Dost bî-pervâ felek bî-rahm devran bî-sükun
Derd çok hem-derd yok düşmen kavî tâli zebûn

Sâye-i ümmîd zâ’il âf-tâb-i şevk germ
Rütbe-i idbâr âlî pâye-i tedbir dûn

Akl dûn-himmet sadâ-yi ta’ne yer yerden bülend
Baht kem-şefkat belâ-yi aşk gün günden füzûn

Ben garib ü râh-i mülk-i vasl pür teşviş ü mekr
Ben harîf-i sâde-levh ü dehr pür nakş-i füsun

Her sehî-kad cilvesi bir seyl-i tûfan-i belâ
Her hilâl-ebrû kaşı bir ser-hat-i meşk-i cünun

Yelde berg-i lâle tek temkîn-i dâniş bî-sebât
Suda aks-i serv tek te’sîr-i devlet vâj-gûn

Ser-had-i matlûb pür mihnet tarîk-i imtihân
Menzîl-i maksûd pür âsib râh-i âzmûn

Şâhid-i maksad nevâ-yi çeng tek perde-nişîn
Sâgar-i işret habâb-i sâf-i sahbâ tek nigûn

Tefrîka hasıl tarîk-i mülk-i cem’iyyet mahûf
Âh bilmen n’eyleyem yok bir muvâfık reh-nümûn

Çehre-i zerdin Fuzûlî’nin tutuptur eşk-i âl
Gör ana ne rengler geçmiş sipihr-i nil-gûn
*          *          *
Fâilâtün / fâilâtün / fâilâtün / fâilün

---------------------

Dost halime aldırış etmez, kader acımasız, dünya hiç durmadan dönmekte. Dert çok, dert ortağı yok, düşman kuvvetli, tâlihimiz ise yenik ve zayıftır.

Dost kayıtsız olduğuna göre "mutlak" tır. O da Hak'tır. Burada kayıt, bir şey ile bağlı olmaktır. Kayıtsızın ikinci ma'nâsı ise âşıka lâkayd demektir. Dünyada huzur ve sükûn yok.

Dert, aşk derdidir. O çok; lâkin bunu anlayacak, bu derde ortak olacak yok. Düşman, nefistir ki çok kuvvetlidir. Buna karşı koyacak tâli' ise kudretsiz ve zayıf.


Ümit gölgesi silinip gitmiş, hararetli aşk güneşi ortalığı kasıp kavuruyor. Felâketin mertebesi yüksekte, ona karşı tedbirin yeri alçaktadır.

Gölge silinip gittiğine göre güneş zeval noktasındadır. Zâ'il kelimesi ile zevale işaret ediyor. Güneş ise en yakıcı noktasında. Güneş felâket getiriyor, onun mertebesi yüksekte. Güneşe karşı gölgeye sığınılır. Tedbir yani gölge de alçakta.


Akıl bana yardım etmiyor, himmeti aşağı. Yer yer beni kınayan sesler yükseliyor. Bahtın şefkat ve merhameti yok. Aşk belâsı da günden güne artıyor .

Akıl, dünya işlerini düzenlemek içindir. Ben bunları yapamıyorum, akıl bana yardım etmiyor. Herkes beni kınıyor. Himmetin mahlâsı tecerrüd, dünyayı terk etmek kudretidir. Esasen akil, dünyayı terk etmeyi emretmez. Onu aşk emreder. Akıldan bu beklenmez. Aklın yardım etmemesi neticesi, deliliktir. Delilere de ta'n(ayıplama) ederler, onları kınarlar.


Ben gurbete düşmüş adam; visâl mülkünün yolu karışık, hile ile dolu; ben kalbi saf yani gönül sahifesinde yazı olmayan, hile hud'a bilmez biri; dünya ise büyü yazılan ile dolu.

Yabancı bir memlekete düşmüş olan, yol iz bilmez. Gitmek istediği yol ise çok karışık; endişelerle, insanı yanıltan hilelerle dolu. Şâir, Elest Bezminden dünyaya yani gurbete düşmüş. Tekrar vatanına kavuşmak yani vahdete, visâle ermek yolu karışık ve hilelerle dolu. Bu yol aşk yolu nefisle mücadele yolu, imtihan yolu...

Şâir saf-dil adam, dünya ise insanı büyüleyen türlü güzelliklerle dolu.

Sade-levh, gönlü saf, gönül sahifesi bomboş ile; dünya büyü yazılarıyla dolu arasında tezat vardır.


Her servi boylunun görünüşü bir belâ tufanı seli; her hilâl kaşlının kaşı, dîvânelik meşki için sahifenin başına yazılmış bir yazıdır.

Servi ırmak kenarlarında bulunduğu için onun görünüşü arkasından bir belâ tufanı seli geliyor. Irmaklar coşar. Sahifenin başına güzel bir yazı yazılır. Güzel yazı öğrenmek isteyenler o yazıya benzetmeye çalışarak sahifeyi doldururlar. Bu güzel yazıya meşk derler. Ser-hat, sahifenin başına yazılan yazıdır.

Rüzgâr önünde uçan lâle yaprağı gibi ilmin oturaklılığında sebat akseden servi gibi devletin te'siri tepe taklak olmuştur.

İlim, temkinini, oturaklılığını kaybetmiş. Yerinde durmuyor, hükümleri daima değişiyor. Devlet ise insana ters, baş aşağı şekilde tesir ediyor. Devlet, insanlara hakikî sa'adeti vermiyor. Devlete erenler, hakikatta ters hareket ediyorlar.

İstediği yere varmak için imtihan yolu mihnetlerle dolu. İstediği menzile varmak için tecrübe yolu felâketlerle doludur.

İnsanlar, dünyada hakikate varabilmek için bir imtihan geçirirler. Bu imtihan yolu mihnetlerle dolu. İstediği yer vahdettir. Yolu da aşktır. Aşk yolu mihnetlerle dolu. İstediği yere vâsıl olabilmek için insanlar tecrübe geçirirler. Bu da bir imtihandır. Bu yol da felâketlerle dolu. İmtihan, mihnetten gelir. İfti'âl vezni imtihândır.

İkinci mısra, birinci mısraın ma'nâ bakımından tekrarıdır.

Maksat denen güzel, çengdeki nağme gibi perde arkasında oturuyor. Zevk ve safa kadehi şarabın saf kabarcıkları gibi ters dönmüş.

Çengin her perdesinde bir nağme vardır, fakat gizlidir. Tele dokunmayınca ses vermez. Yani gizlidir, perde arkasındadır. İstenilen vahdet ve hakikat melodisi de çengin çok tellerinde gizlidir. Bu çok tellerden bir nevâ, melodi çıkar. Çengin telleri zülf, kesrettir. Çıkan tek melodi ise vahdettir.

Zevk ve safa kadehi ise şarabın saf hababı gibi baş aşağı.

Şarabın hababı ters kadehe benzer. Aşkın hababı mecâzî olanıdır İçinde "hava" yani nefsânî dünya emelleri vardır. Şarap, muhakkak köpürür, habab vücuda getirir. Bu dünya emelleri, hakikî aşkın mücadele etmesi için zarurîdir. Bu mücadele, insanı hakikata götürür. Habab, yani hava ve heves aşk için zarûrî, fakat ters yoldadır.

Ayrılık var, topluluk "huzur ve vahdet” mülkünün yolu korkunç. Ah neyleyeyim bir uygun yol gösterici yoktur.

Fuzûlî'nin sarı yüzünü al renkli göz yaşı kaplamış. Bak bu çivit renkli felek ona ne hileler, oyunlar oynamış.

Kırmızı ve sarı âşıklık nişanıdır. Felek, âşıkları türlü hilelerle aldatır. Onlara kesretin güzelliklerini gösterip yollarını keser. Bunlar hiledir, oyundur. Fânî güzelliklerin aslı ve esası yoktur.

Burada "reng” hem renk, hem de hile mahlâsınadır. İki ma'nâsı da kastedilmiştir.


Powered by OrdaSoft!