Zamana dokunan, kalbimize d/okunan satırlarda buluşur kelimeler. Kurşuni gök kubbede demlenir yaşanmışlıklar, yağmur yüklü bulutlar tebessümlü yüzlerin gamzesi oluverir. Aşka tutuluverir çocuksu düşler de bakakalır şaşkın geçmiş. Menekşe gülüşlerin alevlenen hatırası tüm gülüşlerini eteğine toplar da tavan arasına sıkışır anılar. Siyah beyaz fotoğrafların arasında perdelenir mazi, şimdiki zamanla gelecek zaman arasında saklambaç oynar çocukluk. Çocukken önümüz, arkamız, sağımız, solumuz sobe idi; şimdiyse dört yanımız yabancılar tarafından kuşatılmakta.

     Senede bir kez çiçek açan kardelen çiçeği gelir aklıma. Bembeyaz gelinlikten taç yapraklarını açıp da kar(ı) delip çıkar kardelen ve gökyüzüne selâm uçurur ansızın. Kadife sesin tebessümlerine gizlenir buseler, gelincik çiçeğinde uçuşur kelebekler. Güz akşamlarının yalnızlığı üşütür bizi, ikindiüstü sararan yaprakları kucaklayan alın terine bulanan o pamuk eller nasıl da tabiat telâşına maya tutar. Yıldızlı gecelerde yeşerir çölleşen umutlar, umut’un umudu oluverir al yanağa buse konduran o kan kırmızısı dudaklar. En güzel aşk; yaratana olan ilahî aşk ve kendimize olan öz saygıdaki aşk olsa gerek. En masum aşk da ana ile evlât arasındaki güçlü bağın aşkıdır. Ay ve ışıl ışıl yıldızlar kucak açsın cennet kokulu analarımıza, o eli öpülesi mübarek kadınlarımız cennetin en güzel köşelerinde ev kursun da doldursunlar cenneti. Cennet annemin olsun da bana hiç yer kalmasın yeter ki.

     Senede sadece bir güncük için takvim gününe sıkıştırılır ya hani Anneler Günü, yılın 365 günü analarımızın günü olmalı. Bir yıl 1000 gün olsa, 1000 gül onlara feda ve binlerce (gül)ümseme onların olsun. Nisan yağmurlarının dem(i), ay şavkının kalbimizi okşayışı, mehtapta şiir yazma saatleri ve en özel dakikalar bizi karşılıksız sevenlere armağanımız olsun. Gelincik tarlalarına hıçkırıklar bıraktım, kanatları hassas bir kelebeğe verdim randevumu. Elvedalı bakışlarım boynunu büktü de gençlik şarkısı mırıldandı ağustos böceği.

     Parmak uçlarımdan öptü papatya, dudaklarıma dokundu gelincik, gülüşlerini bıraktı yasemin çiçekleri. Manolyanın kasımpatına sevdası, sardunyanın petunyaya vefası tabiat düğününe şahit oldu. Yüreğime cemre düştü güz vakti, ıslak düşlerimin vuslata eren saatinde el ele verdi hislerim. Öfkesinden ifrit kesildi kasırga, dumur oldu şimşek çakan çam ağacı. Sevdanın gözde dünyası ne güzel manzaralara dokundu da bereket yağdı yurduma. Anadolu insanının türküsü, erlerin şahadet örtüsü dillere destan oldu hazanda. İki yakalı şehrin minnacık çıkmaz sokaklarında, patika yolların ıssız güzergâhında bekliyordu sevgi. Sevgiden daha özel ne var ki şu hayatta? Aşkın yakutları, saygının incileri, vuslatın elmasları hazine biriktirdi de kalp organımızda coştu çağlayan misali.

     Yıllanmış anılara meydan okudu sevdi, hatıraları ilmek ilmek dokudu özel ilgi. Deli divane özlemin sevdamsı düşleri damladı göz pınarlarımda, sevgi suyunu damıttı dua bulutlarıma. Şekerpare buselere konuk oldu yenilenen şiirler, piyano tuşlarımda demlendi notalar. Yönüm memleket, pusulam Anadolu, hedefim sevgi, yüreğim barış idi elbet. Bebeksi gülüşler usulca saçlarımdan yakaladı, serseri simalardan kurtulup ay yüzlülere ulaştı gönlüm. Ilgıt ılgıt esen rüzgâr, samyelini kucakladı da lodosu silkeleyiverdi omuzlarından. Şiir tadında satırlara uzandı kalemim, şiirimsi rüzgârın düzyazı ikliminde kıvrıldım edebice hazla.

 

ELİF YAVAŞ

04 Kasım 2018 - Pazar