Daha öncesinde bir röportajımda kendisine yer verdiğim Gaziantepli bir ilkokul sınıf öğretmeni, “Kitap Şuuru” adı altındaki “Okuduğumuz Kitapları Anlatıyoruz” projesinin ‘fikir babası’ Oğuzhan SAYGILI Bey’i okurlarıma tanıtmıştım. Projeler ve kitap yolculuğuna dair önceki yazımda kendisine yer vermiştim. Bu kez de sorularla Oğuzhan Bey’in kendi kitabı olan “Kitaplarla Söyleşi-1” adlı eserini konuşmak ve yorumlamak istiyorum. İki günümü ayırarak ve severek bitirdiğim bir kitaptır. Kitap 4 bölüm ve 41 yazıdan ibaret, giriş yazısıyla beraber 41 yazıyı kapsıyor. Sadece söyleşi türünde değil; aslında biyografi, makale, deneme, araştırma ve inceleme yazısı havasını da kapsayan geniş kitap yorumlarıyla güzel bir eser olmuş. En çok kitabın 1. bölümünü sevdim, en akıcı ve ilgi uyandıran kısmı benim için ilk bölümdür. “KİTAPLARLA SÖYLEŞİ 1” kitabı ve bu kitabın yazarı OĞUZHAN SAYGILI, kitap sevgimizdeki onur konuğumuz olsun. Sözü balla kesmeden tadında yorumları sunalım gönül tepsimize.

ELİF YAVAŞ: Hoş geldiniz sevgili hocam. Sizlerin başlatmış olduğu TÜRKAV (Türkiye Kamu Çalışanları Vakfı) Gaziantep Şubesinin Kitap Hediyeleşme Etkinlikleri ve her hafta düzenli olarak yapılan “Kitap Hediye Ediyoruz.” Kampanyasıyla tanışalı bir yıl oluyor şahsen ve 2018 yılı başı itibariyle aranızda her hafta aktif olmaya çalıştım. 2018 bahar ayında sizi genç nesille tanıştırmak ve Türkiye genelinde başlatmış olduğunuz projenizi takdim etmek adına ilk röportajımızı hazırlamıştım. Bu kez artık sizi tanıyan biri olarak öğretmenlik sıfatınızdan ileri olan yazarlığınız ve kitabınızla ağırlamak adına güzel sorular hazırladım. Kitabınızı okurken altını çizeceğim kısımları kafamda belirledim çünkü okuma kitapları üzerinde not almaya ve karalamaya kıyamıyorum. Sorularım ve muhabbetimizle kitap söyleşimize başlayalım.

ELİF YAVAŞ: “Kitaplarla Söyleşi-1” kitabınızı Kurban Bayramına on gün kala Gaziantep’ten Balıkesir’e gelen ve üzerinde sizin isminiz yazan kitap projesi paketimi açınca diğer hediye kitaplarım gibi mutlu olmuştum. Söz verdiğim gibi çabucak bitirdim, yorumlamak için hazırlandım. Kitabınız söyleşi türünde olmanın yanında bana içinde deneme, makale, biyografi, araştırma, inceleme yazısı gibi düzyazı türlerini de hissettirdi. Sizce diğer edebî türleri de detaylı kapsıyor olabilir mi?

OĞUZHAN SAYGILI: İlk mülakatımızda galiba kısmen değinmiştik. Okumalarımızı sınıflandırdığımızda edebî türlerin güçlü olduğunu belirtirsek yanlış söylemiş oluruz. “Kitaplarla Söyleşi 1” kitabımızdaki 41 eseri seçerken, o dönemlerde okurken, hoşuma giden, gündeme getirilmesi ve değerlendirilmesi gerektiğine inandığımız muhtelif türlerden seçtik. Ülkemizde yaygın ve yanlış bir kanaat vardır: “Edebiyatın çocukları hikâye, roman ve şiirdir. Bunun dışında edebiyatın çocuğu yoktur.” Bu anlayışın literatüre yansıması vardır. Kitap değerlendirme, tahlil yazılarında sosyal bilimlerin edebiyat ile yarışacak potansiyelde olmadığını düşünüyoruz. Beri yandan deneme, biyografi, otobiyografi, günlük, hatıratın da edebiyat ile arasında ünsiyet olduğuna inanıyoruz. Bu alanda yazılmış tahlillerin akademik, yüzeysel ve soğuk olması bizim yazdıklarımızın iltifat görmesine neden oldu.

ELİF YAVAŞ: Ben en çok eserinizin 1. Bölümü olan “BAŞARI HİKÂYELERİ” kısmını beğendim. Meğer ne kadar da tanıdığım insan varmış, isimlerini yeniden hatırlamama vesile oldunuz. Bir Türk genci olarak aslında tarihimizden ve yakın çevremizden örnek alınabilecek çok değerli insanlar var ki farkında değiliz. Günümüz gençleri de kendilerini örnek almak istedikleri şahsiyetleri doğru seçmeli midir?

OĞUZHAN SAYGILI: Bir önceki mülakatımızda: “Ülkemizde kötülük, iyilikten daha hızlı yayılmaktadır. İyilerin daha fazla cesaretli, bilgili olmadığı ve çalışmadığı bir ülkede ayakta kalamayacağız.” cümlesini söylemiştik. Çocuklarımıza ve gençlerimize model olanların iyi beslenmediğini, iyi bir ebeveyn profili çizemediğini söyleyebiliriz. Yerin altında ve üstündeki sadece askerî kahramanlarımızı değil bilim insanı, müteşebbis ruhları, çalışkan insanlarımızı gündeme getirip öğrencilerimizin önüne çıkarmamız gerekir. Bu da kesinlikle yetmez. Bu insanların filmini, türküsünü, kitabını okutarak, öz güvensizlik mikrobunu kovabiliriz. Bizler âcizane cirmimizce bu kahramanların hikâyelerini, kitaplarını ortalama okura sunmaya çalışıyoruz.

ELİF YAVAŞ: Türk tarihçilerinin çınarı Halil İnalcık’tan duayen iş adamımız Sakıp Sabancı’ya, Sol Ayağım otobiyografi kitabının yazarı Christy Brown’dan ampulü icat eden mucidimiz Edison’a, sağır ve âmâ çocuk olan Pedagog Helen Keller’den telefonun mucidi Graham Bell’e kadar insanlığa hizmet eden başarılı insanların hayat hikâyelerine yer vermişsiniz. Onları anlatırken heyecan duydunuz mu? Bir gün kendinizi onların yerinde olmayı hayal ettiğiniz oldu mu?

OĞUZHAN SAYGILI: Doğrusu onların yerine kendimizi koymamıştık. Ama onların hikâyesini gözümüz kırpmadan, imrenerek, ağzımızın suyunu akıtarak dinliyorduk/okuyorduk. Kitap okuma-okutma anlamında bir öncü olacak kadar hizmet etmeyi hayal ediyoruz.

ELİF YAVAŞ: Kitabınızın ikinci ve üçüncü bölümlerinde azıcık sıkıldığımı söyleyebilirim ama eleştirilerim yine olumlu yönde. Siyasî konular pek ilgimi çekmez ve siyasete dair yazıları okumam. Başladığım bir kitabı da asla yarıda bırakmayan bir karakterim var. Devam ettim kitabınıza. Türkiye ve Türkler üzerine oynanan oyunların hikâyesine kulak misafiri oldum bu kez de. Siyasetin eli değince edebiyatın ne kadar çirkinleştiğine tanık oldum. Batı’nın gözünden Türkler sizce nasıl anlatılıyor? Hâlen aramızda siyasî emelleri uğruna Türkiye’yi dünyaya yalan yanlış bilgilerle anlatanlar var mıdır sizce?

OĞUZHAN SAYGILI: Türklerin/Osmanlı’nın son 200 yüzyıllık hikâyesine baktığımızda sadece siyasî ve askerî alanda başarısızlık, yenilgiler üzerine kafa yoruyoruz. Ancak, bunlardan çok daha öte zihni yenilgilerimiz ve travmalarımız üzerine yoğunlaşmamız gerekir. Bu travmatik olayların hayatımıza olan sosyo-kültürel yansımalarını, bize olan etkilerini ve bünyemize verdiği tahribatın sebeplerini sorgulamamız gerekir. Bu minvalde, biz Türklerin aynanın karşısına geçip kendimizi dikkatle irdelememiz icap eder. Düşmanlarımızın gözünden kendimizi görüp kendimize çekidüzen vermemiz gerekir. “Yiğit düştüğü yerden kalkabilir.” atasözümüzden hareketle; önce düştüğümüzü kabul edeceğiz, neden düştüğümüzü soracağız. Nasıl kalkacağımıza kafa yorarsak elbette kalkabiliriz. Ama kendi irademizle yaptığımız günahların, bilinçli yanlışların, eksiklerin tamamını şeytana atarsak çözüme ulaşamayız kesinlikle. Bu noktada kendi iç güçlerimizi masaya yatırıp bir sorgulama yaptıktan sonra dış güçlerin temsilcilerine eleştiri oklarını yöneltmemiz gerekir, diye düşünüyoruz.

ELİF YAVAŞ: Eserinizin Sunuş kısmında Prof Dr. İskender Öksüz'ün, giriş cümlesinde sizin için: “Okuyoruz ve Okuduğumuzu Anlatıyoruz”un babası…” cümlesini kullanmış, yazara dair güzel yorumlarını kitabın arka kapağında da belirtmiş. “Proje Babası” tabiri, Oğuzhan Saygılı için neler ifade ediyor? Kendinizi bu sıfata hakkıyla lâyık görüyor musunuz?

OĞUZHAN SAYGILI: Bu tabiri hocamız, birçok dostumuz kullanıyor. Kamuoyunun takdiridir. Elbette gururumuzu okşuyor. Kendimizi lâyık görüyoruz. Ancak bu aynı zamanda bize çok büyük bir sorumluluk ve vebal yüklüyor. Elimize geçen hizmet etme fırsatını kaçırmamak, daha büyük kitlelere hizmetleri ulaştırmak için hata yapmamız gerekir. Kendimizi zaman zaman psikolojik baskı altında hissettiğimiz oluyor.

ELİF YAVAŞ: Yazılarınız Erzurum gazetesi 2010 yılı ve Gaziantep Oluşum gazetesinde yazdığınız zamanlara ait çoğunlukla. Detaylı kitap incelemeleri ve dipnotlarla gerçekten de kitaplarla söyleşi olmuş. Bir kitabı incelemek ve onu tanıtmak için etrafınızdaki insanların da kitap tavsiyelerini alıyor musunuz?

OĞUZHAN SAYGILI: Okuma alışkanlığını kazanmış, yıllardır kitap okuyan pek çok insanın kitap önerilerini ciddiye alıyoruz. Şunu da itiraf etmeliyiz. Okuduğumuz kitapların çetelesini tutuyoruz. 900 civarında kitap okumuşuz. 5.000-10.000 kitap okumuşuz gibi bize karşı bir hürmet ve algı var. Bunun iki sebebi var. İlki: “yazının büyüsü” kuşkusuz. Aynı kitabı biz de okuyoruz, siz de okuyorsunuz. Biz elimize kalem alıp yazdığımız için 5-0 öne geçiyoruz. Diğeri de: sizin vurguladığınız, kaliteli kitapları okuduğumuzu düşünüyoruz. Yani kaliteli 10 kitap okuyanın, ıvır-zıvır 100 kitap okuyandan daha önde olduğunu düşünüyoruz. Burada Antep’te çok büyük bir kitabevinde çeyrek yıldır çalışan arkadaşımızı örnek gösterebiliriz. Erol Ağabey, kitap okumayı seven birisi ancak çok harıl harıl okuyan bir insan değil. İşi gereği 25.000 kitabın yazarını, eserini, hangi alanda, ne tür kitap olduğu hakkında rafine bilgisi bulunmaktadır. Sizin belirttiğiniz kitap önerilerini ciddiye almanın inanılmaz faydasını gördüğümüzü söyleyebiliriz.

ELİF YAVAŞ: Kitabın 3. Bölümü: “OSMANLI ÇÖKERKEN” başlığından oluşuyor. Tarih konuları ve Türkiye üzerine yazılan yazılara dair kitapları okumak ve not almak çok zamanınızı aldı mı?

OĞUZHAN SAYGILI: Etkili ve verimli okumanın ön şartı: “kitap okurken not almak, altını çizmek”ten geçtiğini uzmanlar söylüyor. Bizler okumaya başladıktan birkaç yıl sonra bu şekilde okuyorduk zaten. Yazarken notlardan çok istifade ettik. Yani not almadan, okuyup okuyup geçerek 5 saatte okunan kitap ile 15 saatte didik didik edilerek okunan metinin okurda aynı etkiyi kesinlikle bırakmadığını düşünüyoruz.

ELİF YAVAŞ: Kitabınızın ithaf kısmında değerli eşiniz Sevgi Hanım’a, sevgili çocuklarınız Mehmet Tunahan ile Mihriban’a yer vermişsiniz. Aileniz yazılarınızda size manen destek olmaya çalışırken yoğun tempolu haftalarınızda aileniz ve yakın çevrenize vakit ayıramadığınız zamanlar oluyor mu? Bu konuda sitem edip hayıflandığınız oldu mu?

OĞUZHAN SAYGILI: Elbette evimiz, çocuklarımız ve eşimizden çaldık. Hanım diyor ki: “Bekârken neden bu kadar vakti verimli kullanmadın?” Doğrusu o yıllarda ilk gençlik çağlarımızda vaktimizi hovardaca kullandık. O yıllarda aklımız bir karış havadaydı. Yaşımız kırk oldu, kemale erdik, ölmeden bir şey yapalım kaygısını sürekli yaşıyoruz. Huzurunuzda eşime bizlere sabır ettiği için, önümüze takoz koymadığı için minnettarız. Sağ olsun, var olsun.

ELİF YAVAŞ: “BAŞARI HİKÂYELERİ” adlı 1. bölümde “Bazı Başarılı İşadamlarımızın Hayat Öyküleri” konu başlıklı bir yazıyı ele almışsınız. Orada çok değerli, yakın zamanda vefat eden bir rahmetli iş adamının ismini görünce gurur duydum. Çanakkale Seramik Fabrikalarının kurucusu, Kale Grubu Onursal Başkanı H. İbrahim BODUR Bey’in ismi de listedeydi. Keşke şu an hayatta olsaydı da memleketimin hayırsever iş adamıyla bir canlı röportaj yapabilseydik, o zaman kitabınızda daha cıvıltılı anılar yeşerirdi. İbrahim Bodur’un okuttuğu o şanslı manevî kızlarından biriydim ben de. Uludağ Üniversitesindeki (Bursa) lisans eğitimimde dört yıl Kale Seramik’in karşılıksız bursundan faydalandım ve o yıllarda gayet yüksek bir harçlık idi. Babam da Seramik Fabrikalarından emeklidir. Çanakkale’nin Çan ve Yenice ilçeleri hep emekli şehri; nine, dede, amca, dayı, çocuklar hep o fabrikadan ekmek yedi. Çan ilçesinde linyit ve seramik dışında başka iş imkânı yok, hele ki gençler ve yeni mezun lisans öğrencilerinin iş bulma imkânı ‘yok’ denecek düzeyde. Çanakkale ilinin Yenice ilçesine bağlı Nevruz köyü idi iş adamımızın baba ocağı ve merhum Bodur’un sevenlerinden oluşan, dudak uçuklatan kalabalık cenazesi o gün köyüne defnedilmişti. Birden hüzünlendim kitabınızda onun ismini görünce. Böyle hayırseverler sizce önce kendi köyünden, kasabasından mı yatırım yapmaya başlamalı? Başarılı insanların hobileri bir gün kendi işine dönüşebilir mi?

OĞUZHAN SAYGILI: Sakıp Sabancı’nın babası: "İşinizin Mecnun’u olacaksınız." diye nasihat edermiş. Bu alanda çok ciddi bir boşluk var. Yoğunlaşma olmadan bir başarı olmaz. Bu alanda yazılmış kişisel gelişim kitaplarının biyografi ayağı çok eksik. Formül olarak, temel kaideler olarak, genel-geçer beylik laflar doğru. Bunlara hiç kimse karşı çıkamaz. Ancak, ortalama bir okurda inandırıcı olduğu söylenemez.

ELİF YAVAŞ: Bakiye Duran’ın “Bir Ultra Maratoncunun Hikâyesi: Cesaret Yalnızdır” adlı kitabını okuyup onun için de değerlendirme yapmış ve dipnotlar düşmüşsünüz. O kitabı Türkiye’min gençlerine başarı yolundaki mücadeleleri adına tavsiye eder miydiniz?

OĞUZHAN SAYGILI: O kitabı okurken Bakiye Hanım’ın hikâyesi beni derinden sarstı. Çok ağladım, ağıtım sadece Bakiye Hanım'a değil. Bakiye Hanım gibi binler var Anadolu’da.

Bunlara ulaşıp bunların çığlığına kulak vermez isek, 10 nesildir düştüğümüz çukura her nesil aynı yerden düşmeye devam edeceğiz. Bu alanda yazılmış yerli başarı hikâyeleri olarak 10 numara bir kitaptır. Kısmet olur ve Allah bize ömür bahşederse, güç kudret verirse bu kitabı yüzlerce öğrenciye okutturmak gibi bir hayalim var.

ELİF YAVAŞ: Kitabınızın kapak tasarımını beğendim. Dikkatli inceleyince içinde güzel mesajlar barındırıyor. Sarı sayfalardan oluşan kalın kapaklı sahaf kitapları, mürekkepli tüy kalem, hokka, yan tarafta da Türk bayrağı. Yazılar da kabartmalı basım tekniğinden ibaret. İç tasarım ve kapak tasarımında yayınevinin farklı yazarlarının adı geçse de kapak tasarımı fikri size mi ait?

OĞUZHAN SAYGILI: Kapak tercihi ve tasarrufu yayınevinin fikriydi.

ELİF YAVAŞ: Verney Lovett Cameron’un “Batı’nın Gözüyle Türkler” serisinin “Türkler Arasında” adlı kitabını okumuş ve değerlendirmişsiniz. Tercüme eserler bana çok keyif vermez mesela, eğer İngilizce dildeyse ve çok ileri seviyede değilse eserin orijinal dilini okumayı arzularım. Bu tercüme eserin Türkçeye uyarlanmış hâliyle kaleme alınan satırlarında, eseri okurken aynı heyecanı hissedebildiniz mi?

OĞUZHAN SAYGILI: Dediğiniz, İngilizcesi olanlar için makul olabilir. Bizim gibi eli mahkûm okur için doğrusu bu kadar derin düşünmüyoruz.

ELİF YAVAŞ: Türkiye’deki yerel gazetelerde yazdığınız köşe yazılarınız ve makaleleriniz bir araya gelerek kitaplara dair bir söyleşi kitabı oluşmuş. 2010 yılı ve sonrasında Erzurum ve Gaziantep gazetelerindeki yerel okuyuculardan olumlu, olumsuz yorumlar aldınız mı? Aynı kitap üzerine edebî yorumlar yaptığınız kıymetli eğitimciler oldu mu?

OĞUZHAN SAYGILI: Yazdıklarımıza Erzurum, Antep dışından da her taraftan yorumlar geliyordu. Bu yazılarımız yayımlandığı dönemde, internet üzerinden herkes bu yazılara isterse ulaşabiliyordu. Dişe dokunan yorumları baş tacı ediyoruz. Diğerlerine de gülüp geçiyoruz. Zaman zaman kaliteli eleştiriler, güzel cümleler oluyor elbette.

ELİF YAVAŞ: Kitap tahlili ve incelemeleriniz Türkiye Günlüğü, Türk Yurdu, Töre, İlteriş, Yeni Düşünce, Ayraç, Kırkayak gibi dergilerde yayımlanmış. Akademik eğitime yeni başlayan üniversite mezunu öğrencilerimize öncelikle hangi dergiyi (reklam yapmak gibi düşünülmesin) takip etmelerini tavsiye ederdiniz?

OĞUZHAN SAYGILI: Okumalarını alanı doğrultusunda yapanlar o alanda yayınlanan dergiler başta olmak üzere, piyasada bir sürü dergi var. Türk Edebiyatı, Türkiye Günlüğü, Toplumsal Tarih ve Türk Yurdu dergisini yaklaşık 20 yıldır takip ediyoruz. Çok şey öğrendik. Son birkaç yıldır Ayarsız, Edebice, Milli Mecmua, Telmih, Yeni Ufuk dergisini zevkle takip ediyoruz.

ELİF YAVAŞ: Bugün Türkiye’nin birçok şehrinde yapılan TÜRKAV Gaziantep Şubesi tarafından başlatılan “Okuduğumuz Kitapları Anlatıyoruz” faaliyetini yönetmektesiniz. Bir de sosyal medyada “Kitap Şuuru” isimli program yapıyorsunuz. “Oğuzhan Saygılı Kitapsever” adlı sayfanızda da kitap çekilişleri düzenliyorsunuz. Bu kadar güzel kitaplar hep okunsun diye tanıtılıyor. Okunan kitaplardan olumlu dönüşleri, kitap özetlerinin değerlendirmesini alabiliyor musunuz?

OĞUZHAN SAYGILI: Elbette, dönüşler üzerinden ikinci kapı açılıyor veyahut açılmıyor. Değerlendirmeler yaşı, okuma alışkanlığının boyutu, kitaba mesafesi, sicili vs. faktörler yüzünden farklılık olabiliyor. Misal; o kitabı tanıtım yazısı yazması için göndermişsek, bir paragraflık bir yazı yetmez. Veyahut okumaya mesafeli bir öğrenciye sadece 5 cümle yorum yaptırıyoruz, zamanla 10 cümleye çıkartıyoruz. “25 cümle yap, sana 5 kitap hediye edelim.” vs. gibi güdülemeye çalışıyoruz.

ELİF YAVAŞ: Kültür faaliyeti duyuruları ve kitap hediyeleşme sonuçları “Oğuzhan Saygılı Kitapsever” adlı sanal sayfanızdan duyuruluyor. Takipçileriniz arasında sırf hediye kitap çekilişi yapılıyor diye katılıp da aslında kitapları okumayanları ve geri dönüş yapmayanlarını tespit ettiğiniz oldu mu?

OĞUZHAN SAYGILI: Ezici bir çoğunluktan ses geliyor, geri dönüş oluyor. Az bir kısmı da geri dönüş yapmıyor. Biz de onlara bir daha kitap ikramında bulunmuyoruz. Bunlar kendini çok belli ediyor zaten.

ELİF YAVAŞ: “Kitaplarla Söyleşi 1” kitabınızın 2-3-4… diye devam eden serisi bir gün okuyucuyla buluşabilir mi?

OĞUZHAN SAYGILI: Kısmetse öyle bir düşüncemiz var. Birkaç haftaya 2. Serimiz çıkacaktır.

ELİF YAVAŞ: Bizlere hediye ettiğiniz kitapları edebî açıdan uygun olup olmadığını tespit ederken sizlerin de bu kitapları detaylı okuyup not alma fırsatınız oluyor mu?

OĞUZHAN SAYGILI: Bazı kitaplara hâkim olduğumuzu belirtebiliriz. Detaylı okuduklarımız var elbette. Ancak, ilk mülâkatta kısmen değinmiştik. Bir jürimiz bulunmaktadır. Onların vereceği karar doğrultusunda kitaba değer vermeye çalışıyoruz.

ELİF YAVAŞ: “Kitaplarla Söyleşi 1” kitabınız 04 Ağustos 2018 tarihli imzalı hâliyle sizin elinizle imzalanıp 10 Ağustos 2018 Cuma günü; hem de Cuma saatinde çekilişte kazandığım kitaplar, sizin imzalı kitabınız ve sürpriz edebî dergilerle postanede beni mutlu etti. Kitap paketlerini açan bu projedeki öğrencilerimizin kitap görsellerini ve okudukları kitaplarla olan fotoğraflarını sayfanızdan görmekteyiz. Her okur böyle anlık mutluluğunu kitaplardan yana da olsa sizlerle paylaşıyor mu?

OĞUZHAN SAYGILI: Bir gün Kitap Şuuru hareketini yorumlayan araştırmacı-akademisyen birileri önemli bir çalışmalar yapar ise başarımızın önemli bir kesimini sosyal medyayı bu alanda bilinçli kullanmamıza borçlu olduğumuzu belirtmelerini umuyoruz. Özellikle okuduğumuz, satın aldığımız, anlattığımız kitapları özellikle sosyal medyada düzenli olarak kullanıyoruz. Zaman zaman bazı arkadaşlarımıza: “Niye görgüsüzlük yapıyorsunuz, okuduğunuz kitapları ne diye bu kadar paylaşıyorsunuz?” gibi iyi niyetli ancak yanlış sorular geliyor. Bir farkındalık oluşturmak için, kötülüğün bu topraklarda hızla büyüdüğü bir zaman diliminde sosyal medyada bunu kullanmanın zaruri olduğunu düşünüyoruz. Bazı okurlarımız bu şekilde paylaşım yapmıyor, biz de anlayışla karşılıyoruz.

ELİF YAVAŞ: Kitabınızı elime ilk aldığımda kapak resmi ve kalın sayfalarıyla olan dış görünümü bir romanı andırır gibi ilgimi çekti. Biraz içini inceleyince dipnotları gördüğümde azıcık keyfim kaçmıştı. Çünkü lisans tezi ve akademik makalelerde de bir yazıyı okurken hep sayfa sonları ve kitabın en arkasındaki minicik dipnotlara bakmak dikkatimi dağıtır ve 12 puntodan küçük olan, kimi zaman 8 puntoluk detaylar gözlerimi yorar. Kitabınıza ilk ön yargım orada doğmuştu. Sonrasında hemen paketi açıp okumaya başladım ki aynı gün içerik ve anlatımı güzel buldum. Dipnotlar en arka sayfada değil de hemen aynı sayfanın altındaydı. En azından tanıttığınız kitabın ismi ne, yazarı kim, kitap için minik tavsiyeler nedir diye meraklanıp okudum tek tek. O anda söyleşiden çok bir makale türünü andırdı eser. Sizce her okunan kitap için araştırma yazarları dipnotlara yer vermeli midir?

OĞUZHAN SAYGILI: İki şekilde dipnot veriliyor. Sayfa altına verilen dipnotu daha kullanışlı buluyoruz. Okura o kitabı okutturmak için ikna etmemiz gerekir. İkna ederken de yan okumalar, mukayeseli okumalar ile kaynak vermek suretiyle maksat hâsıl oluyor.

ELİF YAVAŞ: Kitap projelerini başlatmak fikri nasıl doğdu? Üniversite döneminde okuduğunuz dergiler ile mi bu düşünce alevlendi?

OĞUZHAN SAYGILI: Üniversite yıllarından itibaren dergileri düzenli olarak takip ederdik. Bugün bazı arkadaşlarımız dergi takip etmeden de entelektüel derinlik kazanılabilir gibi bir yaklaşım içerisindeler. Biz kesinlikle yanlış buluyoruz bu durumu. Okuduklarımız, yazdıklarımız belli bir kanal sayesinde bir karşılık buldu. Ancak daha sınırlı bir alanda ses getiriyor. Yani bir kitap tahlili yazınız dergide yayımlanıyor. Onlarca yüzlerce okunduğunu, birkaç yorum ile size geri dönüş yapıldığını görüyorsunuz. Bu sayıyı artırmak için başka entelektüel faaliyet alanları olması gerektiğine kanaat getirdik. Bir de “Okuma alışkanlığı konusunda biz Türkler neden gerilerdeyiz?” sorusuna çok kafa yorduk, hâlâ yoruyoruz. Bu tefekkür galiba Kitap Şuuru faaliyetlerinin kapısını araladı.

ELİF YAVAŞ: Her kitap okunmalı mı yahut kendimize hiç ilim sunmayan kitaplar konusunda seçici olmak lâzım mıdır?

OĞUZHAN SAYGILI: Elbette her kitabın okunmaması gerekir. Şöyle düşünelim, milyonlarca kitap var. Ömür sınırlı, okuyacaklarımızı buna göre kesinlikle daraltmamız gerekir. İlgi alanlarımıza, zevkimize, kitabın ve yazarın kalitesine göre seçmeliyiz. Seviye çok düşüyor her geçen gün. Geçenlerde bir arkadaşımız sevdiği bir arkadaşıyla beraber yanımıza geldi. Roman yazmak istediğini, bu konuda kendisine teknik olarak yardımcı olma talebinde bulundu. Hayatı boyunca hiç ama hiç roman yazmadığını da söyledi açık yüreklilikle. Doğrusu bu, felâketlerimizin habercisi olarak yorumlanmalıdır. Mehmet Niyazi, “zamanın ötesine fırlatılmış eserler” diye anlatırdı klasik ve kült eserleri. Bu eserlerden başlamak üzere kaliteli, kalitesiz ayrımı yaparak okumalıyız.

ELİF YAVAŞ: Yazdıklarınızdan anladığım kadarıyla otobiyografi ve biyografi türündeki kitapları okumayı seviyorsunuz, ilgilisiniz. Günün birinde çok sevdiğiniz bir insanın hayatını edebî dilde kaleme alarak biyografi türünde eser yayınlamayı düşünür müsünüz?

OĞUZHAN SAYGILI: Öyle bir düşüncemiz yoktur. Ancak; hayali bile içimizi ısıttı, diyebiliriz.

ELİF YAVAŞ: Eserinizin son bölümü olan 4. Bölüm: DOST ACI SÖYLER kısmında da Türk tarihimizle ve yokluk yıllarında yaşanan olaylar karşında duygulandım, gözlerim doldu. Modern Tatar edebiyatının çok önemli kilometre taşlarından biri olarak tanımladığınız Fatih Kerimî’nin Türkiye Türkçesine çevrilen “Avrupa Seyahatnamesi” ile “İstanbul Mektupları” isimlerinden çok etkilendiğinizi, bu iki eseri tanıtmak için kaleminizde yer verdiğinize değinmişsiniz. Bu kitabı okuyamadım, araştıranlar için Çağrı Yayınevi (İstanbul) dipnotta okudum. Sizce Fatih Kerimî’nin kitaplarını her Türk genci okuyup incelemeli midir?

OĞUZHAN SAYGILI: Özelikle ‘İstanbul Mektupları’nı yöneticilerimizin, subaylarımızın, diplomatlarımızın, eğitimcilerimizin okuması gerekir. Yazarın fikirlerinin yüz küsur yıl sonra dahi geçerliliğini koruduğunu düşünüyoruz.

ELİF YAVAŞ: Kitabınızın üçüncü bölümünün sonlarına doğru Uygun Ahmet Eker’in “SEFERBERLİK HİKÂYELERİ” eserinin içinde yer alan “Kurt Korkusu” başlıklı yazıda çok etkilenip ağladım. Kurt sürüsüne yakalanan Salih Pehlivan’ın hikâyesini herkesin okumasını isterim. Askerlerimizin dağlık bölgelerde ve savaş koşullarında ne zorluklar yaşadığını, beraber mücadele ederken kurt sürüsüne yem oluşları ve bir kısmının ölüm kalım mücadelesi vermesi ibretlik sahnelerdi. Tanıtımını yaptığınız kitaplarda sizin de böyle derinden etkilendiğiniz kitaplar oldu mu?

OĞUZHAN SAYGILI: Efendim, kitabın can alıcı hikâyesi “Kurt Korkusu”ydu. O kitabı kitap sohbetlerimizde anlatırken hikâyenin tamamını sesli okumasını bir arkadaşımızdan rica ettik. Hayallerimizden birisi de, Kitap Şuuru ailesinden birisi çıkıp Kurt Korkusu’nun filmini yapmasıdır. Bazı kitaplar beni çok etkilemişti, uykusuz bırakmıştı, derin düşünmeye sevk etmişti: Kibrit Kutusundaki Sarıkamış Günlükleri, İstanbul Mektupları, Bir Ultra Maratoncunun Hikâyesi gibi.

ELİF YAVAŞ: Okuduklarımızı anlatmak ve tanıtmak adına “Kitaplarla Söyleşi 1” kitabını yayınlamak eminim ki hep aklınızdaydı. Gazete yazılarınızın kitaplaşması uzun zaman aldı mı?

OĞUZHAN SAYGILI: Yazmaya başladığımız dönemlerde bir an önce kitabımız çıksın gibi bir yaklaşım içerisindeydik. Zamanla fikrimizi çeşitli sebepler yüzünden değiştirdik. Kitap Şuuru faaliyetlerinde belli bir başarı kazanmaya başlayınca çıkarttık kitabımızı. Galiba zamanlama doğruydu. Epey zamanımızı aldı yine.

ELİF YAVAŞ: Tanıtımını yaptığınız ve okuyup paylaştığınız kitaplardan bazıları siyaset konulu olunca satırlarda sıkıldığım oldu fakat derin tarihimize dair bilmediğim epey bilgiyi öğrenmiş oldum. Edebiyat ve siyaset dalı, tarih ile bir bütün olmalı mıdır?

OĞUZHAN SAYGILI: Ülkemizdeki kitap okumalardaki en büyük yanlış, ideolojik bakış açısına göre okuma veya okumamadır. Ondan sonra da tür olarak tek alanda okumalardır. Yani ilahiyat okumaları yapıyor. Diğer türleri okumuyor. Yanlış hatırlamıyorsak, Çetin Altan’ın bir makalesinde okumuştuk yıllar önce. Turgut Özal’a sormuşlar: “Filan romanı okudunuz mu?” Cevabı: “Ben ilkokuldan beri masal okumuyorum.” olmuş. Bu anekdot ne kadar doğru, ne kadar yanlış bilemiyoruz. Ama romanı böyle küçük gören bir kitle var. Yan okumalar olmayınca her şey eksik kalıyor. İlber Ortaylı’nın bir kitabında okumuştuk. Girit 25 yılda fethedilmiş, hoca bunu Girit’e seyahat edene kadar çok sorarmış kendisine. Seyahatte ancak anladığını belirtir. Asgari müşterek alan okumalarında buluşmamız gerekir. Orhan Pamuk’un bir romanında mealen şöyle bir ifade geçer: “Namaz saatinde, camiinin balkonundan ezan okuyan adam” (İskender Öksüz, Türküm Özür Dilerim, s.247). Bir aydının din ve dünya görüşü ne olursa olsun; namazın vakti olduğuna, caminin balkonu değil minaresi ve şerefesi olduğuna, ezanı okuyana da imam değil müezzin dendiğini bilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Yan alan okumalarına ağırlık vermeyen insanların bu hataya düştüğüne şahit olmaktayız. “Bir konu hakkında her şey; her şey hakkında da bir şeyler bilmeliyiz.” gibi bir vecizeyi okumuştuk bir yerlerden. Bu sözün hareket noktamız olması gerekir.

ELİF YAVAŞ: İlk eserinizin ismi “Kitaplarla Söyleşi 1” oldu. “Kitap Tanıtımları”, “Kitap Projelerimiz”, “Okuduklarımıza Dair Sohbet”, “Kitap Şuuru ve Makaleler”… gibi kitap isimleri de olabilirdi belki. Eseriniz için ilk başlarda zihninizde farklı kitap adı alternatifleri var mıydı?

OĞUZHAN SAYGILI: “Kitaplarla Hasbihal” düşünmüştük, editörümüz böyle uygun gördü. İsimden daha çok içerik daha önemlidir, diye düşündük.

ELİF YAVAŞ: Öncelikle bu kısma kadar bana imzalı olarak hediye ettiğiniz kendi kitabınız ve bu kitap için hazırladığım uzun sorularıma dair verdiğiniz cevaplardaki sabrınız adına teşekkür ediyorum. Okuduğumuz kitapları okumak, okuduklarımızı anlatmak, yorumlamak, ilmî ve edebî projeleri pekiştirmek adına sizlere teşekkür ediyorum. Gaziantep’e, Antepli kitapseverlere sevgilerle…

OĞUZHAN SAYGILI: Elif Hocam sizinle tanışmak, sizlerle kitabın etrafında dostluk kurmak gerçekten büyük bir bahtiyarlıktır. Çalışmalarımızın gündeme getirilmesi noktasında emekleriniz için çok teşekkür ederiz.

 

Tarih: 15 Ağustos 2018- Çarşamba

Konuk: Oğuzhan SAYGILI (Eğitimci-Yazar)

Röportajı Hazırlayan / Editör: ELİF YAVAŞ

Powered by OrdaSoft!