktir, hürriyete yakışmaz...

(Hürriyetçiler kendi hürriyet mabutlarının bu narasından co­şarlar. Galeyana gelirler. Para toplayan memurları boyunla-rındaki kutularla beraber denize fırlattılar. Araba ilerler. Ka­labalığın karşısından gelen 2. Hürriyetçi Ahmet Bey'i bilgilendirir.)

  1. HÜRRİYETÇİ- Ey hürriyet kahramanı! Aziziye karakolunu boşaltan asker-

ler, takım kumandanları, yani onbaşıları önlerinde olduğu halde Galata'ya doğru kaçıyorlar!

AHMET BEY  - Canını seven her istibdat mensubuna aynı hareketi tavsiye ederim. Bakın şu hürriyetperver l alabalığa!..

  1. MÜDÜRÜ - Sayılan on bini aştı. istanbul sime iye kadar böyle sevinçli, böyle genel bir hareket görmedi.

AHMET BEY   - Göremez! Görmeyecektir de!... İs tanbul ahalisi bizimledir. Ya yabancılar, Sefarethanelerin hal ve gidişatları nedir?

  1. MÜDÜRÜ - Tuhaf bir şaşkınlıkla bayraklar çekmişler, daha ne olduğunu iyice anlayamadıkları bu olayı selamlıyorlar. Bakınız, en son Rus Sefarethanesi de bayrak çekmekte.

AHMET BEY  - (Arabasını koşulu öğrencilere.) Durrr... Ey vatandaşlar! Bizi dünyada en çok seven mukaddes komşumuzun, sevgili çar­lık Rusyası'nın sefarethanesi önündeyiz... Onları selamlaya­lım. Eski hain istibdat yönetimi, en sevgili kardeşlerimiz olan Ruslar'ı ve hürriyetperver Rus Çarını bize düşman bil­dirmişti. Hayır, hayır, hayır... Hiçbir devlet kendi komşusu-

 

-18-

na düşman olamaz. Olamaz. Bu mantığa aykırıdır. (At yeri­ne arabaya koşulu öğrencilere ilerlemelerim işaret eder.) Bizim düşmanlarımız olsa olsa İspanya, Portekiz, İsveç, Norveç, Monako, Liberya, Arjantin, Panama hükümetleridir. Biz bunların saldırısından korkmalıyız. Dünyanın en büyük hürriyetperveri olan Çarın hükümeti hür bir Türkiye'ye düşman olamaz...

BİR GRUP       - Zito, zito, zito...

(Kalabalığa yeni katılanlar olur. Yürüyüş kolu durur.)

AHMET BEY  - Artık alayımız hareket edebilmek yeteneğini kaybetti. Bari bana bir kişilik yer açınız da evime gideyim.

  1. MÜDÜRÜ - Asla, ey "hürriyet kahramanı!" Asla! Senin ayağın toprağa layık değildir.
  2. KATİP - Caddeler sokaklar sizi görmek isteyenlerle dolu.
  3. KATİP - Onların başlarına basarak yürüyünüz.

(Ahmet Bey, insan kalabalığının başlarına, omuzlarına basarak ya da omuzlarda taşınarak konaklarının önüne gelir.) KALABALIK    - Yaşasın hürriyet!.. Yaşasın harriyet!..

(Hanım Efendi, Dadı, Mehveş, Peyker, Pesend, Despina, Hacer, konağın ikinci kat balkonundan aşağı bakmaktadır­lar. Hanım Efendi aşağı seslenir.) HANIM EFENDİ- Ayol ümmeti Muhammedimin başında böyle yürümeye

utanmıyor musun sen Ahmet?

AHMET BEY    - (Tepkili.) Affedersiniz anne! Benim adım Ahmet değil. HANIM EFENDİ - Haltımı etmişsin. Senin adın Ahmet. AHMET BEY      -Değil işte!

HANIM EFENDİ - Hayır Ahmet. Doğurduğum, meme verdiğim, büyüttüğüm

oğlumun adını bilmez miyim ben?

 

-19-

AHMET BEY         - Bilmiyorsun işte! Ahmet değil!

HANIM EFENDİ   - Siz söyleyin kızlar. Mehveş, Peyker, Hacer, Pesend,

Despina! Hadi söyleyin. Küçük Bey'inizin adı nedir?

HİZMETÇİLER    -Ahmet!

AHMET BEY         - Hayır, yalan! Benim adım Ahmet değil.

HANIM EFENDİ   - Bakın hala inkar ediyor. Sen şahitsin dadı. Rahmetli ba­basının şeyh efendisi, bu oğlan doğduğu vakit avazı çıktığı kadar ezan okuyarak ona Ahmet adını koymadı mı?

DADI                      -Koydu.

AHMET BEY         -Yalan!

HANIM EFENDİ   - Hiç de yalan değil. Hatta ezanın şiddetiyle sen küçükken

kulağın ağrıyıp da akil baliğ oluncaya kadar akmadı mı?

AHMET BEY         -Akmadı.

HANIM EFENDİ    - Üstüme iyilik sağlık. Her hakikati inkara kalkıyor. Ay

ben fenalar oluyorum. Hayy; y! (Hanım Efendi, hizmetçileriı kucağına düşer, bayılır.

 

Dadı ile hizmetçiler, Hanım

 

fendi'yi ayıltmak için

 

balkondan içeri taşırlar.)

KALABALIKTAN  - Müthiş Jön Türk!... Onun hal&ki adını annesi bile bile­medi... Bu tam manası ile bir gizlilik!... Fevkalade ihtiyatlı bir kahraman!

(Ahmet Bey duyduklarından memnun başını kaldırır. Pencereden dışarıyı gözleyen Hacer'e seslenir.)

AHMET BEY            - Kız! Dadını çağır!

HACER                     - (Pencereden kaybolur, hemen döner.) Dadı gelmiyor.

AHMET BEY            -Niçin?

HACER                    - Hanım Efendi'yi koku ile ovuyor.

AHMET BEY          - Mehveş'i çağır.

 

HACER AHMET BEY HACER AHMETBEY HACER AHMET BEY HACER AHMETBEY HACER

AHMET BEY

KALABALIKTAN AHMET BEY

KALABALIK

 

-20-

  • Mehveş ablam da Hanım Efendi'nin kollarını ovuyor.
  • Peyker'i çağır.
  • Peyker ablam da Hanım Efendi'nin ayaklarını ovuyor.
  • Pesend'i çağır.
  • Pesend ablam da hepsinin ellerine kolonya döküyor.
  • Despina nerede?
  • Git bak, çabuk!
  • (Pencereden kaybolur, döner.) Despina ablam saçlarını
    düzeltiyor. Gelecek.
  • Söyle ona bana kapıyı açsm.(Kalabalığa.) Haydi vatan­
    daşlar! Yarına! Yarma! Şimdi evlerinize gidiniz. Çölü-
    ğunuzu çocuğunuzu tebrik ediniz. Onlara söyleyiniz ki,
    artık üzgün olmalarının ihtimali yoktur. Çünkü hürriyet
    güneşi doğdu. Bu güneşin altında bütün sefaletlerin, re­
    zaletlerin nasıl eriyeceğini daha sonra size teferruatıyla
    anlatacağım.
  • Hemen anlat!... Bizi şimdi aydınlat!...

 

  • Yarın, yarın. Evet, yarın. Zira bugün çok yorgunum.
    Hem yarın size öyle bir şey söyleyeceğim ki... Bunu
    işitince hayatınızın en büyük bir mutluluğuna kavuşa­
    caksınız. Size bugüne kadar kimsenin bilmediği hakiki
    adımı söyleyeceğim. Evet, yarın bunu işiteceksiniz!
    (Kalabalık çılgınca sevinir, coşar, ellerini patlatırcasına
    Ahmet Bey'i alkışlar. Despina kapıyı açar. Ahmet Bey,
    kendisini taşıyanlara kapıyı işaret eder. O kapıya taşınır­
    ken kalabalık marş söyleyerek dağılmaya başlar.)
  • Kalkın ey ehli vatan!
    Biz de şadan olalım,

 

  1. OYUN

AHMETBEY

PEYKER

MEHVEÇ

DADI

PESEND

HACER

 

-21-

Bu "Jön Türk"ün uğruna Biz de kurban olalım... : AHMET BEYİN YENİ ADI EFRUZ BEY.

(Konağının için. Hanım Efendi, kanepenin üstünde boy­lu boyunca baygın yatıyor, Dadı, Hacer, Mehveç, Peyker ve Pesend kolonya ile ellerini, ayakların, kollarını, göğ­sünü ovarak onu ayıltmaya çalışıyorlar. Ahmet Bey ile Despina girerler.)

  • Daha açılmadı mı?
  • Maalesef henüz kilitli haldeler.
  • Kolay kolay açılacağa da benzemiyor.
  • Pek bir fena üzdünüz onu.

 

  • Ne yapsak fayda etmiyor.
  • Hep kulağına "Adı Ahmet Bey'miş. Şaka yapmış"diye
    bağırdık. Duymadı bile.

 

 

 

AHMET BEY         - (Hiddetlenir.) Bu ne münase1

 

etsiz tedavi tarzıdır böyle?

 

 

 

DADI

AHMETBEY DADI AHMETBEY

 

Kan beynime sıçradı. (Yumn k sıkar.) Bir daha bana "Ahmet Bey" dediğinizi duyj rsam vallahi döver, bu evden kovarım!

  • Öyleyse size artık ne diyelim''
  • Asıl adımı söyleyiniz.
  • Asıl adınız ne?
  • Bunu henüz ben de bilmiyorum. Yarın söylerim. Acele­
    den patlıyor musunuz? Daha dünyada kimse asıl adını
    öğrenmedi. Ama ben boş duracak değilim. Hemen
    odama çekilip adımı keşif için çalışacağım. Bu katta ses
    soluk istemiyorum. Annemi aşağı taşıyın.

(Dadı ve hizmetçiler söyleneni yaparlarken Ahmet Bey odasına geçer. Despina havagazı lambasını yakmış.)

 

AHMET BEY DESPİNA

AHMET BEY

DESPİNA AHMET BEY

DESPİNA AHMET BEY

DESPİNA AHMET BEY

DESPİNA AHMETBEY

 

-22-

  • Sen ne yapıyorsun burada Despina?
  • Seni bekliyor idim Beyimu. Asıl adınızı ilk ben bilmek
    Bu sizin için mümkün mü?
  • Daha sonra olabilir. Sabırsız olan yalnız sen değilsin
    .. Bu malum İstanbul şehri, bütün bir memleket, hatta
    uçsuz bucaksız o koca dünya bir merak içindedir. Yarın
    ismim duyulunca, şöhretim bir anda telgraflarla dünya­
    nın her köşesine yayılacak. Fakat... Fakat ben asıl adımı
    henüz bulamadım Despina.
  • (Yatağı işaret ederek.) Birlikte arayalım mı?
  • Daha konakta herkes ayakta ve ben fevkalade yorgunum.
    Edebiyatı cedide romanlarının birinde benim adım yazıl­
    mış olabilir. Neydi onlar? Bülent, Nevin, Nahit, Fahir,
    Sühran, Kamran, Süha, Neriman...

 

  • Şadan.
  • Hayır, hayır. Bunları beğenmiyorum. Öyle bir ad olsun
    ki, hiç işitilmemiş, hiç kullanılmamış... Bundan başka
    benim varlığıma, büyüklüğüme, mühimliğime uysun.
  • Hiç kullanılmamış bir isim nasıl bulunur beyimu?
  • Yeni kelime uydurmalıyım. Tıpkı, tıpkı bestekar Verdi­
    nin adı gibi. Tokatlıyan handa anlatırlarken işitmiştim.
    Bu bestekar, kralından ödül olarak adım istemiş. Kral da
    ona kendi adının her kelimesinden yalnız birer harf ver­
    miş.

 

  • Birer harf mi?... Sanki adının sadakasıdır.
  • îyi anladın. Kralın adı: Viktor Enauel Ruva d'İtali'dir.
    Kelimemelerin baş harfleri: v, e, r, d, i... Hepsini birlikte
    okuyorum: Verdi. Bütün mesele ben kimin adından harf
    alabileceğimdir?

 

DESPİNA

AHMET BEY

DESPİNA AHMETBEY

DESPİNA AHMETBEY

 

-23-

  • Verdi'nin kralı varsa bizim de padişahımız. Abdülhamit
    Han Hazretlerinin adını bir deneyiniz beyimu?
  • Hayır! Asla!.. Belki onu yarın yerinden düşüreceğim.
    Ben en iyisi aklıma gelen Avrupa hükümdarlarının
    adlarının baş harflerini bir bir yazayım. (Bir kitap ile
    kalem alır. Kitabın boş yerine yazar.) Nikola'nın n'si,
    Vilhelm'in v'si, Edvard e, Viktor v, Emanuel e, Alfons
    a, Yorgi y, Jorc j, Fransuva f, Josef j, Albert a ve Hakon
    .. Bakalım ne oldu? (Okur.) Nveveayifjah.
  • Ah ah! Pek bir mana hasıl olmadı heyyhat.
  • Bu harflerin bazılarının yerlerini değiştirebilirim. (De­
    ğiştirir, okur, beğenmez.) Hafyavjevn, Fanvejavah,
    Vanjnohfa, Jahnahvey... Vay anasını! Beni ya Hintli, ya
    Çerkez sanacaklar.

- Ne zararı var? Anneniz Hanım Efendi bir Çerkez!

imdi. En doğrusu biz Jön

- Annemi bu işe hiç karıştırma

 

 

 

DESPİNA AHMETBEY

AŞÇIBAŞI DURMUŞ

DESPİNA

 

Türkler'in ünlü şiarımızdan b rer harf almak. (Yazar.) Hürriyet, uhuvvet, müsavat, a ialet. (Okur.) Humma!

  • Hastalık ismi çıktı. (Güler.)
  • (öfkelenir.) Çekil git başımda n. Bir de seninle uğraşma­
    yım.

(Despina isteksizce odadan hole çıkarken dış kapı vuru­lur . Aşçıbaşı açar. Durmuş çarşıdan aldığı ekmek ve erzakları taşıyarak girer.)

  • Nerede kaldın be yahu? Konaktakileri aç bıraktık.
  • Başıma gelenleri ne sen sor ne ben söyleyeyim Ustam.
    Ortalık mahşer yeri gibi. Bir büyük Bön Türk hürriyet
    ilan etmiş.
  • Hay senin dilini eşek ansı soksun emi! Bön Türk olur

 

-24-

hiç? Jön Türk Jön.

DURMUŞ                - Ha işte ondan. Unutmayım diye ne kadar da ezber yap-

tıydım yolda. Aklımdan uçtu gitti. O Türk, hürriyeti şey etmiş. Daha neler neler...

AŞÇIBAŞI              - Bak hele bak! Hürriyet ne ki?

DESPÎNA                 - Sizin hanımlar da bizim gibi olacak! Hürriyet bu demek.

AŞÇIBAŞI               - Tüh tüh, töbe... Sus köpeğin kızı!

DURMUŞ                 - Her bir tarafta ne çok gürültü, nasıl kalabalıklar var.

AŞÇIBAŞI              - Mutlak yangın çıkmıştır. Ateş buralara gelene kadar ben

yemeği verir, bulaşıkları bile yıkarım. (Aşçıbaşı, Durmuş'un elindekileri alır, koşarak çıkar. Hanım Efendi açılmış. Odasından seslenir.) HANIM EFENDİ    - Despina! Kim geldi?

DESPİNA                 - Durmuş döndü Hanım Efendi. Herkesler Küçük Bey' in

yaptıklarını konuşuyormuş.

(Hanım Efendi, Dadı, Hacer ile öteki hizmetçiler koşa­rak gelirler.)

ODADAN GELENLER - Ne yapmış?... Ne konuşuyorlar?... Ne diyorlar?...
DURMUŞ                 -Benim zaten olmayan aklım bu duyduklarım ile hepten

karıştı. Bugün öğleden evvel bir kahraman ortaya çıka-sıymış da...

DESPÎNA                -Çıktı çıktı.

DURMUŞ                 - Zorlu bir babayiğitmiş. Tam otuz sene tünel kazmış.

Otuz sene! HANIMEFENDİ    -Ahmet mi?

(Dadı, evlatlık ile hizmetçiler Hanım Efendinin ağzım kapatırlar.)

DADI                       - Aman ha! Ahmet diyene ateş püskürüyor Küçük Bey.

DURMUŞ                - Dadı hanım iyi bildi. Hem de öyle yapıyormuş. Kim ki

 

HANIM EFENDİ DURMUŞ

DADI

PEYKER

MEHVEÇ

PESSEND

DURMUŞ

DESPİNA

HANIMEFENDİ DESPİNA HANIMEFENDİ DURMUŞ

DADI HANIM DURMUŞ DADI HANIMEFENDİ

AHMET BEY

HANIM EFENDİ

 

. ~25' ona Ahmet dedi, veriyormuş fermanı: Boynu vurula.

(Herkes korkudan zangır zangır titremeye başlar.)

  • Hadi orasını geçtik. Şu tünel neyin nesi?
  • Adı lazım değil o kahraman Sulukule'den başlamış kaz­
    Yenibahçe'nin, Fatih'in, hatta Halic'in, ve dahi
    Beyoğlu'nun, Nişanatı'nın altından geçmiş, Yıldız Sara-
    yı'na ulaşmış.

-Küçük Bey mi?

  • iftiradır.
  • Kazma, kürek mi kullanır?
  • Kimbilir gizli gizli...
  • He ya, çok gizliymiş.
  • Yapsaydı ben anlardımm. Kazma tutan el sert olur. Kaba
    Küçük Bey'in eli kız eli gibi. Yumuşacık ayol.
  • (İmalı.) Ne bildin sen?

bana.

- Bazı bazı el falına baktırır da

- Haa... (Durmuş'a.) Başka nele r yapmış benim deli oğlan?

  • Padişah efendimizin sakalını utmuş. Kafasına silahı da­
    yamış...
  • Sus aman Durmuş. Bir de bur lan çıkartma başıma.
  • Ben sussam ne yazar? Kendisi söylüyormuş.
  • Vah vah vah! Küçük Bey'in yaptığına bak!
  • Padişahımız efendimize karşı yenecek halt mı bu?
    (Durmuş, kadınlar, kızlar korku ile Ahmet Bey'in bulun­
    duğu kata, odaya bakarlar. Ahmet Bey, elindeki Lügati
    Osmaniye ile bağırarak gelir.)
  • Buldum, buldum!

(Hanım Efendi, Ahmet Bey'in boynuna atılmak ister.)

- Ahmetçiğim, neye bağırdın? Sana bir şey mi oldu?

 

-26-

Ödümüzü kopardın.

AHMET BEY        - (Hiddetli.) Hala bana... Ahmet diyorsunuz ha? HANIMEFENDİ  - Ya ne diyelim? AHMET BEY        - Asıl adımı söyleyin. HANIMEFENDİ  - Asıl adın Ahmet değil mi? AHMET BEY        - Sen deli olmuşsun anne! Benim adım Ahmet mi? HANIMEFENDİ  -Yane? AHMET BEY        -Efruz. HANIMEFENDİ  -Ne dedin ne? AHMET BEY        -Efruz.

HANIM EFENDİ - Oğlum, sen Müslümansm. Böyle gavur adı takmaya utan­maz mısın?

AHMET BEY       - Bu gavurca değil, Farsça. Manası da: aydınlatan, parlatan.
HANIM EFENDİ - Nece olursa olsun. Hiç böyle bir ad işitilmemiş!
AHMET BEY       - O zaman herkes işitsin. Benim adım Efruz.
DADI                    - (Hanım Efendi'ye.) Pek bir kesin konuşuyor. Belki de

Küçük Bey'in adı Efruz'dur.

MEHVEÇ             - Efruz Bey'in adı bana da pek yabancı değil sanki.

PEYKER              - Ben de daha evvel Küçük Beyi "Efruz Bey" diye çağıran-

lar oluyor muydu diye düşünüyorum.

EFRUZ BEY        - Yarın benim adımı bir milyon İstanbullu haykıracak. (Ba­ğırır.) Yaşasın Efruz Bey!

HANIM EFENDİ - Eh, yaşasın bari! Ben ne yapayım?
DESPİNA             - Müsyü Efruz! İster misiniz yemek yapılsın servis?

EFRUZ BEY       - Bir şartla: Annem yemekte "Ah, paranın bereketi kalmadı"

diye sızlanmazsa. (Hanım Efendi'ye.) Anne! Yemekte para, masraf lafi etme. HANIM EFENDİ - Tamam Efruz'cuğum, etmem.

(Müzik verilir. Sahne ışıklan alınır.)

 

-27-

  1. OYUN : HÜRRİYETÇİLER KAHRAMANLARI EFRUZ

BEY'İ ALMAYA GELİRLER.

(Hürriyetçilerin bazıları bando mızıka çalarak, bazıları ellerinde allı beyazlı hürriyet bayrağı dalgalandırarak ve yine marş söyleyerek Efruz Bey'in konaklan önünde toplanırlar.)

HÜRRİYETÇİLER- Kalkın ey Osmanlılar

Biz de şadan olalım, Bu "Jön Türk"ün uğruna Biz de kurban olalım...

(Hürriyeçilerden birisi bir tomar kağıt çıkartır. Seyyar satıcı tavrı ile bağırmaya, satışa başlar.)

  1. HÜRRİYETÇİ - Sulukule-Yıldız Tüneli haritası burada. On akçeye, on

akçeye.

(Hürriyetçilerin arasından iki kişi de gazete satmaya

başlar.)

-Yıldız Tüneli'ni Jön

  1. HÜRRİYETÇİ - Sabah yazıyor! Beyoğlunda livantenler büyük bir

anonim şirket kurdu! Sulukul Türkler'den satın alacaklar!

EFRUZ BEY            - (Bağırarak gelir.) Satmam! Sattırmam!

HÜRRİYETÇİLER- (Alkış tutar, tezahürat yaparlar.) Ya ya ya, şa şa şa, en

büyük Jön Türk çok yaşa!

EFRUZ BEY            - Gazetelerde başka hangi havadisler var?

KÖSE KATİP         - İkdam'da yazılanlar: Sulukule-Yıldız tüneli hattında yer

alan Yenimahalle'de, Zincirlikuyu'da, Yenibahçe'de, Sulukule'de, Edirnekapısı'nda arazi fiyatı birdenbire fır­ladı. Hele Sulukule'de Jön Türk Tüneli duyulduktan sonra arşını üç akçeye olan arsaların metrekaresi üç yüz akçeye çıktı.

 

-28-

EFRUZ BEY            - Sulukule-Yıldız Tüneli'nin İstanbul'da ani olarak uyan-

dırdığı bu iktisadi hareketin o kadar önemi yoktur. Si­yasi ve askeri vaziyetler nasıl?

  1. MÜDÜRÜ - Yıldız Sarayı'nda da büyük bir heyecanın hüküm sür­mekte olduğu istihbarat edildi. Şöyle ki: Zorba, daha sabahleyin erkenden en sadık mühendislerim , bahçıvan­larını, kuşçularım toplatmış, sarayın bahçesinde Suluku-le tünelinin deliğini arattırıyordu...

EFRUZ BEY          - O daha o deliği çok aratır. Ama bulamaz! Bulamayacak!

HÜRRİYETÇİLER- Bulamaz, bulamayacak! Bulamaz, bulamayacak!...
3. KATİP               - Ve de bulamadı. Bütün tarhlar bozuldu. Sık ağaçlar ke-

sildi. Bu deliği bulmaları mümkün değildi.
HÜRRİYETÇİLER- Hürriyetperver delik! Hürriyetperver delik!
2. KATİP               - Zorba, oturduğu köşkün bahçesine kapatmak için binler-

ce çelik levha satın aldırıyor. Bunun için en sadık yaver­lerini gönderdi.

  1. KATİP - Köşkünün penceresine mitralyözler koydurttu.

EFRUZ BEY           - Vatandaşlar! Korkunun ecele faydası yoktur. Ben yine

bir gece o tünelden girer... HÜRRİYETÇİLER- Gir! Gir! Gir!...

EFRUZ BEY           - (Hürriyetçileri susturur.) Bırakınız mabeyin tüneli ara-

yadursun. Ben size hakiki adımı müjdeleyeyim. Benim adım Efruz. Evet, Efruz.

HÜRRİYETÇİLER- Yaşasın! Bravo! Efruz Bey buraya, Efruz Bey buraya!...
EFRUZ BEY            - Benim hürriyeti idare edebilmem için bir merkez bul-

mam lazım.

  1. MÜDÜRÜ - Yeni postahane binası münasiptir.

EFRUZ BEY            - Bu zordur. Birkaç gün posta hizmetleri durabilir.

  1. KAPICI - Düyunu umumiye dairesi?

 

-29-

 

EFRUZBEY

- Pek güzeldir. Amma altından çapanoğlu çıkma ihtimali
de vardır. Bize büyük bir yer lazım. Demir kapısıyla,
kemerli penceresiyle gözümün önüne Sahavet Hanı gel­
mekte... Evet, evet. İstikamet Sahavet Hanı. (Hürriyetçi­
ler tarafından omuzlara alınınca.) İleri!

HÜRRİYETÇİLER- Kalkın ey hür kardeşler

Biz de şadan olalım, Efruz Bey'in uğruna Gelin kurban olalım.

8. OYUN

: HÜRRİYETÇİLER HEYETİ SAHAVET HAN'DA. (Efruz Bey, K. Müdürü, Köse Katip, üç genç katip, iki kapıcı Heyet Merkezindeler. Hummalı bir faaliyet sür­mekte.)

L KAPICI

EFRUZ BEY 1. KAPICI EFRUZ BEY

  • Tellalların çağırdığı hatipler 1. katta toplandılar Efruz
  • Kaç kişi varlar?
  • Binden fazlası hizmetinize hatırdırlar.
  • O hatipleri yüzerli gruplar hal inde İstanbul'un dört bir

 

tarafrna salınız. Ahaliye huni

 

eti anlatsınlar.

 

 

 

  1. KAPICI
  2. KAPICI

ı

EFRUZ BE Y

  1. KAPICI 1. KATİP

EFRUZ BEY 1. KATİP

 

  • Başüstüne. (Çıkar.)
  • Kendilerine hürriyetperver belgesi verilmesi için başvu­
    ruda bulunanların sayısı beş bini aştı.
  • Hemen hazırlansın. Benim yerime vekaleten siz imza
    atınız.
  • Emredersiniz Efruz Bey. (Çıkar.)
  • Makam terfi talebinde bulunan bin altı yüz kadar istida

- En yakın arkadaşım olan siz... adınız ne idi?

- Osman.

 

EFRUZBEY

  1. KATİP
  2. KATİP

EFRUZBEY

  1. MÜDÜRÜ EFRUZBEY 3. KATİP

EFRUZBEY

  1. KAPICI EFRUZBEY l. KAPICI

 

-30-

  • Terfi edeceklere benim ağzımdan tavsiyenameler yazı­
    nız.
  • Bunu memnuniyetle yapacağımdan emin olunuz.
  • Daha evvel bazı teşkilatların lağvedilmesi icap ediyorsa,
    öncelikle buna karar vermeliyiz.

 

  • İsabet buyurdunuz. Zabıta ve polis teşkilatlan dağıtılsın.
    Hapishaneleri boşaltılsın. Hatta bütün bunları siz
    yapınız.
  • (Saatine bakar.) Vakit tamam. Sultan Ahmet Meyda­
    nında hürriyet nutku vermenizin zamanıdır.

- (3. Katip'e.) Dışarıya bir bakınız. Merasim için kafi
miktarda ahali toplanmış mı?

- Hay hay. (Pencere yanına koşar. Dışarı bakar. Gördükle­rim aktarır.) Hanın önü mahşer gibi olmuş. Lakin bu mahşer, dünkü mahşer gibi karman çorman değildir. Sı­nıflara, milliyetlere göre ayrılmışlar. Öğrenciler, softa­lar, papazlarla kumru gibi ağız ağıza öpüşen hocalar... Kürt Tahtakaleliler, Ermeniler, Yahudiler, Arnavutlulu-ğu temsil eden bozacı, muhallebici esnafı... Bahçıvan Bulgarlar, Tophane kahvelerinin canlı demirbaş eşyası makamında olan Çerkezler... Hep ayrı gruplar halinde gelmişler. Beygirsiz büyük bir lastikli arabayı sizin için bekletiyorlar... (Uzaktan kavga sesleri, bağırış, çağırışlar duyulur.)

- Bu gürültü de ne?

(1. Kapıcı koşarak girer.)

  • Milliyetler arasında münakaşa başladı Efruz Bey.
  • Bu dalaşmanın sebebi nedir?

- Çerkezler, "Efruz Bey bizim cinsimizdendir. Arabasını

 

EFRUZBEY 3. KATİP

EFRUZBEY

  1. MÜDÜRÜ

 

-31-

çekmek bizim hakkımızdır!.." diye tutturdular. Sonra da kamalarına davrandılar.

  • Pekala, pencereye baksınlar, beni dinlesinler.
  • (Dışarı bağırır.) Vatandaşlar! Buraya bakınız. Efruz Bey
    size seslenecek. Kahramanımızı dinleyiniz!

(Efruz Bey pencereden aşağı seslenir..)

- Arkadaşlar! İçinizden bazı cahiller bana Çerkez diyor-
larmış! Hayır. Ben Çerkez değilim. Ben hiçbir milliyet­
ten değilim. Ben Efruz Bey'im! Ben hürüm! Ben herkes­
le eşitim! Siz daha hürriyeti anlamamışsınız! Hürriyet
demek Kanuni Esasi demektir! Kanuni Esasi "bila tefriki
cinsü mezhep" demektir. "Bila tefriki cinsü mezhep" ne
demektir? Biliyor musunuz?.. Pekala. Söyleyeyim. "Hiç­
bir cins hiçbir mezhep yok" demektir. İnsan "Hür" olun­
ca eşit olur. Eşit olunca kardeş olur. Din farkı, milliyet
farkı kalmaz. Hürriyet karşısıı da böyle şeylerin hiç
önemi yoktur. Hele "milliyet" kadar budalalık olamaz.
Sakın böyle bir iddiada bulum layınız. İnsanların hepsi
hürdür, kardeştir, eşittir. Artık ayrılmanın anlamı var
mı? Birbirlerinizin dilini bilm yorsanız "esperanto" dili­
ni öğreniniz. Haydi hepiniz birlesiniz. Sevişiniz. "Bila
tefriki cinsü mezhep" bayrağının altına gelmeyenler
zorbalardır. Onlar bizim düşmanımızdır. Bırakınız onlar
mabetlerine gitsinler. Bizim emsimiz, bizim mezhebimiz
birdir. İnsanlık. Haydi öpüşünüz. Saçma fikirleri, boş
inançları vahşilere, yamyamlara bıkarınız. Uygar olmaya
çalışınız...

(K. Müdürü, pencere kenarına gelir.) -Efruz Bey!

 

EFRUZBEY K. MÜDÜRÜ

EFRUZBEY

 

9. OYUN

 

EFRUZBEY

DURMUŞ

EFRUZBEY

DURMUŞ

EFRUZBEY

DURMUŞ

EFRUZBEY

DURMUŞ EFRUZBEY

 

-32-

Efendim en yakın arkadaşım. Söyleyiniz. Sözlerinizin bir kısmını da Sultan Ahmet mitingine bı­raksanız. Bakınız, arabanıza "bila tefriki cinsü mezhep" bütün insanlar koşulmuş, sizi bekliyorlar.

- Gidelim.

HÜRRİYETÇİLER-

(Efruz Bey önde, çıkarlar. Dışarıdan Hürriyet Marşı du­yulur.)

Kalkın ey hür kardeşler Biz de şadan olalım, Efruz Bey'in uğruna Gelin kurban olalım.

: KAHRAMAN-I HÜRRiYET EFRUZ BEY'E TELGRAF GELİR.

(Konağın kapısı dışarıdan uzun uzun çalınır. Neden sonra Durmuş elinde bir şamdanla uyku sersemi don gömlek hole gelir. Kapıyı açar. Efruz Bey girer.)

  • Ulan, bu ne uyku Durmuş!
  • Daha sabah ezanı okunmadı ki...
  • Sana namazı soran yok.
  • Ha, iyi o zaman.
  • Hürriyet neye derler?
  • Tüh Allah belanı versin. (Şamdanı Durmuş'tan alır.)
    Benim gibi Sultanahmet'de hürriyet anlatan birinin evin­
    de onun ne olduğunu bilmeyen bir ayı yaşıyor. Ayı!

-Buyur?

- Yıkıl karşımdan. Sen git kışlık uykuna yat.
(Durmuş sıvışır. Efruz Bey şamdan ışığında odasının
kapısı önüne gelir. Despina ile karşılaşır.)

 

EFRUZBEY

DESPİNA

EFRUZBEY

DESPÎNA

EFRUZBEY

DESPİNA

EFRUZBEY

DESPİNA

EFRUZBEY

DESPİNA EFRUZBEY

 

-33-

  • Ne bekliyorsun?
  • Sizi bekliyorum beyimu!
  • Yapma yahu? Amma pek yorgunum. Şeyimi kıpırdata­
    .. parmağımı, halim yok. Ne yapmalı ki?... Annem
    uyuyor mu?
  • Dadımla öbür kızlar beni beklediğini biliyorlar mı?
  • Yarın anneme söylemezler mi?
  • Zaten Hanım Efendi sizi beklememi emretti.
  • Deme! Deli Saraylı'da bu ne değişiklik. O beni on dört
    yaşımdan beri bütün hizmetçilerden kıskandı durdu. Pe­
    ki şimdi hangi camlar bardak oldu?
  • Demek ki annem seni bana odalık tayin etti. İşte bu
    hürriyetin müsbet etkisi. (Od asının kapısını açar.) Gel

 

 

 

bakalım... Şu gece kandilini

 

ak! (Despina kandili ya-

 

 

 

DESPİNA

EFRUZBEY!

ı

DESPİNA

EFRUZBEY

DESPİNA

EFRUZBEY

 

karken soyunmaya başlar.) A rtık her gece beni mi bek­leyeceksin?

  • Hayır.
    -Hayır mı?
  • Bu gece isim var diye...
    -Ne işi?

 

  • Size bir telgraf geldi. Azeleymiş. Hanım Efendi "gelin­
    ceye kadar bekle, eline ver" dedi. İşte...
  • (Telgraf kağıdını alır, açar, okur.) Nişantaşı'nda Kahra-
    man-ı Hürriyet Efruz Bey Kardeşimize. (Despina'ya.)
    Bana hitap ediliyor. (Okur.) Bazı mesaili muallakai mü-
    himmei aliyei inkilabiye ve meşrutiyeti berayı ve muza-

 

DESPİNA EFRUZBEY

DESPİNA EFRUZBEY

DESPİNA

EFRUZBEY

DESPİNA

  1. OYUN

EFRUZBEY GENÇ AZA

ERUZBEY GENÇ AZA EFRUZBEY

 

-34-

kere Nuriosmaniye'deki muvakkat klübe teşrifiniz ehemmiyetle rica olunur efendim. (Despina'ya.) Tuhaf şey! Bu ne demek?

  • Belki bir kadın davetidir. Kim yollamiş?
  • (Okur.) İttihat ve Terakki İstanbul Heyeti Merkeziyesi.
    (Despina'ya.) Bu cemiyet, bu kulüp nereden çıkmış?
  • Çapkın erkek sizsiniz Müsyü. Ben nereden bileyim?
  • Bunlar mutlaka bizimkiler olmalı! Fakat benden haber­
    siz nasıl klüp falan açıyorlar?
  • Hanendeler, sazendeler, oryantaller ile sürpriz yapacak­
    lardır.
  • Ne ise yarın görürüz. Şu mumu da dışarıda söndür. Ben
    yatıyorum.

- Belki rüyanızda bir alem görürsünüz. İyi geceler Müsyü! (Despina odadan çıkar. Mumu söndürür. Efruz Bey y atar yatmaz uykuya dalar. Alem yapılırken çalınan eğ­lence müziği verilir.)

: EFRUZ BEY İTTİHAT VE TERAKKİ HEYET-İ MERKEZİYESİ'NDEDİR. (İttihat ve Terakki Genel Merkez azalan bir masaya oturmuşlar, bakışları ile karşılarında ayakta duran Efruz Bey'i süzüyorlar. Efruz Bey hiddetlidir.)

  • Ben Efruz Bey'im. Siz kimsiniz? Beni ne sıfatla ayağı­
    nıza çağırabililiyorsunuz? Ne sıfatla?
  • Biz Genel Merkez'iz. Ve de sorulan biz sorarız. Siz ce­
    vap vereceksiniz. Asıl adınız nedir?

-Efruz.

- Takma adınız var mı?
-Var.

 

GENÇ AZA EFRUZBEY GENÇ AZA EFRUZBEY GENÇ AZA EFRUZBEY GENÇ AZA EFRUZBEY GENÇ AZA EFRUZBEY GENÇ AZA EFRUZBEY GENÇ AZA

EFRUZBEY

 

. -35-

  • Nedir?
  • Babanızın adı?
  • Mustafa Tevfık.
    -Sağ mı?
  • Hayır, beş yıl evvel öldü.
  • Neciydi?
  • Defterdardı. Mutasarrufluklarda gezdi.
  • Nerede oturuyorsunuz?
  • Nişantaşı'nda.
  • Üç gün önce nerede çalışıyordunuz?
  • Babıali kaleminde katip idim.

 

  • Kimden talimat aldınız da, Babiali'de ulu orta "Yaşasın
    Hürriyet!" diye bağırdınız?
  • Hiç kimseden. Bir an için içim kabardı. Hariciyeci züp-

 

 

 

peler benim kim olduğumu g

 

  • rsünler, anlasınlar diye...

 

GENÇ AZA EFRUZBEY GENÇ AZA

EFRUZBEY GENÇ AZA

  • Gösteriş için öyle mi?
  • Bir bakıma.
  • İttihat ve Terakki ile, Jön Tüıjklerle herhangi bir bağlan­
    tın var mı?
  • Hatta onları tanımıyorum.
  • Yani siz şimdi üç gündür hiçbir şeyden haberiniz olma­
    dığı halde, sırf gösteriş için mi bu kadar gürültüye sebe­
    biyet verdiniz?

EFRUZBEY

- Netice itibariyle öyle.

(Genel Merkezdekiler katıla katıla gülerler.) HEYET AZALARI - Olur iş değil! Olur iş değil!...

(Genel Merkez yerleri tekmeleyip, masayı yumruklarken kendisini çağırdılar sanıp Jandarma Neferi girer. Selam

 

-36-

verir.)
YAŞLI AZA            - Al bu sahte Jön Türk'ü, hapishaneye götür. Acele et, al

çıkar.
3. AZA                    - Yoksa gülmekten hepimiz gebereceğiz.

(Genel Merkez gülerken Jandarma Neferi Efruz Bey' i

önüne katar, çıkartır.)

ARA

 

-37-

İKİNCİ BÖLÜM

  1. OYUN -.ASİLZADELER KABUL GÜNÜNDE.

(Konakta oturma odası ve hol. Oda, 1880'li yıllarda Efruz Bey'in annesine alman gelinlik takımlarıyla döşenmiş, ya­rım alaturka, yarım alafranga eşyalarla donatılmıştır. Holde bir portmanto, portmantoda da Efruz Bey'in fesi yanında kabul gününe davetli Aziz, Nermin, Müzekki ve Kamıran Bey'lerin fesleri var. Efruz Bey ile misafirleri koltuklara oturmuşlar, asil bir dalgınlık içinde tartışıyorlar.)

AZİZ BEY           - Monşer, asalet olmazsa bu memleket batar.

NERMİN BEY   - Evet, bendeniz de bu fikirdeyim

MÜZEKKİ BEY - Aziz ve Nermin beylerin müşterpk iddialarına iştirak etmek­teyim.

KAMIRAN BEY - Aziz, Nermin ve Müzekki beylere hak vermekteyim.

i

EFRUZ BEY      - Ben... ben yalnız bu fikirde değilim. Hatta fazla olarak halis

bir asilzadeyim. Kökten, silsileden, anadan, babadan, ecdat­tan, taştan, topraktan asilim. (Sigara kutusunu alır, ikram

 

AZIZ BE Y

 

eder.) Birer Havana sigarası buyurmaz mıydınız? Aziz Bey? - Bu asilce ikramınızı nasıl reddederim Mösyö? (Sigara alır.) Evet, hakiki bir Havana bu.

 

-38-

EFRUZBEY       - Nermin Bey tenezzül ederler mi? NERMİN BEY    - Memnuniyetle Ahmet.. pardon, Efruz Bey. (Alır.) EFRUZBEY      - Lütfederseniz bahtiyar olurum Müzekki Bey? MÜZEKKÎ BEY - Çok naziksiniz Sor. (Sigara alır.) EFRUZ BEY       - Zatınızın da beni şerefyap edeceğinizi ümit ediyorum

Kamıran Bey. KAMIRAN BEY - Ona ne şüphe. Sizin gibi asil kanlı birinin lûtfuna mazhar

olmak bendenizi bahtiyar kılar. (Sigara alır.)

EFRUZ BEY       - Asalet yalnız benim kanımda değil, etimde, sinirlerimde,

damarlarımda, ciğerlerimde, böbreklerimde, hatta kemikle­
rimde, kemiklerimin içindeki iliklerimde mevcut olup...
AZİZ BEY            - Ona ne şüphe!

NERMİN BEY    -Çok bariz! MÜZKKİBEY    - Hilafını düşünmek dahi abes! KAMIRAN BEY - Anatominiz pek halis, pek asil!

EFRUZ BEY       - Bunun içindir ki, ben asillerden, paşazadelerden başkasını

asla konağıma sokmam. Kibar, zengin, asil bir aile içinde
alafranga terbiye alarak büyümeyenler, salonlara kabul
edilmeye layık değildirler.
AZİZ BEY            -Evet, elbet!

NERMİN BEY     - Tam isabet! MÜZEKKİ BEY - Kati surette Müsbet!

 

-39-

KAMIRAN BEY - Tezahür-ü feraset!

EFRUZ BEY       - Onlar ki eğer asil değillerse ne kadar büyük mevkilere geç-

seler, hatta mebus, milyoner dahi olsalar, yine de görgü kurallarına kendilerini uyduramazlar.

AZİZ BEY           -Mümkünü yok!

NERMİNBEY   -Asla!

MÜZEKKİBEY-Kata!

KAMIRAN BEY - Hatta ve hatta...

EFRUZ BEY       - Çizgili pantolon altına san potin giyme nezaketsizliğini

yaparlar. Hele başlarından feslerini çıkartıp kapının yanın­daki portmantoya bırakmadan, salona, sokağa çıkar gibi

 

fesle girmeleri dayanılır rezaleti

 

erden değildir.

 

 

 

AZİZ BEY

 

(Davetlilerin elleri gayrı ihtiyaı i başlarına gider. Feslerini çıkartmış oldukları için rahatla lar.) - Tatbikinden mada sözünün edilmesine dahi tahammülüm

ı

yoktur.

(Durmuş, bir tepside çay fincanlarını taşıyarak girer. Efruz

 

Bey'e bakarak servis için izin alır, servis yapar.) EFRUZ BEY       - Asil olmayan o güruh, çayı da tıpkı Şehzadebaşı'ndaki

Türkler gibi içerler. NERMİNBEY    -İğrençtirler!

(Çaylarını asilce yudumlarlar.)

 

-40-

EFRUZ BEY       - Likör kadehini tutmasını, bisküvi almasını bilmezler. Sora­rım size: Yemek yemesini, reverans yapmasını bilmeyen o mahlukatlar insan mıdır?

DURMUŞ             - Haşa değildir!

EFRUZ BEY       - Sana sormadım. Bir dahaki çayları Despina getirsin. Çeki­
lebilirsin.
DURMUŞ             - Basüstüne Küçük Bey. (Reverans yapmayı dener. Çıkar.)

EFRUZ BEY       - Şimdi kaldığımız, hatta başladığımız yerden tartışmamıza

 

devam edebiliriz. Aziz Bey! İlk söz olarak ne demiştiniz?

AZIZ BE Y

EFRUZ BEY

  • Monşer, asalet olmazsa bu memleket batar!
  • Bunda şüphesi olanlar bir takım cahil halk takımı, bir kısım
    reziller, fakirler, baldın çıplaklardır. Anların, karıncaların,
    kısaca topluluk olarak yaşayan bütün hayvanların bir beyle­
    ri var. Hayvandan başka hiçbir şey olmayan cahil halk takı­
    mının da beyleri olmalı. Aksi takdirde...

NERMÎN BEY    - Meşrutiyet denilen saçmalık olur.
MÜZEKKİ BEY - Asalet, meşrutiyete zıt mıdır Sor?
NERMİN BEY    - Elbette. Her ikisi ayrı istikametlere bakar.
EFRUZ BEY       - Zannetmem. Siz ne buyurursunuz Kamıran Bey?
KAMIRAN          - İkisi birbirine hem zıttır, hem de zıt değil, denilebilir.

MÜZEKKİ BEY - Asalet için lüzumlu olan şey meşrutiyettir! İşte size İngil­tere büyük bir misal! O İngiltere ki, meşrutiyet sayesinde

 

-41-

nüfusu üç yüz milyona yakın Hindistan'a hakimdir. Ve dahi hesaba gelmez binlerce sömürgeye sahiptir. Dünyanın en yüksek asalet mevkiini almıştır. NERMİN BEY   - Meşrutiyet ile sömürgeci siyaset arasında nasıl bir rabıta

kurduğunuzu anlayabilmiş değilim?

MÜZEKKİ BEY - Meşrutiyet sayesinde İngiltere'de her şey asillerin, lordlann

elindedir. Hatta arazi bile... îskoçya, İrlanda, Britanya, kısa­ca bütün İngiltere birkaç bin lordun malikanesi halindedir. NERMİN BEY    - Bu iddiadan şöyle bir neticeye de varabiliriz: Marifet meş­rutiyette değil, o binlerce lordu dünyaya getirebilen asil İngiliz kadınlarının bereketli rahmindedir. MÜZEKKİ BEY - Yanılıyorsunuz. İngiltere'de lo 'dlann çoğalması sadece

üreme yoluyla olmuyor. Halk a rasında zekasıyla, dehasıyla hükümete yükselenler de lord y apılır ve asalet kazanırlar. EFRUZ BEY       - Doğrudur. Devam ediniz. MÜZEKKİ BEY - Eğer İngiltere'de meşrutiyet olmasaydı, iki yüz elli yıldan

beri "halk" denilen herifler ayağa kalkar, lordlann canına okurlardı. NERMİN BEY    - Böyle kati iddialarda bulunurken, engin bilginizden emin

görünüyorsunuz.

MÜZEKKİ BEY - Türkçe dahil on üç dilin yazılarını yazabildiğime göre,

konuya vakıf bulunmam sizi şaşırtmamalı.

 

-42-NERMİN BEY    - O on üç dilde yazılan kitaplardan tekini dahi okumadığınız

halde mi?

KAMIRAN BEY - Ne hacet? Benim tanıdığım kadanyla Müzekki Bey, aynı

zamanda dünyada ne kadar futbol kulübü varsa hepsine üyedir.

AZİZ BEY           - Ayrıca muhterem atası Sahir Paşa'nın varlığını da unutma-

malıyız. Meşrutiyetin kabulü üzerinden iki sene geçti. Eski bir istibdat paşası olmasına rağmen ne emekliye sevk edil­di ne de sürgüne gönderildi. Müzekki Bey'in fikirleri üs­tünde mutlaka Paşa babasının da tesirleri vardır. MÜZEKKİ BEY - Tamamen haklısınız. Paşa pederim bir İngiliz yanlısıdır.

Sefaret tercümanı her hafta evimize gelir ve bize siyasetin yeni gelişmelerinden bilgiler verir. Aslında ben, îngiltere-yi vatanımdan çok severim. Bunu da saklamaya hiç lüzum görmem. Evet beyler, biz İngilizler sayesinde yaşıyoruz. Yoksa ne Abdülhamit bizi rahat bırakırdı, ne de ittihatçılar çetesi. Başımız sıkıya geldi mi hemen İngilizlere koşarız. Tabii onları severiz.

EFRUZ BEY         - Ne karakter, ne karakter! Sanki anadan doğma bir İngiliz. NERMİN BEY    - Meşrutiyetin esaslarında biri "eşittik" oldukça "asalet" için

bir hak kalmayacaktır. EFRUZ BEY       - Meşrutiyet falan laflarını bırakalım. Böyle adi şeyleri ko-

 

-43-

nuşmak bize yakışmaz. Madem ki biz asiliz, düşünceleri­miz de, sohbetlerimiz de asilce olmalı.

AZİZ BEY            - Evet Monşer. Meclis-i Meb'usandan, Kanuni Esasi'den

bize ne?

NERİN BEY        - İsabet buyurdunuz. Kahrolsun hürriyet! Yaşasın asalet!

KAMIRAN BEY -Meşrutiyet lüzum etmez.

MÜZEKKİ BEY - Biz yine de İngiltere'deki lordlann yaptığı gibi hareket

etmeliyiz.

EFRUZ BEY       - Ama bizim memlekette asalete bu kadar önem verilmiyor.

Niçin? Bu sualime hepiniz cevap veriniz.

AZİZ BEY            - Millet bir tamam bozulmuş da ondan.

NERMİN BEY    - Münasebetsiz bir zamanda meş rutiyet ilan edildiği için.

MÜZEKKİ BEY - Meşrutiyet daha teferruatlı anls Alamadığından.

KAMIRAN BEY - Henüz mükemmel tarih, hukuk kitaplan yazılmadı, ondan.

 

EFRUZ BEY      - Hayır hayır, bunlar ciddi sebep

 

sr değil. Asıl meseleyi hiç-

 

biriniz bulamıyorsunuz. Gerçi hepiniz asilsiniz. Fakat asa-

j

letin manevi ve toplumsal meziyetim bilmiyorsunuz. Bakı­
nız, ben bunun hikmetini size söyleyeyim: Biz asil olduğu­
muz halde adımıza önem vermiyoruz. Atalarımızın namla­
rını taşımıyoruz. Hak ettiğimiz unvanları kullanmıyoruz.
Biz kendi kendimizi tanımazsak halk bizi tanır mı?
AZİZ BEY            - Hayır. Ne mümkün?

 

-44-

 

NERMİN BEY    - Katiyen tanımaz

MÜZEKKİBEY - Üstelik takmaz.

KAMIRAN BEY - Tanımaz ve de takmaz. Ne mümkün?

(Heyecanla ayağa kalkmışlardır. Despina, çay fincanları

DESPİNA EFRUZBEY

olan tepsiyi taşıyarak girer.)

  • Ne kalkarsiz böyle? Oturasiz.
  • Altımıza birer sandalye çekelim!

(Çekerler. Despina çayları verir, boş fincanları toplar.)

EFRUZBEY AZİZ BEY

  • Önce kendimizi biliyor muyuz ona bakalım?
  • Bu suale ne hacet?

 

NERMİNBEY - Elbet biliriz! MÜZEKKlBEY - Haliyle evet! KAMIRAN BEY - Ne hacet,haliyle, elbet.

DESPİNA            - Aranizden kendini bilmez kimse çıkmamiştir. Pek gözel!

EFRUZ BEY       - Sen hariç Despina. Hemen salonumdan çık ve geri dönme.
DESPİNA             - Ben de öyle yapıyor zati. (Çıkar.)

EFRUZ BEY      - Hepimiz asil soyundan, atalarının tarihinden bahis edebi­lecek durumdayız. Azizim Aziz Bey, yani Azizüssücuf hazretleri! Sizin çok ünlü, çok büyük bir Arap şeyhinin oğlu olduğunuz hepimizin malumudur...

KAMIRAN BEY - Ben bu şereften mahrum bırakıldım. Azizüssücuf Aziz Bey

şeyh atasının kim olduğunu bize açıklasın rica ederim.

 

-45-EFRUZ BEY       - Ne yazık ki, Şeyh hazretlerinin adını ben dahil İstanbul'da

kimse bilmiyor.

MÜZEKKÎ BEY - Öyleyse Aziz Bey'in bir şeyhin oğlu olduğu ne malum? EFRUZ BEY       - Ben bi sırra vakıfım. Şeyh baba bir prensten daha büyüktür.

Hemen hemen bir krala yalandır. Azizüssücuf dan onun sarayını, altın mahfazalı fillerini, içi cıva dolu havuzlarda yüzen ödağacı sandalları, Hint'ten, İran'dan, Turan'dan, Kafkasya'dan getirilmiş kızları dinlerken kendimi hayali bir Elhamra'nın bahçesinde zannettiğimi asla sizden giz­lemeyeceğim. NERMİN BEY    - Hakikaten pek etkileyici. Bu hikayeyi bir kere de şeyh zade

Azizüssücuf efendi kendileri bi se anlatırlar mı?

AZİZ BEY            - Elbet Mösyö. Benim ceddim, K ureyş'lerin islamiyet saye-

sinde iktidarı elde ettiğinden be :i siyasi mücadelesine de­vam eden ufak tefek bir kabiled ir. Kabilemin iddiası bütün Araplardan büyük bir imparatorluk kurmak, Afrika ile bera-!        ber Asya'yı, Çin'i, Hindistan, Türkistan, Silezya ve Türkiye dahil olduğu halde tamamen Araplaştırarak tekrar Cebelita-nk'ı geçmek, İspanya'yı» Fransa'yı, Almanya'yı, Avustur­ya'yı, İtalya'yı, kısaca bütün Avrupa'yı ezerek İngiltere ile Amerika'yı zaptetmektir. KAMIRAN BEY- Küçük kabileniz neredeyse dünyanın yarısına cihad ilan etti.

 

-46-

AZİZ BEY            - Benim de arzum budur. Halbuki ceddimiz Kaysüsscufuz-

zırtaf...

MÜZEKKİBEY - Zannedersem Zırtaf değil, Zırt...

AZİZ BEY            - Hayır efendim, Zırtaf. Siz, okulda çocukların bana "Hacı

Zırt" dediklerini hatırlıyor, ihtimal bu okul lakabımı boza­rak kendime aile adı yaptığımı zannediyorsunuz.

MÜZEKKİ BEY - Yoksa öyle değil mi?

EFRUZ BEY       - Azizüssücuf bir prensliğe değil, hatta bir imparatorluğa

layıktır. İsmindeki o tarihi hususiyet, o eskilik, ne ahenkli, ne derin, ne yücedir ki...

KAMERAN BEY - Rivayet hakikat ise, bu söyledikleriniz benim tarafımdan

kabul görür.

EFRUZ BEY      - Azizüssücuf u daha küçükken, Galatasaray'ın ilk sınıfından

tanıyorum. Asaletten, tarihi kıdemden anlamayan Türkler onunla alaya kalkışır, "Hacı Zırt" lakabını takmaya cesaret ederlerdi.

MÜZEKKİ BEY - Ya sonraki olanlar hakkında neler biliyorsunuz Efruz Bey?

EFRUZ BEY       - Her şeyi. Ebülhüda Efendi hazretleri, bu kadar asil bir

prensin, ne olduğu belirsizler içinde bulunmasının uygun görmedi. Azizüssücuf okuldan çıkartıldı. Mabeyne alındı. İstanbullu çocuklar onun hakkında bin türlü iftira uydur­muşlardı...

 

-47-

MÜZEKKİ BEY - O iftiralardan bazıları benim de kulağıma çalınmıştı. NERMİN BEY    - Hatta bizim de... Öyle değil mi Kamıran bey? EFRUZ BEY       - Pekala mümkündür. Çünkü sizler de, benimle ve dostum

Azizüssücuf la birlikte Galatasaray Sultanisi'ndeydiniz. KAMIRAN BEY - Derler ki Aziz bir köle imiş. Efendisi Avrupa'ya gideceği

için onu yatılı olarak Galatasaray'a koymuş... NERMİN BEY    - Avrupa'dan gelmeyip, Jön Türkler'e karıştığı mabeyinde

işitilince de mallarına el konmuş. MÜZEKKİ BEY - Bu yağma sırasında, küçük köle Aziz de Ebülhüda Efendi

 

EFRUZ BEY

AZİZ BE Y

EFRUZ BEY AZİZ BEY

 

hazretlerine düşmüş...

Ben bu yalanların hiçbirisine inanmadım. İnanmam da... Azizüssücuf un bir asil olduğundan hiç birimizin şüphesi yoktur. Olmamalı. (Aziz Bey'e.) Siz devam buyurunuz.

  • Benim ceddim Kaysüssücufüzzırtaf tır. Bu adın bütün Arap
    aleminde meşhur bir hikayesi vardır. Bu hikaye, binlerce
    aşıkane şiire konu dahi olmuştur.
  • Rica ederim, şu şairane hikayeyi bir tamam anlatınız.
  • Hicretten binlerce yıl önce, ceddim Kaysüssücufüzzırtaf on
    buçuk yaşında bir çocuktu. Daha kimse onun büyük bir
    şeyh, büyük bir hükümdar, büyük bir cihangir olacağını bil­
    Zayıftı, sıskaydı. Karnı epeyce şişti ve çenesinin
    altında bir davul gibi kabarıyordu.

 

-48-

EFRUZ BEY       - Bütün bunların yüce ecdadınızın asalet belirtileri olduğu

 

AZİZ BEY

muhakkak! Heytah... anlat.

- Bu sırada, ecdadımın kabilesi, etraftaki kabileler üzerine saldın düzenlemiş olup, sayısız ganimetler yağma etmiştir. Bu ganimetler vahada denk denk birbiri üstüne yığılmıştı. Sertrelerden, kumaşlardan ibaretti.

MÜZEKKİ BEY - Bütün bu teferruata vakıf bulunmanız şayanı hayrettir!
AZİZ BEY            - Zira bu hikayeyi bütün Araplar bilir. Ben de bir Arap oldu-

ğuma göre... EFRUZ BEY       - Elbette evet. Lütfen devam et.

 

AZİZ BE Y

 

- Gece bütün kabile halkı uyurken ceddim uyumuyor, ileride yapacağı cihatları düşünerek g£ nimet yığınının dibinde ge­ziniyordu. O, böyle önemsiz sa Idırılara tenezzül etmeyecek­ti. Doğuyu ve batıyı birleştirec» k, yeni dünya durdukça

 

arza hakim olacaktı...

MÜZEKKİ BEY - Ceddinin ne kadar de geniş muhayyilesi varmış!

AZİZ BEY            - Tam o sırada dehşetli bir fırtına çıkmış. Ganimet yığınları

devrilmiş. Ceddim denklerin altında kalıp ezilince karnın­daki gaz o kadar şiddetli çıkmış ki...

AZIZ BEY

KAMIRAN BEY - Tıpkı bir davulun patlaması gibi mi?

- Hatta havan topunun. Bu ses bütün kabile halkını uyan­dırır. Herkes ganimetlerin yanına koşar. Denkleri kaldırır-

 

-49-

lar. Küçük kahraman Kays'ı çıkartırlar. Zaman geçip, ced­dim Kays büyüyüp bütün Arapistan'a hakim olunca, bu ha­dise de kendisi kadar şöhret kazanacaktır. NERMİN BEY    - Ceddinizin adı "Kays" iken bahis konusu kazadan sonra mı

"Kaysüssücufüzsırtaf' şeklinde epey bir miktar uzuyor?
AZİZ BEY            - Arz edeyim. Arapça sücuf "secf in çoğuludur. Serteler ise

örtüler demektir. Kays ile sücuf u birleştirince ne oluyor? Kaysüssücuf.

MÜZEKKt BEY - Ya adının son eklentisi olan "üzzırtaf nereden geliyor?
AZİZ BEY           - Ganimet denklerinin baskısı altındayken ceddimin karnın-

dan çıkan gazın sesinden. Aradaki zırt o zırt.

EFRUZ BEY       - Of, evet. Ne romantik menkıbe! Azizim Azizüssücüfuz-

zırtaf! Sizin ecdat tarihinizin bu hadise ile başlaması çok
uygundur. Siz ne dersiniz beyler?
NERMİN BEY    - Bendenize göre de hayli münasiptir.
MÜZEKKİ BEY - Bir itirazım yoktur.
KAMIRANBEY-Kabulediyorum.
AZİZ BEY           - Hattızatında hakikat de budur. Gelelim size Müzekki Bey.

Sizin bir aile adınız ve ceddinize ait tarihiniz var mı?

MÜZEKKİ BEY - Benim ceddim... mi? Neden olmasın?Benim ceddim bun­dan altı yüz yıl önce birinci Sultan Osman'a Britanya ada­sından sefaretle gönderilmiş olup... Evet, ben ceddimi tanı-

 

-50-

yor, soy ağacımı su gibi ezberden sayabiliyorum. EFRUZ BEY      - Daha ne duruyorsunuz? Hepimiz merak ve huşu içinde sizi

dinlemeye hazınz. MUZEKKİ BEY - Sultan Osman'ın yanına gönderilen ceddim "Lord Conso

Sgovat" tam iki bin yıllık bir ailenin son goncasıdır. O vakit "hukuku düvel" kurallarını hükümetin hariciye nezareti ka­bul etmediğinden, Sultan çok beğendiği lordu tekrar mem­leketine göndermemiş ve... gözlerinin önünde çatır çatır

 

AZİZ BEY EFRUZ BEY AZİZ BE Y

 

sünnet ederek onu müslüman yapmıştır.

  • İşte bu kadar. (Alkışlar.) Bravo!
  • Prens Azizüssücufüzzırtaf acaba kime alkış tutuyorlar?
  • Elbette ki Sultan Osman hazretl srine. Ben de onun gibi
    bütün Hıristiyanlan kıtır kıtır M üslüman yapma tarafta-

 

 

 

rıyım. KAMIRAN BEY - Sizin gibi asil bir prensin sünne

 

iliğe heves etmesine bir

 

mana veremedim.

NERMİN BEY    - Müzekki Bey' in aile tarihini hikaye etmesine müsaade

edilsin.

MÜZEKKİ BEY - Müslüman yapılan o zata, ne yazık ki tarihin adını söyleme­diği ve fakat Prens Orhan'ın küçük süt kardeşi olduğu bilmen bir prenses verilmişse de, Britanya hükümeti bu lütfü belden aşağı yapılan bir tecavüz olarak kabul etmiştir.

 

-51-

EFRUZ BEY       - Tecavüz telakkisinin de savaş sebebi addedilmesinden çeki­nirim.

MÜZEKKİ BEY - Maaleseftir ki öyle addedilir. Savaş ilan edilir. O vakitler

Osmanlıların daha hiç sahili yoktur. İngilizler, harp etmek için Türklerin sahile inmelerini belki yarım yüzyıl kadar beklediler. KAMIRAN BEY - Bu arada ecdadınız olan lordun sünnet acısı çoktan dinmiş-

tir. Siz ne dersiniz Prens Azizüssücufüzzırtaf?

AZİZ BEY            - Hıristiyanların biz Müslümanlara karşı duydukları şeyleri-

nin acısı dinmez ve de dinmeyecektir.

MÜZEKKİ BEY - Türkler nihayet sahile indiler. Lakin bu kere de denizde

harp edilecek donanmaları yoktu. İngilizler, Osmanlının donanma kurmasını yüz elli yıl daha bekledi.

EFRUZ BEY       - İngilizlerin ne kadar soğukkanlı ve sabırlı oldukları malum.
MÜZEKKİ BEY - Sonra bir gün Edremit önünde rast geldikleri bir Türk yel­
kenlisini batırdılar. İçindeki Rum balıkçıları esir aldılar.
AZİZ BEY            - Esir alınanların gayr-i müslüm olduklarına dikkatinizi çeke-

rim.

MÜZEKKİ BEY - Bu iki yüz yıl süren savaş halinden, o vakit hüküm süren

Osmanlı hükümetinin haberi yoktu. Hal böyleyken bile, İngiltere ceddimin intikamını almış saydı. Kendi kendine, tek taraflı barış yaparak anlaşmayı Rodos açıklarında tek

 

-52-başına imzaladı.

NERMİN BEY    - Sonra da o anlaşma yazılı kağıdı denize atmışlardır!

MUZEKKİ BEY - Hayır Sor, yanılıyorsunuz. Anlaşmanın metni şimdi kralın

kütüphanesinde saklıdır. Dünyada yeganedir. Tek bir devlet tarafından tek başına yapılmış bir anlaşma olduğu için, ta­rihsel olarak değeri ölçülemez derecede bir vesikadır.

EFRUZ BEY       - Nihayetinde adına siyaset denilen bir saçmalıktan daha

fazla söz etmemize değmez. Siz bizi ecdadınız olan lord hakkında bilgilendiriniz Müzekki Bey.

MUZEKKİ BEY - Türkler önceleri o lorda "Damat Con Paşa" demişlerse de,

"Con" kelimesinden mana çıkartamayan ahali bunu "Civan

 

Paşa" olarak değiştirmiştir. İşte

 

bunun için bizim ailemize

 

"Civan zadeler" denir.

EFRUZ BEY       - Niçin bu kadar eski, bu kadar a^il ailenizin adım taşımıyor­sunuz?

MÜZEKKİ BEY - iki nedenden ötürü: "Civan zadeler" desem, "Razakı zade" i         gibi pek bir Karagözvari oluyor. Çok alaturka bir isim! Sonra kendime "Müzekki Civan" ya da "Civan Müzekki" desem, bıyıklarımı tıraş ettirdiğim için halk bundan kötü bir lakap telmini çıkartır, aile adım olduğunu anlayamaz.

KAMIRAN BEY - "Müzekki do Civan" deyiniz.

AZİZ BEY            - Evet, mesela "Marki Müzekki do Civan" olabilir.

 

-53-

MÜZEKKİ BEY - Fakat azizim, marki diyorsunuz. Halbuki ben bir prensim! NERMİN BEY    - Nasıl prens oluyorsunuz? Ceddiniz lord imiş! Hiç hüküm­darlık yapmamış.

MÜZEKKİ BEY - Hayır, ben prensim. Ceddim Lord Damat Con Paşa, sonra­dan pek büyük bir hükümdar olan Orhan' in küçük süt kar­deşi ile evli olduğu için, kayınbiraderi ilk zaptettiği eyalete ceddimi hükümdar yapmıştır. NERMİN BEY    -Eğer öyle söylüyorsanız... MÜZEKKİ BEY - Bunu ben söylemiyorum Sor, tarih söylüyor. EFRUZ BEY       - O zaman mükemmel bir prenssiniz! Hatta biraz daha çalış­sanız, ceddinizin eyaletini dahi ele geçirebilirsiniz. Müzek-ki do Civan! Size "Prens" unvanınızı veriyoruz. KAMIRAN BEY - Ben Kara Tanburin ailesindenim! Fakat Prens Müzekki do

Civan gibi cedlerimi bire bir sayamam. EFRUZ BEY       - Adlarım bilmiyor musunuz? KAMIRAN BEY - Ne yazık ki bütün isimler hafızamdan silindi. MÜZEKKİ BEY - Öyleyse biz size bazı hatırlatmalar yapalım. Kamıran Bey,

Rusya'nın Orenburg beldesindensiniz. Babanız orada kü­çük bir köyün mescidinde müezzinlik eder, çevresinde aç­lıktan ölen ileri, medeni Tatar'cıklan yıkar, kefmler, gö­mer, böylece geçinip giderdi. EFRUZ BEY       - Bu nasıl bir asil aile hikayesidir Kamıran Bey?

 

-54-KAMIRAN BEY - Bırakınız nakletsinler. Ben cevabımı yeri geldiği zaman

vermekten çekinmem. Sizi dinliyoruz Prens Müzekki do

Civan. MÜZEKKİ BEY - Babası ölünce öksüz kalan küçük Kamıran'ı, yedinci defa

Hicaz'a gitmek üzere olan katmerli bir hacı yanına hizme

çi olarak almıştır. EFRUZ BEY       - Kabul edilir gibi değil. Lütfen bu yalanlara itiraz ediniz

Kamıran Kara Tanburin Bey. KAMIRAN BEY - Kendi hakkımda bizzat çıkardığım rivayetin henüz girizgah

bölümü ifşa edildi Efruz Bey. Müsaade buyurun, tevatür

bir tamam ifşa edilsin. O vakit merakınızı gidereceğim. EFRUZ BEY       - Pekala. (Müzekki Bey'e.) Bir d aha benim tarafımdan sözü-

 

nüz kesilmeyecektir. Ne biliyo

 

sanız söyleyiniz.

 

MÜZEKKİ BEY - O adam da, İstanbul'da Türk h cılanna otel olan selatin ca­mileri avlularından birinde mermerlerin ve poyrazın etki-

1

siyle hastalandı. Altı defa dayandığı bu seyahat hayatına bu

i

sefer dayanamadı.

AZİZ BEY            - Vah vah vah! Zavallı biçare Kamıran yapayalnız mı kaldı?

MÜZEKKİ BEY - Bir bakıma evet. Kamıran'in o vakitki ismi "Cihanyan" idi.

NERMİN BEY    - Cihanyan mı? Pekii kendileri ne zaman Kamıran oldular?

MÜZEKKİ BEY - Kamıran, adı Cihanyan iken bile çok zekiydi. Tatar olduğu­na inanılmayacak kadar da güzeldi. Bir katip onun bu hali-

 

-55-

ne acıdı. Darüşşafaka'ya naklettirdi. Oradaki bir öğretmen zekasına hayran oldu. Galatasaray'a geçirttirdi. Cihanyan, Galatasaray'a gelirken kendi adım değiştirdi ve Kamıran yaptı.

EFRUZ BEY       - Hikayeyi en küçük teferruatına kadar nasıl biliyorsunuz? MÜZEKKİ BEY - Çünkü bunları bana Kamıran Bey bizzat kendisi anlattı. KAMIRAN BEY - Bu bilgileri mahsus sızdırdığım bir hakikat. Ben, kökü çok

eskilere dayanan ecdadımın yaşayan son mensubuyum. On bin yıl önce...

NERMÎN BEY    - Bugünden mi on bin yıl önce?
KAMIRAN BEY -Hayır.
AZİZ BEY            -Hicretten mi?

KAMIRAN BEY - Hayır. MÜZEKKİ BEY -Milattan mı? KAMIRANBEY -Hayır. NERMİNBEY    -Tufandan mı? KAMIRANBEY -Hayır. MÜZEKKİ BEY -Ya neden?

KAMIRAN BEY - Hilkatten. Evet, hilkatten on beş bin yıl önce ceddim nur­dan bir sütun içinde "kutlu Yeşim dağı" üzerine inmiş. EFRUZ BEY        - Of be, iyi bari! KAMIRAN BEY - Yeşil, alacalı bir geyik oralarda geziniyor, arkasına düşen

 

-56-

çapkın bir Bozkurt da onu kovalıyormuş. Ceddim Kara Gök Kaan bu kurdu öldürmüş.

AZİZ BEY            - Cinayetin sebebi kıskançlık hissidir diyebilir miyiz?

KAMIRAN BEY - Hayır, açlık. Ceddim nur sütun ile gökten indi ineli ağzına

bir şey koymamıştır. Tanrısal bir içgüdüyle geyiğin meme­lerine saldırır. O saatte bu memelerden mavi bir süt gelme­ye başlar. Ceddimin karnı doyar. Dünya üzerinde bir ced­dim, bir de o ala geyik vardır. Gezmek için o ala geyiğin üzerine biner, geceleyin üstünde uyur.

AZİZ BEY           - Ceddin o ala geyikten faydalanmakta daha da ileri gidecek

mi diye merak etmekteyim?

 

KAMIRAN BEY - Gitti. Tanrısal, dünyevi her ihti

ya başladı ve geyik hamile kal

 

acını bu geyikle doyurma-

ı.

 

AZİZ BEY            -La havle vela!

EFRUZ BEY       - Hadise îslamiyetin ilanından çok evvel oluyor Prens!

KAMIRAN BEY - Ala geyik, dokuz ay on gün sonra sabahleyin beş, öğleye

doğru üç, akşam üstü bir tane olmak üzere üç defada ceman dokuz adet Kaan zade doğurdu. Dikkat ediniz. Beş, üç, bir ve dokuz!

EFRUZ BEY       - Bu muammanın hikmeti nedir?

KAMIRAN BEY - Bu dört sayı o sebepten bütün insanlarca mukaddestir!

Ala geyikten doğan prenslerin hepsi boynuzluydu. Ceddim

 

-57-

sekizinin boynuzunu kırdı. Yalnız bir tanesine dokunmadı. Boynuzu kınlan prensler hemen öldüler. Tek kalan boy­nuzlu ise yaşadı. Babasından kendisine miras kalan ala geyik ile birleşti. Evlatlarının boynuzlarım kırmadığı için hanedanı çoğaldı.

MÜZEKKİ BEY - Dişi geyikler her defasında dokuz doğurdularsa normal.

KAMIRAN BEY - Bu büyük aileye "Kara Tanburin" denir ki, bütün doğu

halklarınca kutsaldır. Oğuzlar, Cengizler, Hülagular, Ti-murlar, Selçuklar, kısaca ne kadar doğu hükümdarları var­sa hep Kara Tanburin ailesinin aylıklı uşağı derecesindey-diler.

NERMİN BEY     - İyi de, bütün bunları biz neden bilmiyoruz?

KAMIRAN BEY  - Henüz Türk tarihi Türkçe yazılmadığı için.

EFRUZ BEY        - Netice itibarı ile siz de bir prenssiniz?

KAMIRAN BEY - Eğer tenezzül edersem. Çünkü ben padişahlardan, impara­torlardan büyüğümdür. Tanrısal bir ailenin mensubuyum.

NERMİN BEY    - Bu tanrısal aileye mensup başka prensler de var mı?

KAMIRAN BEY - Hayır. Gerçi Rusya'da bir iki kişi "biz de Kara Tanburin

ailesindeniz!" iddiasında bulunmuşlardı. Fakat yalanlan meydana çıktı. Bu güruh beni ortadan kaldırmak istediği için Müzekki Bey'in sözünü ettiği o "katmerli hacı" tara­fından memleketimden uzaklaştınldım.

 

-58-EFRUZ BEY       - Öyleyse babanızın küçük bir mescidin müezzini olduğu da

doğru değil.

KAMIRAN BEY  - Savunmasız bir çocukken her bir yalanı ben uydurdum.

Adımı da, ceddimin neslini tüketmek isteyen zalim düş­manlarım beni tanımasınlar diye değiştirdim.

EFRUZ BEY        - Sizden başka kardeşleriniz, akrabalarınız yok mu? KAMIRAN BEY  - Ceddimin yaşayan son temsilcisi olduğumu arz ettim. EFRUZ BEY        - Öyleyse hemen evlenseniz... Kazara hayatınıza bir şey

olursa tanrısal bir aile kaybolacak.

AZİZ BEY           - Çevresinde toplanacak bir asalet Kabe'si kalmayacak.

NERMİN BEY     - Muhtemel ki o tanrısal ailenin yok olmasıyla kıyamet

kopacak. KAMIRAN BEY - Merak etmeyiniz. Ben kırk yaşlıma gelince evleneceğim.

Bir erkek çocuğum doğunca djı hemen kendimi iğdiş etti-ı         receğim. EFRUZ BEY        - İğdiş mi ettireceksiniz! Niçin?

KAMIRAN BEY - Kıymetin bir hikmeti de azlıktır. Ben Kara Tanburin ailesi­nin çoğalmasını istemem. Bu aileden daima bir kişi bulun­malı. Evladıma da bu prensibi belleteceğim.

EFRUZ BEY       - (Çok etkilenir.) Size bir unvan bulmak mümkün değil! MÜZEKKİ BEY - Prens, Ruva, Emperör... Bunlar nihayet dünyevi şeyler. NERMİN BEY    - Eğer kabul ederseniz size Semavi Prens diyelim.

 

-59-

KAMIRAN BEY - Başka kimseye bu unvanın verilmemesi şartıyla.
AZİZ BEY           -Elbette.

EFRUZ BEY       - Siz artık Kamıran Bey değil, "Prens Eternel Kara Tanbu-

rin!" siniz.

AZİZ BEY            - Prens Eternel Kara Tanburin!

NERMİN BEY     - Prens Eternel Kara Tanburin! (Saatine bakar.) Dostlarım!

Gecikmişiz. Saat beş. EFRUZ BEY        - Mühim değil Nermin Bey. Sizin de ecdadınızı tanımadan,

aile adınızı öğrenmeden bir yere gitmiyoruz.

NERMİN BEY     - Benim aile hikayem yoktur. Hem ben prens olamam. Çün­kü ceddimden birinin hükümdarlık yaptığını bilmiyorum.

Onlar hep hükümdarların dizanterilerini iyi etmişlerdir. EFRUZ BEY       - Yine de kendilerinden söz etseniz.

NERMİN BEY    - Babam Dizanterici Salip Paşa hepinizin tanıdığı bir simadır.
AZİZ BEY           - Namı pek yaygındır. Hazret okur yazar değilse de, itimet

edilen bir doktordur. MÜZEKKI BEY - İstanbul ahalisi ilaçlarının yarım kutusuna kırk elli lira

paha biçmekte. EFRUZ BEY       - Bu büyük adamın nereden, ne vakit ve nasıl geldiği belli

değildir. KAMERAN BEY - Yalnızca Nişantaşı'ndaki kaşanesi, Boğaziçi'ndeki çifte

korulu yalıları, çatanaları, Beyoğlu'ndaki apartmanları

 

-60-bilinmektedir.

*

AZIZ BEY            - Meşrutiyetin ilanından hemen sonra, şimdi kim olduğu ta-

mamen unutulan bir gazeteci, "Dizanterici Salih Paşa vak­tiyle ne idi?" başlığı altında gayet merak verici bir hikaye başlatmış, tefrikasının birinci bölümünü yayımlamıştı. KAMIRAN BEY - Bu makalede otuz yıl önce Salih Paşa'nın Tunus'da dilen­cilik ettiği, İstanbul'da önce falcılığa girişerek sonra dizan­teriye ilaç vermeye başladığı, bu ilaç sayesinde saraya ait bir ak ağası ile bir harem ağasının yirmi beş yıldır hastalık­lı memelerini iyi ettiği, yeteneği duyulunca da saraya alı­nıp o günden itibaren dizanteri tedavisine siyaset karıştırdı-ğı...

EFRUZ BEY       - Geçiniz. Neye karıştırılırsa kar ıştmlsın, siyaset adi bir iştir.

Siz şu tefrikanın devamına geliniz.

AZİZ BEY            - Gelemem, çünkü devamı çıkma.

NERMİNBEY    - Neden dersiniz?

MÜZEKKİ BEY - Salih Paşa, birkaç kutu ilaç lütfedip bu gazetecinin ağzını

kapatmasını bildi. O da, yapacağı münasebetsiz tarihçi­likten vazgeçti.

EFRUZ BEY       - Daha sonra diğer serseri gazeteciler de Salih Paşa'ya fık­ralar uydurup şantajlar yapmaya kalkışmadılar mı?

NERMİN BEY     - Ne var ki, paşa babamın açtığı davalar hepsini mahkemele-

 

-61-

re sürükledi.
AZİZ BEY            - Hakikati teferruatı ile bilmediklerinden dolayı da mahkum

edildiler ve tabii sustular.

NERMİN BEY    - Ben, asalet kadar hakikati de severim. EFRUZBEY       - Yine de asilsiniz.

NERMİN BEY    - Şüphesiz. Fakat prens değilim. Ben bir marki, bir kont...
EFRUZ BEY       - Marki, marki...
AZİZ BEY            - Evet, marki...

NERMİN BEY    - Evet, marki olabilirim. Dizanterinin sırrı ta Lokman He­kimden beri bizim ailemizin malıdır. Sizin kadar ecdattan gelen asil değilsem de, hepinizden daha zenginim. EFRUZ BEY       - Bu iddianızı ciddiye alamayız. Gerçi ben çok tutumluyum-

dur. Fakat ne kadar gelirim olduğunu biliyor musunuz? NERMİN BEY    - Hayır, malumatım yoktur. EFRUZ BEY       - O zaman kendinizi hepimizden zengin saymanız uygun

değildir.

AZİZ BEY           - Efruz Bey, ben sizin servetinizi biliyorum. Siz gizli mil-

yonersiniz.

EFRUZ BEY       - Azizim Prens Azizüssücufüzzırtaf, siz cidden asilsiniz! NERMİN BEY    - Asaletmeaplar! Vakit geçti. Gayrı dağılsak... EFRUZ BEY       - Ben henüz kendi asaletimi, kendi ceddimi size anlatabilmiş

değilim.

 

-62-
AZİZ BEY            - Ne hacet. Biz sizin asaletinizden eminiz. Saat altıyı aştı.

Teferruatı sonra da konuşuruz. MÜZEKKİ BEY  - Yarın, hemen yarın tekrar bir araya gelebiliriz. Perapalas'ta

buluşmaya ne dersiniz? KAMIRANBEY-Münasiptir! NERMİNBEY    - Kabul ediyorum! EFRUZ BEY       - Bu gece hepimizin eni konu düşünerek yarınki toplantıya

hazırlıklı gelmeliyiz.

KAMIRAN BEY - Hangi hususta kafa yoracağız?

EFRUZ BEY       - "Asiller serkli" namı ile bir klüp kurmamızı teklif ediyo­
rum.
AZİZ BEY            - İsabet buyurdunuz. O kulübe bi tün asilleri toplayıp, batıda

ve doğuda olduğu gibi asaletin hakkım aramalıyız. NERMİN BEY    - Dünyadaki bütün milletlerin ida -esini ele geçirelim. EFRUZ BEY       - Ahaliyi -asillerin iddiasızlığından firsat bularak- sıçradıkları !         yüksek mevkiilerden indirerek, layık oldukları kovuğa (         sokmalıyız.

(Davetlilerden holdeki portmantodan fesini alan, Evruz Bey'in elini sıkmakta, çıkmak için konak kapısına yürü­mektedir.)

NERMİN BEY    - Yarın Perapalas'ta. EFRUZ BEY       - Hayırlı akşamlar Marki!

 

-63-

MÜZEKKİBEY - Yarın Perapalas'ta.

EFRUZ BEY       - Selametle Prens Müzekki do Civan!

KAMIRANBEY - Yarın Perapalas'da.

EFRUZ BEY       - Görüşmek üzere Prens Eternel Kamıran do Kara Tanburin!

 

AZİZ BE Y EFRUZ BEY AZİZ BE Y EFRUZ BEY AZİZ BEY

EFRUZ BEY AZİZ BE Y EFRUZ BE Y

AZİZ BEY EFRUZ BEY

 

  • Efruz Bey, sizinle bir dakika yalnız kalmak isterim.
  • Emredersiniz Prens Azizüssücufüzzırtaf! Buyurunuz?
  • (Sıkılarak.) Potrmonemi (cüzdanımı) düşürmüşüm!
  • Ne zararı var Prensim? Üzülmeye değmez.
  • Sizden yann akşam vermek üzere küçük bir meblağ isteye-

ceğim.

  • Ne kadar?
  • Bin lira kadar bir şey!
  • Bu bendeniz için hakikaten pek ehemmiyetsiz bir para.
    Lakin, aksi şeytan, şimdi verebilmem mümkün değil.
    Çünkü... çünkü, mazeretimi sizden saklamayacağım.
    Kasamın anahtarları annemdedir. İki hafta var ki,
    nasırlarını kestirmek için profesör Verşinker'in yanına,
    Viyana'ya gitti. Ancak üç ay sonra gelecek. Burada olsaydı
    vallahi, billahi, namusum, asaletim üzerine tekrar tekrar
    yeminler ederim ki, şu bin lirayı hemen size verirdim.
  • İtimadınız için teşekkür ederim... Şimdi yüz lira verseniz?
  • Aksi şeytan! O kadar da yok.

 

-64-

 

AZIZBEY EFRUZBEY AZİZ BEY EFRUZBEY

HACER

 

- Bir lira lütfetseniz?

  • Bugün yanımda ne kadar bir lira varsa bahşiş verdim.
  • Bir mecidiye olsun veremez misiniz?
  • (Para çıkartır. Aziz'in avucuna bırakır.) İşte bir çeyrek!

Daha fazla veremediğim için beni affediniz. Hayatta bazen öyle münasebetsiz, öyle aksi anlar oluyor ki... (Aziz Bey parayı cebine koyar. Hacer bağıra çağıra, paldır küldür girer.)

- Küçük bey! Küçük bey! Anneniz "beni görmeden gitmesin"

dedi. Burnunun kıllarım çekmek için çarşıdan size cımbız

eten, söylenenleri duymaz-kapıyı kapatınca haykırır.)

aldıracakmış.

(Davetliler bu sahneyi görmezi

lıktan gelir, çıkarlar. Efruz Bey

 

EFRUZ BEY       - Anne! Anne!...

(Hanım Efendi panik halinde, koşarak gelir.) HANIM EFE1>IDİ - Hayırdır oğlum! Beni böyle ayağına çağırabileceğin kadar

ı

seni öfkelendiren mühim bir hadise mi oldu?

EFRUZ BEY - Siz benim sualime cevap veriniz anne. Niçin bu münasebet­siz kızı misafirlerin yanına gönderiyorsun?

HANIM EFENDİ - Ne yapabilirdim hay oğlum. Acele ile o rast geldi.

EFRUZ BEY - Ben tartışmaktan ziyade iş yapayı severim. (Evlatlığa.) Sen

de Hacer misin nesin, konaktaki herkesi hemen buraya

 

-65-

 

HACER EFRUZBEY

AŞÇIBAŞI EFRUZBEY AŞÇIBAŞI EFRUZBEY

DADI

EFRUZBEY DADI EFRUZBEY

 

çağır. (Konaktaki bağınş çağırışa kulak misafiri olmak için hol yakınında toplanmış olan Dadı, Mehveş, Perker, Despi-na, Pesend, Aşçıbaşı ve Durmuş ortaya çıkarlar.)

  • Çağırdım.
  • Şimdi herkes beni iyi dinlesin. Bu konakta yer işgal eden
    benden başka hiç kimse memlekettin ve kainatın bugünkü
    halinden haberdar değil. Madem ki meşrutiyet ilan edildi...
  • Avoov! O ne ki?
  • Kelime manası itibariyle "hürriyet" demektir.

 

  • Bakın hele, benim hiç haberim olmamıştır be yahu!
  • Sözümü kesmesene adam! Madem ki meşrutiyet ilan edil­
    di, ben ve benim gibi asillerin harekete geçme zamanı
    Şimdiden sonra Despina'dan başka hiçbiriniz bana
    lakırdı söylemeyeceksiniz!
  • (Alıngan.) Ah küçük beyim! Niçin bize darıldın?
  • Bak hala "Küçük Bey" diyor.
  • Ya ne diyeyim a beyciğim?

- İsmimi telaffuz etmeniz lüzum etmez. Yalnız unvanımı
söylersiniz.

(Dadı anlamaz. Ötekilere bakar.)

 

EFRUZ BEY        - Kalın kafalı Çerkeş! Laf anlamazsın ki... (Diğerlerine.)

Söyleyin bakalım, benim unvanım ne? (Yanıt alamaz.)

 

-66-

Evet anne, benim unvanım ne? (Yanıt alamaz, öfkelenir.)

Hizmetçiler efendilerinin, ana oğlunun unvanını bilmiyor.

Bu memleket batmasın da neresi batsın? Bu ne idraksizlik,

bu ne kabalık, bu ne hayvanlık!

HANIM EFENDİ - Teessüf ederim. Sen söyle de bilelim. EFRUZ BEY        - Benim unvanım: Prens. Ben prensim! Beni artık prens diye

çağırın ve medeniyete girmeye alışın. Anlaşıldı mı hain

vahşiler. HANIM EFENDİ - Amanın! Sen gene mi adını değiştirdin? A oğlum, bari

kendine bir İslam adı taksan...

EFRUZ BEY        - Sus anne! Cahilliğini meydana vurma. Bu ad mı? Unvan. HANIM EFENDİ - Her neyse... Bari İslamca olsa.

EFRUZ BEY       - İslamcası Han amma böyle soy ıcrseniz insanı Acem zan­nederler. Halbuki benim ceddiı ı öz be öz Türk. Fakat

 

benim hangi aileden olduğumu

 

ancak tarihçiler biliyor.

 

|         Onlar da Türklerin tarihi henüz yazmadı.

HANIM EFENDİ - Tarihe ne hacet. Babanın adı Mustafa Tevfik olup, merhum

hakkın rahmetine kavuşmadan üç yıl kadar evvel Kastamo­nu vilayeti defterdarı idi. Hacer kızımızı da oradayken ev­lat edindik.

EFRUZ BEY        - Patavatsızlığı bırak anne. Babam ömrünün son yıllarında

İstanbul'a, saraya çağırıldı. Neden? İhtimal o muhteremi

 

-67-

 

gizli bir içgüdü son günlerde atalarının payitahtına çekti.

Benim atalarım ihtimal ki... Hayır, "ihtimal" değil, kesin

surette "Kızıl Ahmetliler"di.

HANIM EFENDİ - Madem öyleydi de, Ahmet olan adını ne diye değiştirdin?
EFRUZ BEY        - Ahmet adı adi idi de ondan. Ama ben bir prensim!
DADI                     - Başüstüne, öyle deriz Prens bey.

EFRUZ BEY        - "Prens" dedikten sonra "Bey" demeniz lüzumsuzdur.

DESPİNA

(Despina'ya.) Söyle bakalım, beni nasıl çağıracaksın? - Mösyö lö Prens.

EFRUZ BEY       - Yalnız o kadar mı?

 

DESPİNA

 

- Mösyö lö Prens zenapları.

 

EFRUZ BEY        - Aferin Desspina. Annem maaşına bir lira daha zam yaptı.

Bundan böyle, konağa erkek misafir geldiğinde Despina-dan başka kimse salonuma, hatta kapının yanına uğrama­yacak. Şimdi "Prens Efruz do Kızıl" yatak odasına çekile­cek.

 

DESPİNA EFRUZ BEY

 

  • Mösyö lö Prens Zenapları! Akşam yemeğe gelecek misun?
  • Hayır Despina, inmeyeceğim. Benim prensibim: Boş mide,
    dolu zihin, parlak fikir!

 

(Efruz Bey çıkar.)

HANIM EFENDİ - Bu benim aklı pamuk ipliğine bağlı oğlum galiba yine de­lirdi de, "Annem, Despina'ya bir lira zam yaptı" dedi. Ay

 

-68-fenalar oluyorum. Ay bayılıyorum. HayyyL.

(Hanım Efendi bayılır. Dadı, hizmetçiler, evlatlık bağıra
çağıra onu ayıltmaya çalışırlarken ışıklar alınır. Rüyada
ziyafetin eğlence müziği verilir.)
12. OYUN :               ASİLZADELER RÜYADAKİ ZİYAFETTE

(Evruz Bey'in rüyasında, Kastamonu'daki görkemli şatolarının büyük salonu. Şatoda altından armaları, elmaslı tuğraları ile Kızıl Ahmetli bayrağı dalgalanmaktadır. Efruz Bey, Prens Efruz do Kızıl olarak salondadır. Efruz Bey'in İstanbul'dan tanıdığı asil dostları ile hafifmeşrep kadınlar prensler, markiler, kontlar, lordlar, dükler, düşesler olarak Prens Efruz do Kızıl'in av partisine, muhteşem ziyafetine katılmak için şatoya kabul edil nektetedirler. İstanbul'daki

 

konakta çalışan hizmetçiler ve lonunda Muhafız, Cariye, Köle

 

lizmetkârlar da, şatonun sa-ve uşak olarak bulunuyor-

 

lar. Prens Efruz do Kızıl ile erkçn gelen davetliler salon-I        daki yerlerini almışlar, huzura kabulü bekleyen dört asilza-

j

de ile yanlarındaki kadınlar sıra ile takdim edilirler.) ŞATODAKİ UŞAK - (Takdim eder.) Dizanterici Salih Paşa Zade Marki Ner-

min ve de matmazelleri!
EFRUZ BEY          - Kapılar açıla, yol verile.

ŞATODAKİ UŞAK - (Takdim eder.) Prens Eternel Kamıran do Kara Tanburin

 

-69-

ile Prenses Kara Tanburin!

 

EFRUZBEY

 

- Her ikisi de behemehal buyur edile.

 

ŞATODAKİ UŞAK - (Takdim eder.) Prens Müzekki do Civan ve Prenses

Civan!

 

EFRUZBEY

 

- Şatoma şeref vereler.

 

ŞATODAKİ UŞAK - (Takdim eder.) Prens Azizüssücufüzzırtaf ile Prenses

Ezzırtaf!

 

EFRUZBEY

EFRUZBEY

 

- İhtimam gösterile, itibar edile.

(Prens Efruz, Prenses Ezzırtaf ile herkesten daha fazla ilgilidir. Prensesi yanına alır. Davetlilere nutuk atar.)

- Prensler, prensesler, kontlar, kontesler, markiler, matme-
zeller, dükler düşeşler, dostlarım! Sizler ki, Kızıl Ahmet­
li bayrağının dalgalandığı görkemli Kastomonu şatosuna
gelerek bendeniz Prens Efruz do Kızıl'ı bahtiyar ettiniz.
(Alkışlan, tezahürat bağırışlarını el hareketi ile durdu­
rur.) Şampanya kadehimi sadece ve sadece asiller için,
hususi olarak da Prenses Ezzırtaf için kaldırıyorum.
(Kadeh kaldırır.) Prensese ve asillere!

 

DAVETLİLER        - (Kadeh kaldırırlar.) Prensese ve asillere!

 

EFRUZBEY

 

(Şampanyalar içilir.)

(Elini eline vurur.) Eğlence başlasın!

(Sazendeler, oryantal cariyeler doğu müziği çalmaya,

 

  1. OYUN:

 

-70-

doğu danslan yapmaya başlarlar. Şampanya kadehleri arka arkaya devrilir. Prens Efruz, yanındaki Prenses Ezzırtaf m beline kolunu dolamaya, her fırsatta kadının dudaklarını öpmeye başlar. Prens Aziz, Prensesi kıs­kanmaktadır. Eğlence biterken kılıcını çeker, Prens Efruz'a saldırır. Salonda kavga gürültü başlar. Silah, kılıç, kalkan, mızrak, tabanca, top, mitralyoz, bomba sesleri içinde ziyafet ve rüya biter.) PRENSES EZZIRTAF'A NİYET, HİZMETÇİ

DESPİNA'YA KISMET.

(Efruz Bey, yatağında uyurken rüyasındaki kavganın etkisiyle pijamaları içinde yataktan fırlar. Despina, kah­valtı tepsisini taşıyarak odaya girer.)

 

 

 

DESPİNA

 

- Buyurunuz Mösyö lö Prens:

 

«lapları.

 

(Efruz Bey, Despina'nın üz< rine atılır. Kızı belinden

 

yakalar, yatağa fırlatır. Kah tabaklar etrafa saçılır.)

 

altı tepsisindeki fincanlar,

 

 

 

EFRUZBEY DESPİNA     !

 

  • Ah Prenses, prenses... Vire duyacaklar şimdi... Olazayiz rezil... (Gürültüye koşarak Hanım Efendi gelir, odaya girer. Olanları görünce müthiş bir çığlık atar. Hanım Efendi'nin sesini duyan Dadı, Hacer, Mehveş, Peyker, Pesend, Aşçı­başı ve Durmuş koşarak gelirler. Despina, Efruz Bey'in elinden perişan halde kurtulur. Ağlamaya başlar. Efruz

 

-71-

Bey, vaziyeti kurtarmak için ona çıkışır.)

EFRUZ BEY              - Sütümü döken beceriksizi işte ben böyle döverim.

HANIM EFENDİ   - Bana bak Efruz!...

EFRUZ BEY            - Hayır anne, Efruz değil. Prens Efruz do Kızıl.

HANIM EFENDİ   - Ne olursan ol rezil. Dışarıda ne halt yersen ye. Burası

bildiğin yer değil. Benim boynuzlarımı takmaya vaktim
yok. (Despina'ya.) Sen de defol aşağıya.
(Despina ağlayarak kaçar. Efruz Bey, giysilerini giyer.)
EFRUZ BEY            - Bana ve Prenses'e böyle davranamazsın anne. Seni

nezakete davet ediyorum. HANIM EFENDİ   - Hiçbir yere gitmiyorum. Hem Despina haspası ne zaman

Prenses oldu?

EFRUZ BEY            - Ona bu unvanı ben verdim.

HANIM EFENDİ   - Başka yosmalara da benden çaldığın ziynet eşyalarını

verirsin.

EFRUZ BEY            - Senin ağzından çıkanı kulakların duymuyor Deli Saraylı.

Sen gayrı bir Çerkeş halayık değil, asil bir prensin vali-desisin. Bunu hiçbir zaman unutma. HANIM EFENDİ   - Çık, görünme gözüme. Ay... Ay aman... (Bayılmak

üzeredir.)

EFRUZ BEY            - (Dadı'ya.) Benim bir randevuya yetişmem lazım. Onu siz

ayıltın. Akşam ben dönene kadar da konağın o asil düze-

 

DADI

EFRUZBEY

 

-72-

ni tekrar kurulsun. Başüstüne Prens Bey! - Hay senin beyine... (Öfkeli çıkar.)

 

HANIMEFENDİ    - Köpekler sıçsın. Hayyy! (Bayılır.)

 

  1. OYUN

 

(Dadı ile hizmetçiler yine bir telaş içinde Hanım Efen-di'yi ayıltmaya çalışırlar.) ASİLZADELERE POLİS BASKINI.

(Aziz Beyin evi. Salon. Salonun ortasında üstünde ağır nefti çuhadan bir örtü serili yuvarlak masa ve kumaş koltuklar yer alıyor. Salondaki İhtiyar Uşak hiç ara vermeden kafa çekmektedir. Apartman merdiveninden

 

 

 

yukarı çıkan, yaklaşan ayak

 

eslerini duyunca kapıya

 

doğru yürür. Zil çalınınca ki pıyı açar. Asilzadeleri kar-şilar.)

 

İ. UŞAK

 

- Oriste!

 

 

 

AZİZ BEY

 

(Uşak kenara çekilir. Aziz Bey asilzadelere yol gösterir.) - Perapalas'm uygun olmayışı benim için ne şans. Evimde yüce bir amaç için toplandığımıza çok memnunum. Bundan sonra yapacağımız toplantılar için de bütün apartmanım, uşaklarım, kendim emrinize tabiiyim. (Kendisine şaşkın bakakalan ihtiyar Uşağa.) Çekilebi­lirsin. -74-

 

mız pek yücedir. Kendi asaletimizle beraber köşede bu­cakta kalmış asaletleri de meydana çıkartacağız. Onlara önce unvanlarını vereceğiz. Sonra da haklarını aramaya, bulmaya çalışacağız.

NERMİNBEY        - Toplantıyı açalım!

AZİZ BEY                 - Hemen başlayalım!

KAMIRAN BEY     - Acelemiz takdire şayandır. Fakat önce bir başkan seçme-

EFRUZBEY NERMİN BEY

liyiz ki, tartışmalarımız düzenli olsun. İsabet buyurdunuz. Seçim gizli oyla mı yapılsın? • İçimizde en asil, en eski aileye mensup sizsiniz Prens Eternel. Size başkanlık teklif ediyorum.

KAMIRAN BEY    - Kabul ediyorum.

 

AZİZ BEY

 

- Kağıt getirsinler. (Aziz Bey, uşağı çağırmak iç in bir elektirik düğmesine

 

 


basar. İhtiyar Uşak, elinde aç

 

Imamış iki üç deste iskam-

 

 


AZİZ BEY

EFRUZBEY

 

bil kağıdı büyük bir fış kutusu ve abanozdan yapılma para küreği ile gelir, elindekileri masanın üzerine kor.)

- Kaldır bunları. Şimdi oynamayacağız. Çabuk kağıt ile
kalem getir.

(İhtiyar Uşak kumar aletlerini gönülsüzce geri alır. Çıkar, Dışarıdan gürültüler duyulur.)

- Ne var, ne oluyor?

 

-75-

 

AZİZBEY

  1. KOMİSER EFRUZBEY
  2. KOMİSER

EFRUZBEY

  1. KOMİSER

EFRUZBEY

  1. KOMİSER

 

- Hiç... Uşak bir şey devirmiş olmalı. Ben bir bakayım.

(Aziz Bey, korkudan titreyerek kapıyı açmak için yürür­ken kapı dışarıdan açılır. Ellerinde rovelverler ile Sivil Komiser ve sivil polisler girer.)

  • Ellerinizi yukarı kaldırın!
  • (Masadaki asilzadelere duyurarak söyler.) Aklımdan bin

bir ihtimal bin anda geçiyor. Acaba asalet teşkilatı kura­cağımızı meşrutiyetçiler haber ki aldılar? Hayatımıza karşı bir suikast mı düzenliyorlar?

- (Sivil polislere.) Üzerlerini arayın.

(Polisler Aziz Beyden aramaya başlarlar. İhtiyar Uşak girer. Pervasızca şarap içmektedir.) - (Yanındaki asilzadelere.) Evet, anlaşılıyor ki, işe hükü­met de karışmış. Asilleri yakalamak, programlarımızı elde etmek peşindeler. Ama bir şey bulamayacaklar. (Polisler Efruz Bey ile yanındakileri de arar, ceplerinde buldukları ufak paralan masaya bırakırlar.)

  • (Polislere.) Fişleri, oyun kağıtlarını filan hep toplayınız.
    (Polisler masanın altına bakar, etrafı araştırırlar.)
  • (Yanındaki asilzadeler.) Anlaşıldığına göre işi kumar
    baskını halinde idare etmeye çalışıyorlar. Hay kurnazlar!
  • Aziz! Bu seni kaçıncı yakalayışım Aziz? Ben sana bu


-76-

 

AZİZBEY S. KOMİSER

AZİZ BEY S. KOMİSER EFRUZBEY

 

Beyoğlu'nda kumar oynatmam demedim mi?

  • Biz burada kumar oynamıyoruz.
  • Sen onu babana yuttur. Beş gün var ki seni izliyoruz.
    Kumarcıları toplayıp toplayıp buraya getiriyorsun.
  • Vallahi Komiser Bey, biz şimdi kumar oynamıyoruz.
  • Ya ne yapıyordunuz?

- (Kafa sesi.) Prens hakikati itiraf ederse işte o zaman
işimiz yamanlaşır. İhtilalcilikle, inkılapçılıkla suçlana-

 

biliriz...

 

  1. KOMİSER AZİZ BEY S. KOMİSER AZİZ BEY S. KOMİSER

AZİZ BEY S. POLİS AZİZ BE Y S. KOMİSER AZİZ BEY EFRUZBEY

 

  • Söyle Aziz, ne yapıyordunuz?
  • Konuşuyorduk.

sudan.

  • Ne konuşuyordunuz?
  • Şuradan, buradan, havadan,

- Bana yutturamazsın ulan. Dün gece, önceki gece, pazar
sabahı hep lafazanlık mı yapanız? (İhtiyar Uşağa baka-

ı

rak.) Hem sen Mihal'la ortak olmuşsun.

- Tövbe yalandır!

  • Bu apartmanı o tutmuş.
    -Hıhı.
  • Madem ortak değilsin, sen bu evde ne arıyorsun?

 

  • Ben de Mihal'den bir oda tutuyordum ki...
  • Komiser efendi, affedersiniz, kollarımız ağrıdı. Müsaade


-77-

 

  1. KOMİSER EFRUZBEY
  2. KOMİSER AZİZ BE Y EFRUZBEY
  3. KOMİSER EFRUZBEY S. KOMİSER EFRUZBEY S. KOMİSER EFRUZBEY S. KOMİSER

 

ediniz de aşağı indirelim.

  • İndiriniz, indiriniz. Siz burada ne yapıyordunuz?
  • (Kafa sesi.) Prens Zırtaf saçmalayıp da sırrımızı meydana
    vermeden görünürdeki suçu kabul etmeli. (Komisere.)
    Kumar oynuyorduk.

- (Aziz Bey'e.) İşte arkadaşın itiraf etti.
-Yalan.

  • (Kafa sesi.) Siyasette yalan caizdir. Bu iftirayı hakaret
    telakki etmemeli. (Komiser'e.) Hayır, hakikat!
  • Hepinizin üzerinden beş lira çıkmadı. Paralar nerede?
  • (Sertçe.) Biz üzerimizde para taşımaya tenezzül etmeyiz.
  • Vay beyim vay! Ya ne yaparsınız?
  • Paralarımız bankada durur.
  • Ha işte, ben de o bankayı soruyorum.
  • Size söylemeye mecburiyetim yok.
  • Karakolda bülbül gibi söylersin. (İhtiyar Uşağa.) Ne
    dersin Mihal? Yoksa o banka sen misin? (İ. Uşak hayır
    anlamında başını sallar.) Eğer bu evin bir yerinden para
    bulursak işte o zaman üstünde kafa salladığın o boynu
    kopartırım.

(Öteki odaları arayan sivil polisler daha önce İhtiyar Uşa­ğın masaya bırakıp tekrar kaldırdığı iskambil kağıtlarım,

 

-78-fiş kutusunu, para küreğini bulmuşlar, getirirler.)

  1. S. POLİS - Suç delillerini ele geçirdik Komiserim.
  2. KOMİSER - İşte bu kadar! (Masadaki paraları alır.) Ne yapalım, bu

günkü kumar ufakmış. Ama suçu büyüktür. (Asilzade­lere.) Evet beyler! Hep beraber karakola gidiyoruz. (S. Komiser ile S. Polisler, İhtiyar Uşak ile Asilzadeleri karakola götürmek için salondan çıkarırlar.)

  1. OYUN : EFRUZ BEY ASALETTEN VAZGEÇTİ,

MİLLİYET PERVERLİĞİ SEÇTİ. (Hanım Efendi, Dadı, Hacer, Mehveş, Peyker, Despina, Pesend, Aşçıbaşı konağın holünde toplanmışlar. Hacer

 

pencereden dışarı bakarak yo

 

gözlüyor. Hanım Efendi

 

öfkeli. Esiyor, yağıyor.) HANIM EFENDİ   - Gözü kör olası oğlan! Bu fakıt başıma ikidir kefalet boku

 

çıkardı. Gitti gene paracıklar

 

gitti!

 

DADI                        - Böyle konuşmayınız Büyük Hanımım. Prens Bey duyar-

sa büyük kavga çıkar.

MEHVEŞ                 - Siz de düşer bayılırsınız maazallah.

HANIM EFENDİ   - Yatıp gebermediğime şaşarım. Ben onca parayı kendi

elceğizimle nasıl verdim!

PEYKER                  - Oğlunuzun karakolda kalmasına ana yüreğiniz dayanma-

dı hanımım.

 

-79-HANIM EFENDİ   - Paracıklar aha bu tarafımda dursaydı, aha bu tarafıma da

taş basardım. (Dadı'yı kasıtla.) Ben asıl bu koca karının

sesini başka yoldan kesemedim. Zır zır zırladı durdu.

Sanki o soysuzu kendisi doğurdu.

PESEND                   - Nasıl olir soysiz? Çünki o bir asil Prens.

HANIM EFENDİ   - Hele bir karakoldan gelsin. Ben onun asaletine de,

unvanına da...

DADI                       -Öhööhö!

HANIM EFENDİ   - Şakır şakır tûkürmez miyim?
HACER                    -Küçük beyimiz geliyor!

DESPİNA                 - Küçük bey demek yok Hacer! O prens, kızar çünki.

(Hacer kapıyı açar. Efruz Bey ile Durmuş girerler.)
DESPİNA                 - (Sevinir.) Mösyö lö Prens zenaplan!

EFRUZ BEY             - Hayır Despina. Bundan sonra kimse bana unvanımdan,

asaletimden söz etmesin.

DADI                       - Oh, çok şükür! Küçük beyim düzeldi.

HANIM EFENDİ   - Halt etmişsin Dadı. O kumarbaz oluyor, sen diyorsun

düzeliyor.
EFRUZ BEY             - Yanılıyorsun anne. Ben asıl tahkikatı kumar meselesine

çevirerek badireyi hafif atlattım.

HANIMEFENDİ    - Bu rezaletin bir de saklı gizli aslı arkası mı var?
EFRUZ BEY             - Evet anne, bunu hemen fark ettim. Böyle yüzyıllarca

 

-80-

 

DADI

EFRUZBEY

 

asalete ehemmiyet verilmemiş Memalik-i Osmaniye'de asalet iddiasına kalkmak tehlikelidir. Gazetelerde "Prens Uzun Hasan"ın kartının nasıl teşhir edildiğini, maskaraya çevrildiğini hatırlayınız.

  • Ya ya, pek yazık. Arkadaşların da kurtuldu mu bari?
  • Müzekki ile Nermin Bey'ler daha dûn akşamdan serbest
    bırakıldılar. Bir Aziz Zırtaf karakolda kaldı. Altı ay hap­
    se mahkum edileceği tahmin ediliyor. Zavallı Prens, asa­
    letinin kurbanı oldu. Sırrımızı hükümete vermemek için
    yalancıktan kumarcılığı kabul etti. Onurunu kaybetti;
    ama, denklerin altında kalan büyük ceddi Kaysüzzırtaf m


azametli ruhu şüphesiz yine idinde yaşıyor. HANIM EFENDİ   - Ruhu batsın. Onu böyle uluoıjta övdüğünü bir duyan

 

EFRUZBEY

 

olursa bir daha nah yatınnm - Sen paradan başka söz bilme

 

sefalet neyi.

misin anne?

 

HANIM EFENDİ   - Sen biliyorsun da ne oluyor? Bana bak, o uzun dilini ağ-
i            zının içine sok. Sonra da git odanda bacaklarını kır otur.

Bundan sonra da ne sen bu konaktan dışarı adımım at, ne

EFRUZBEY

de o dilini çıkart. Yok öyle hürriyet, asalet filan. - Hayır. Annem bile olsan bunu benden bekleyemezsin. Ben... ben bu sabah o karakolda fark ettim ki, ben ateşli bir milliyetperverim!

 

-81-

HANIM EFENDİ   - Hayır Efruz, perver merver olmayacaksın. Milliyetinden

beni başlatma...

EFRUZ BEY         - Hiç kendini yorma anne. Ben öyle bir köşede oturacak,

şöhretten, şandan uzak yaşayacak biri değilim.

HANIM EFENDİ   - Sen... sen hiçbir halt değilsin Efruz. Mankafanın tekisin.

EFRUZ BEY             - Sus artık anne. Ne yazık ki hiç değişmeyeceksin. Bir

Çerkeş halayık olarak ölüp gideceksin. Benim nasıl bir hareket, inkılap, gürültü, harıltı adamı olduğumu anlamı­yorsun. Evet, anlamıyorsun Deli Saraylı! (Çıkmak için yürür.)

HANIM EFENDİ   - Akıllıya bakın! Hangi cehenneme gidiyorsun?

EFRUZ BEY             - Bucağa yazılacağım. Milliyetperverlik yapacağım. Bu

kutsal vazifemi yerine getirmeme kimse mani olamaz. (Çıkar.)

HANIM EFENDİ   - Ay ben fena oluyorum. Ay ben bayılıyorum. Hayyy...

(Hanımefendi düşer, bayılır. Diğerleri onu ayıltmak için koştururlar.)

SON.

 

Powered by OrdaSoft!