Oğuzhan Saygılı ile Kitap Projelerine Dair Röportaj

      Güneydoğu Anadolu’yu konuk edelim sohbetimize. Akdeniz ikliminin sıcaklığı Güneydoğu halkının sımsıcak insanlarıyla buluşsun. Antep fıstığı ve baklavalarıyla dünyaya meydan okuyan, meşhur ev yemekleriyle Türk mutfağını buluşturan Gaziantep ilimize uzanalım. Gaziantepli bir beyefendiyle uzun zamandır röportaj yapmak istemiştim ve sonunda sağ olsun beni kırmadı. Oğuzhan Saygılı Bey ile tanıştırayım sizleri. Kendisi bir sınıf öğretmeni ve aynı zamanda Türkiye Kamu Çalışanları Vakfı (TÜRKAV) Gaziantep şubesinin “Kitap Hediye Ediyoruz” sloganıyla başlattığı “Kitap Şuuru” etkinliği çerçevesinde her hafta düzenli olarak hediye kitap kampanyasıyla Türkiye’nin tüm illerini okumaya ve yorumlamaya teşvik eden bir eğitimcidir. Bu projeye katılan eğitim gönüllüsü ve kitapsever dostlarla farklı illerde, farklı kurum ve kuruluşlarda düzenledikleri edebî sohbet ve kitaplar üzerine yapılan söyleşilere her ne kadar katılamasam da her hafta bu projedeki kitap çekilişine katılan aktif bir gönüllüyüm. Oğuzhan Öğretmenimiz kitaplar, projeler, okuma etkinlikleri, kitap söyleşileri ve yeni kültürel faaliyetlerine dair detaylarıyla bizleri aydınlatsın.

ELİF YAVAŞ: Hoş geldiniz Sevgili Oğuzhan SAYGILI. Öncelikle röportaj teklifimi kabul ettiğiniz için nezaketiniz adına teşekkür etmek istiyorum. Eğitim hayatınıza ve Türkiye’nin her bölgesine ulaşabildiğiniz okuma projelerinize dair konuşalım. Öncelikle sizi tanıyalım. Şahsen sizi yakından tanıyan bir takipçiniz, her hafta “TÜRKAV Gaziantep- Hediye Kitap Kampanyası”na katılan bir gönüllünüz olsam da yine de kitap muhabbetinin sihirli cümleleri sizde olsun. Buyurun…

Her hafta farklı illere kitap kargoları paketlerken sizi yoğun ama hâlinden hiç şikâyet etmeyen biri olarak görüyoruz. Eğitim hayatınız ve okuma yolculuğunuzla sizi biraz yakından tanıyalım. Öz geçmişinizden kısaca bahsedip kendinizi tanıtır mısınız?

OĞUZHAN SAYGILI: Efendim, 20 yaşında kitap okumanın tadını fark eden, 30 yaşında eline kalem alan,  35 yaşında kitabın anlatılmasına ve yorumlanmasına karar veren, bir ilk mektep öğretmeniyiz. Kitap tanıtım-inceleme yazıları yazmaktayız. Yazılarımız muhtelif ulusal dergilerde yayınlanmaktadır. Halen Haftalık Milli Devlet gazetesinde iki haftadır bir kitap değerlendirme yazısı yazmaktayız. “Kitaplarla Söyleşi 1” isimli yayımlanmış bir kitabımız bulunmaktadır. Anadolu’nun muhtelif onlarca şehrinde yapılan “Okuduğumuz Kitapları Anlatıyoruz” programının kurucu ve koordinatörüyüz. Tarih Kritik dergisinin yayıncısı olup sadece ve sadece kitap eleştiri, tahlil yazıları ve tanıtım yazılarından oluşan www.kitapsuuru.com sitesinin yöneticisiyiz.

ELİF YAVAŞ: “Oğuzhan Saygılı Kitapsever”, “TÜRKAV" aktif sayfanız var. Bizler her hafta kitap çekilişine katılıp çocuklar gibi mutlu olurken bu durumda siz neler hissediyorsunuz?

OĞUZHAN SAYGILI:  Ömrümüz İstanbul, Ankara gibi kültürün atar damarı olmayan bölge ve şehirlerde geçti. Bizlere de ilk gençlik yıllarından itibaren hediye kitap yollayan eşimiz, dostumuz ve büyüklerimiz oldu, hâlâ hediye kitaplar geliyor. Her gelen paketi, paket nerede elimize geçmişse, evimize ulaştır(a)madan, açıp bir an önce dokunmak, koklamak, sayfaları karıştırmak tarif edilemez bir duygudur. Teşbihte hata olmaz, asker yolu bekleyen yârin mektupları geldiğindeki sevince benzeyen mutluluğu yaşıyoruz. Kaliteli, nitelikli eserleri, kadir-kıymet bilen ellere ulaştırmak ve bunlardan geri dönüşler gelmesi (yorumlanması, şerh düşülmesi, değerlendirilmesi, tavsiye edilmesi vs.) çok güzel bir mutluluktur. 17 Yıllık sınıf öğretmenliği yapıyoruz. Bu zamana kadar ulaşabildiğimiz sadece 2 öğrencimize okuma alışkanlığı kazandırmışız. Bizim gibi kitap ile arasında ünsiyeti olan bir öğretmen için sonuç çok acı bir durumdur. Okullarda yapamadığımızı sivil organizasyonlarda yapacak bir iklim doğdu. Yorucu, zahmetli ancak, bir şekilde ulaştırdığımız kitap-dergilerin okunduğunu görmek büyük bahtiyarlıktır.    

Bir öğretmensiniz ve aynı zamanda eğitimci bir babasınız. Projeler yoğunluğunda, çocuklarınıza ayırabildiğiniz kıymetli zamanınızdan arta kalanında sizin de kitap okumaya vaktiniz kalıyor mu? Sizce bu tarz kitap okuma ve kitap hediyeleşme projeleri okuma hızımızı artırıyor mu?

Doğrusunu söylemek gerekirse, birkaç yıl önceye kadar düzenli olarak ortalama haftada bir, ayda dört kitap okuyorduk. Kitap Şuuru faaliyetlerinde inanılmaz, olağanüstü bir performans sergiledik. Okuma hızımız azaldı biraz, ancak, eski günlere ve daha üstüne çıkabileceğimizi düşünüyoruz. Beri yandan, şunu net olarak söyleyebiliriz: “Bu topraklarda kötülük iyilikten daha hızlı yayılmaktadır. Hırsızlardan, vatan hainlerinden, kötü insanlardan daha fazla cesaretli ve çalışkan olmadığımız takdirde bu coğrafyada tutunamayız. Çünkü, onlarca imparatorluğu, yüzlerce devleti yutmuş coğrafyanın üzerinde bilgisiz yaşamanın imkanı yoktur.” Biz en iyimser olarak ayda ortalama 4-5 kitap okurken, bizim okuduğumuzun üç-dört katını okuyan arkadaşlarımızın varlığından haberdar olmak, bu okuduğu kitaplara bizim tavsiye ettiğimiz, bizzat ulaştırdığımız kitapların okuma öncelik sıralamasına koymaları, okunan kitaplar hakkında rafine değerlendirme yapılması, yapılan değerlendirmelerin muhtelif dergi ve sitelerde yayınlanması önemsiyoruz.

En çok merak ettiğim konu da sizin bu yeni kitaplarla olan diyalogunuz. Elimize ulaşan kitapların kimileri Türk ve dünya klasikleri, kimileri de Türkiye’nin yeni yazarlarının birikimiyle yayınlanan kitaplar. Projeye katılan biz okurlar her kitabı okuma heyecanıyla yarışırken o esnada sizi merak ettim. Türkav Gaziantep şubesine gelen her yeni kitap paketini açtığınızda kitapları bizden önce okuyabilme fırsatınız oluyor mu? Kitabın içeriği edebî mi değil mi diye öncelikle siz yöneticiler bizden önce bu kitapları inceliyor?

Bazı kitapları sizden önce okuduğumuz olmakla birlikte, kitap şuuru ailesinin farklı şehirlerdeki kitap kurdu arkadaşlarımız çoğu bu konuda bizden çok ama çok çalışkan, yetenekli arkadaşlardır. Bizi cebinden çıkaracak onlarca arkadaşımız vardır. Misal Elazığ'da Zafer Saraç isimli cevval bir arkadaşımız var. Pazartesi kitabı yolluyoruz, salı günü alıyor, çarşamba günü kitabı bitiriyor. Cuma günü kitap sohbetinde kitabı anlatıyor, Cumartesi de kitabın değerlendirme yazısını bize yolluyor. Bunu nerede isterseniz orada yayınlatınız hocam diyor.

Kitap seçiminde kabaca iki yol izliyoruz. Parayla satın aldığımız kitaplar. Diğeri de yayıncı, yazar ve bağışçı kitapseverlerin bize yolladığı kitaplar. Bağış olarak korsan ve yasak kitap hariç her kitabı bağış olarak kabul ediyoruz. Parayla satın aldığımız kitaplar da bir prensibimiz var. Yüzde yetmiş oranında belli kalitenin üzerinde olan, Türk ve Dünya klasikleri, alanının başucu kitapları, ideolojik olarak bize uysa da uymasa da o alanda yazılmış önemli eserler. Yüzde otuz oranında da yerli, milli, ülkücü yazar-çizer ve entelektüellerin çok kaliteli olmasa da desteklenmesi, teşvik edilmesi gündeme getirilmesi, okunması, düşüncesiyle satın alınan kitaplar oluşturmaktadır. Müdavim ve takipçilerimiz homojen bir gurup değil, ana gövde lisans eğitimi alan, memur, okuma alışkanlığını kazanmış, daha ziyade 20-40 yaş aralığındadır. Müdavim ve takipçilerimizin ilgi alanı doğrultusunda, bütçemiz elverdiği ölçüde kıyıda, köşede kalmış güncelliğini yitirmemiş eserlere öncelik tanıyoruz. Kitap okuma alışkanlığının başında olanlara edebiyat dışı eserleri neredeyse okutmuyoruz. Edebiyat olmazsa olmazımız. Yeni yayımlanan, kamuoyunun bilmediği kitapların önemli bir kısmını da 5 kişilik bir jürimize okutuyoruz. Onların vereceği karara göre, o kitaplara değer biçiyoruz. Yani, kitaba yüz üzerinden 80 not vermiş ise, o kitaptan 20-30 adet satın alıyoruz.

Gaziantep başta olmak üzere Elazığ, Ordu, Nevşehir ve daha birçok şehirde bu projenizdeki okunan kitaplar üzerine sohbetler oluyor. Farklı illerde ve uzakta olunca ben sohbet dışı kalıyorum ama hep merak etmişimdir. Edebî ortamdaki o atmosfer nasıl ve gerçekten aranızda güçlü yorumcular bulunuyor mu?

Bu konuda öngörümüzün tuttuğunu söyleyebiliriz. Televizyondan dizi filmi, yarışma, futbol maçı izleyicilerin, izledikleri futbol maçı, program hakkında saatlerce kritiğini, geyik muhabbetini yaptığını görüyoruz. Kitap okuyan kitapseverlerin bir araya gelmediğini, okunan kitapların değerlendirmesinin dost sohbetlerinde neredeyse hiç olmadığına şahidiz. Böyle olunca, kitabın kritiği, değerlendirmesi belli bir plan dâhilinde olunca, bir mektep görevi görmektedir. Aynı kitabı birden fazla kişinin okuduğu kitaplarda sohbetler daha verimli geçmektedir. Beri yandan müdavimlerimizin hepsi kitap okuyan insanlar değil ancak, kitabın kudretine inanan, büyüsüne kapılan, dünyayı dönüştüreceğine bel bağlayan insanlardır, diyebiliriz. Kitap okuyamıyoruz, ancak anlatılanları dinleyerek de bir şeyler öğrenebiliriz diyen önemli bir kitle bulunmaktadır. Misal, birkaç hafta üst üste programa katılan bir ilkokul öğrencisi dahi şunu çabucak öğrenebiliyor. Bahse konu olan yazar veyahut eser hakkında bilgim yok ise, konuşmamam gerekir. Anadolu’da yüzlerce yıldır kültür aktarımı ilim meclisleri, köy odaları, dost sohbetlerinde yapılmıştır. İletişim çağıyla birlikte dinlemeyi biz toplum olarak unuttuk. Kimse kimseyi dinlemiyor. Görme engelli bir öğretmene şu soruyu yöneltmiştik: “Görme engelli arkadaşlarımızdaki hafızanın çok güçlü olması şaşırtıcıdır, bu nasıl oluyor ben bunu anlamıyorum?” Hocamızın verdiği cevap hepimizin kulaklarına küpe olması gerekir. “Görme engelli insanların hepsi çok zeki insanlar değil; ancak şurasını siz kesinlikle kaçırıyorsunuz. Bu arkadaşlarımız gözleri görmediği için birinci sınıf bir dinleyicidir. Dinleyen insan çok şey öğrenir.” Kitap sohbetlerimizi bir ilim meclisine çevirdiğimizi söyleyebiliriz. Bir lise talebesi bir dünya klasiği kitabı takdim ederken, müdavim olan 40 yaşındaki bir doktor, 50 yaşındaki bir akademisyen, 60 yaşındaki emekli öğretmenin dinlemesi çok ama çok önemli, Türkiye’de 2018’de pek olmayan bir durumdur. Bilgisi olan, kitap çok okuyanın daha çok itibar gördüğü bir sofradır sohbetlerimiz. Kitap sohbetlerimizde takdim edilen eserin yazarı, mütercimi, yayıncısını da telefon ile bağlanıp kitapla ilgili sorulara cevaplar alıyoruz. Türkiye’nin her tarafında yaşayan yazar-çizer, entelektüel kalem erbaplarımız Gazi şehrimizdeki kültür faaliyetlerimizin destekçisi oluyor.

Hediye kitap projenizi birkaç yıl daha devam ettirmeyi düşünüyor musunuz?

Başımıza bir kaza, bela gelmez ise, şımarmaz isek, Allah bize ömür verirse, ölene kadar bu işi devam ettirmeyi düşünüyoruz. Çünkü yaptığımız işin özgün ve bakir tarafı bulunmaktadır. Milyonlarca kitaplardan, bazı kitapları seçip okutturuyoruz. Bunun vebali çok büyüktür. Bunun tedirginliğini de zaman zaman yaşıyoruz. Ancak, istişareye çok önem veriyoruz. Projelerimizin daha uzun ömürlü, daha geniş kitlelere, katmanlara ulaşması için eleştiriye, akla ihtiyacımız vardır. Kapımız, gönlümüz ve kulaklarımız açıktır.

Genç okurlara, öğretmen adaylarına önerebileceğiniz ortamlar ve gönüllü olduğunuz dernekler, üye olduğunuz kültürel kamu kuruluşları var mı?

Bu toprakların en çok adam yetiştirdiği insanlardan birisi de Fethi Gemuhluoğlu Bey’dir. Burs verdiği, Yüksek lisans ve doktora öğrencilerine nasihat ederken en çok şu vecizesini kullanırmış: “Sıradan ve sürüden olmayın gençler.” Ülkemizin her meslek erbabının insan kalitesizliği sıkıntısı bulunmaktadır. Bugün onlarca yıldır kitap okumadığı için neredeyse gurur duyan öğretmenler bulunmaktadır. Bu utanç verici bir durumdur. Merhum babamdan (1919 doğumluydu) dinlemiştik. Köyümüz 30 km Gaziantep’e. Köyümüzde ikamet eden hayatı boyunca Antep’i görmeyip ölen insanların olduğunu söylerdi. Bugün itibariyle aynı şey hepimiz için geçerlidir. Elimizde internet ve bilgisayarın, cebimizde diplomanın olması bizi bilgili, kültürlü, görgülü insanlar yapmıyor. Ortalama Alman, Amerikan, Fransız, İsveç, İsrailli meslektaşlarımızdan daha çalışkan, daha kültürlü, bilgili olursak yarınlar elbette bizim olacaktır. Meslektaşlarımızın kendilerini yenilemesi, güncellemesi elzemdir. Aksi takdirde çok ciddi bir atılım yapamayacağız ülke olarak. Kendisini yenilemek isteyen herkes için onlarca dernek, seçenek bulunmaktadır. Kendimiz İLESAM, Türk Ocakları, Türk-İslam Vakfı, Türk Eğitim Sen ve TÜRKAV üyesiyiz.

Özel yaşamınıza girmeden biraz da aile hayatınıza değinelim. Bazen içimden tebessüm ediyorum evinizin her yerini kaplayan kitap görsellerini görünce. Hanımı kesin bu kitap yığınına yorum yapıyordur demiştim, evin sehpaları ve koltuklar bile yeni kitaplarla dolmuş. Bir yanda da çocuklarınız odada onları merak edip içini karıştırıyordur. Malum eviniz bu projeden dolayı “Kütüphane Ev”e dönüşmüş. Eşiniz her hafta yaptığınız bu çekilişlerden, kitap kolilerinden ve kargolardan şikâyet ediyor mu? Kendisi sizi bu tarz kalıcı projelerle destekliyor mu?

Üniversitede kitap okumaya başlamıştık. O yıllarda harıl harıl okuduğumuzu görenler, şöyle bir ömür biçmişti: “yarın hayata atılırsanız, kitapları atarsınız, okumayı bırakırsınız.” Öğretmen iken de yaz-kış aynı çizgide okuduk, bu sefer: “Evlenirseniz yarın, bu işler biter.” Evlendik, çocuğunuz olursa, denildi, sonra iki çocuğunuz olursa, denildi. Biz yine bırakmayınca, şimdi 3 çocuğunuz var, siz bu işi bırakırsınız, diyen olmadı. Okuma, yazma, kitap şuuru faaliyetlerimizde evde huzur ortamını başta Allah’a, sonra Sevgi hanım tesis etti. Zaman zaman dağınıklığımız ve bu işi biraz daha sistematiğe bağlayamadığımız için hanım sitem ediyor. Biz de alttan alıyoruz elbette. Bir ilk mektep öğretmeninin yüzlerce katı itibarımız olduğunu hanım görüyor, gurur duyuyor. Bundan çocuklarımıza da damlar diye hayal kuruyor. Kendisine huzurlarınızda teşekkür etmek istiyoruz.

Önemli olan bir günde birkaç kitap bitirebilmek mi yahut bir kitabı birkaç güne yayarak, irdeleyip yorumlayarak okumak mı daha kalıcıdır?

Aynı anda birçok kitabın okunmasının verimli olduğuna inananlardanız. Burada ölçü çok kitap okumaktansa, okuduğumuz kitapların bize kalanları, hayatımıza bir etkisi olup olmasının önemli olmasıdır. Yazarın anlatmak istediği mesajın tamamını anlayıp anlamamaktan geçtiğini idrak etmemiz gerekir. Kurucu liderimiz Atatürk’ün çok kitap okuyan bir insan olduğu hep es geçilir. Uzmanlar, Anıtkabir’deki kütüphanesinde bulunan kitapların sayısının 5000 civarında olduğunu belirtiyor. Buradaki kitapların tamamının okurken altı çizildiğini, bazı sayfalarda birbirinden farklı 3-4 kalemle çizildiğini vurgular. Ömrü cephelerde geçmiş bir subayın 57 yaşında vefat ettiğini göz önüne bulundurduğumuzda yıllık ortalama 87 kitap okuduğu meydana çıkıyor. Etkili ve verimli okuma için bazı bölümlerin dikkatli okunması, kitaptaki bazı bölümlerin okunmaması veyahut üstün körü okunmasının maksada hasıl olduğunu düşünenlerdeniz. Altını çizerek, notlar alarak okumanın, kitap bittikten sonra da bu bölümlerin tekrar okunup, ihtiyaç hissedildiğinde okunduğunda okunması gerektiğine inanıyoruz.

Sizi edebiyata yönlendirenler kimler oldu ve kitaplarla ilk tanışmanız ne zaman başladı?

Doğrusunu söylemek gerekirse, neredeyse 20 yaşına kadar pek kitap okumadım denilse yeridir. Ancak, evimize her zaman dergi, gazete ve kitap girmekteydi. Onlarca kitabın olduğu bir evde gözümüzü açmıştık. Çocukken kitap, dergileri çok karıştırırdık. 58 yaşında I. sınıf bir entelektüel E. Albay, Doç. Hasip Saygılı Hocamızın kardeşi olarak dünyaya gelmemiz büyük bir şanstı bizim için, bunun bir şans olduğunu idrak etmemiz epey zaman aldı. Kitap okuma alışkanlığımızın kazanılmasında, okuma, yazma becerilerimizin gelişmesinde, akran ve meslektaşlarımızdan bu alanda epey mesafe açmış isek, (bir türlü burayı düzeltemedim.) Hasip Hocamızın çok ciddi emekleri vardır. Şöyle ki, kütüphanemizin hatırı sayılı bir bölümünü 20 yıldır peyder pey hediye ettiği kitaplar oluşturmaktadır. Beri yandan, bazı kitapların yüzeysel, bazı kitapların sindirilerek, bazı kitapların kendi altını çizdiği satırları okuyarak açığı kapatmaya çalıştığımızı söyleyebiliriz. Hoca İstanbul Harp Akademisi’nde uzun zaman görev yaptı. Yüzlerce yazar, şair, akademisyen, kalem ehli ve kitap ile yolumuzun kesişmesine katkı sundu. Okumaya geç başladığımız için bu alanda sürekli bir açlık hissettiğimizi söyleyebiliriz. Fikir tartışmalarında bilgi sahibi olmak, inandığımız ideolojik görüşlerin doğru savunucusu olmak kaygısıyla fikir kitapları okumaya başladığımızı belirtebiliriz. Okumaya yeni başladığımız ilk yıllarda okuduğumuz eserlerin içerisinde edebi eserlerin cılız olduğunu doğrusunu söylemek gerekirse, elimize kalem alana kadar fark edemedik. Yazı sonrası edebi eserlere de ağırlık vermeye başladık.

Bu projeyi destekleyen başka kurum ve kuruluşlar, dernekler, belediye başkanları var mı?

Bazı faaliyetlerimizin muhtelif şehirlerde bazı dernek ve sivil toplum örgütlerinde yapıldığını belirtmiştik. Bu illerdeki arkadaşlara ve kurumlara tecrübemizi, kitap desteğimizi sürdürmekteyiz. Kendi ilçemiz Oğuzeli Belediyesi’nden imza günleri, iki yazarımızın bazı kitaplarının satın alınması gibi istisnaları saymaz isek, belediyeler olarak istediğimizi daha doğrusu hak ettiğimiz desteği alamadığımızı belirtebiliriz.

Ana sayfanızdan kitap çekilişi sonuçlarını, okunan kitapları anlatma etkinliğinin hangi ilde olacağını, toplamda kaç kitap okunduğunu ve bu projedeki kitap okuyanların sayısını takipteyim. Ağustos 2018 tarihine kadar net bir rakamla projenizde toplam kaç kitap oldu ve okurlarınızın aktif katılımcı sayısı kaç kişiye ulaştı?

Kitap Şuuru faaliyetlerimizin en önemli omurgasını kitap hediye kampanyaları oluşturmaktadır. Şimdiye kadar ortalama 150.000 lira değerinde, son bir yılda da 13 bin kitap ve dergi ulaştırmışız müdavim ve takipçilerimize. Ülkemizin hemen hemen her şehrinde hatta bazı önemli ilçelerimizde yaklaşık 1000 civarında takipçilerimiz bulunmaktadır. Elimizdeki verilere göre, hediye ettiğimiz kitapların kitabına göre değişmekle beraber, yüzde 40 ile 80 oranında okunduğunu, gelen yorumlardan anlamaktayız.

“Okuduğumuz Kitapları Anlatıyoruz” programlarımız memleketimiz Antep, Elazığ, Düzce, Ordu, Erbaa, Uşak, Nevşehir gibi illerde düzenli yapıldı, yapılıyor. Misal Gaziantep’te 162 haftadır program yapıyoruz. 480 kitap ve makalenin takdimi, değerlendirmesi yapılmış. 25 civarında imza günü tertip etmişiz. 70 civarında yazar telefon ile programımıza bağlanmış. İstikrarla, aksatmadan yürüten arkadaşlarımız ve kurumlarımız bu konuda bir öncü oldular. 40-50 şehirde kitap sohbetleri başladı, ancak devamı getirilemedi. Veyahut düzensiz yapıldı, lokomotif olan arkadaşlarımızın özel durumu nedeniyle sonlandı. Kitap sohbetlerinin ülke çapında yayılması noktasında hediye kitap kampanyamız kadar başarılı olamadığımızı söyleyebiliriz.

1 Ocak 2018 itibariyle yayın hayatına başlayan www.kitapsuuru.com isimli sitemizde yaklaşık 170 kitap tanıtım, değerlendirme ve eleştiri yazısı yayımlandı. Onlarca arkadaşımızı yazı yazmaya teşvik ettik, muhtelif dergilerde yazılarının yayınlanması noktasında rehberlik ettik.

Okurlarınızdan aldığınız en güzel yorumlar nelerdir? Bizimle bir anınızı paylaşır mısınız?

Kitap şuuru faaliyetlerinin koordinatörü olarak, gözlemlerimizi sizinle paylaşmak anlamında şu hususa değinmeden geçemeyeceğiz. Türkiye’nin ezici bir çoğunluğu kitap, defter, kültür, bilim, kütüphane, bilgi, dergi, yayın denilince önemlidir, gereklidir. Olmazsa olmazdır, diyor. Peki siz bunun neresindesiniz, mevcut durumu bir adım daha öteye götürmek için ne yaparsınız? Sorusuna “kılımı dahi kıpırdatmam” gibi cevap veriyor. Yani ikiyüzlü davranıyor. Öğretmenlik yapıyoruz. Velilerden çocuklarına yetiştirilmesine yapacağı fedakârlığı anlatırken klişe bir söz vardır: “Çocuğumuzun okuması için ceketimi satar, yine okuturuz” Bu söz bazı velilerimiz için doğrudur. Ama, bu sözü 4 yıl boyunca hiçbir veli toplantısına gelmeyen, okula uğramayan bir veli de söyleyebiliyor. Yetenekli, kitap okuyan, yazan, düşünen gençlere bu alanda yardımcı olan hoca, öğretmen, yazar, akademisyen istisna dışında yoktur diyebiliriz. Üniversitedeki akademisyen, çeşitli sivil toplum örgütü yöneticilerinden, kurumsal bazda bir destek görmediklerini beyan edebiliriz. Kitap şuuru faaliyetlerinin kök salması için birebir diyalog, iletişim şarttır. Genç arkadaşlarımızı sıkıştırıyoruz, okudunuz mu?, ne zaman bitiriyorsun kitabı?, o kitaptan bir yazı istiyoruz vs. gibi. Geçenlerde Yazar Adnan Şenel Hocamız halimizi sorup “Kitap okutturma faşizmi ne durumda Oğuzhan?” diye soruyor. Faşizmin her renk ve tonuna karşı olmamıza rağmen, bu tabir gururumuzu okşadı. Bir de genç arkadaşlarımız okuduğu kitapların ismini, künyesini paylaşıyor sosyal medyada. Bu konuda belli bir farkındalık oluşturalım diye çırpınıyoruz. Ayfer Güler isimli bir arkadaşımız kışın 45 günde 16 kitap okumuş, kitapların künyesini belirtmiş, altına da “keramet ben de değil, keramet Oğuzhan Saygılı hocamızdadır” cümlesini yazmış. Doğrusu, bu anekdotu unutmayacağız.

Daha farklı etkinliklere imza atacak mısınız? Sırada gerçekleştirmek istediğiniz hangi yeni hayaliniz var?

TÜRKAV Gaziantep şubesi olarak “Yazarlık Akademisi”ni önümüzdeki haftalarda başlatacağız. İl dışından da internet üzerinden akademimize öğrenci kabul edeceğiz. Bir sinema projemiz de var. Bunu tam daha olgunlaştırmadık. 3 yıllık süre zarfında onlarca etkinliğimiz oldu, ancak bazısında verim alamadığımızı görünce kısa sürede vaz geçtik. Yeni projelerimiz üzerine hazırlıklarımız olacaktır.

Temmuz 2018 tarihinde tam 31 gün boyunca her gün ikişer kitap hediye ettiniz ve cüzi miktardaki 3 TL masrafı olan postane ücretini biz okurlarımız kapıda ödedik. Aslında bir öğrenci bütçesi olarak bakarsak; iki çay ve bir simit fiyatına o 3 Liralık bereketteki kitap paketimizle birkaç kitaba birden kavuştuk. Hele ki bazen çekilişte kazandığımız kitaplardan başka yeni bir kitap ve dergiyi de paketin içine sürpriz yapıp sessizce koymanız bizleri inanın ki çok memnun etti.

Hem de her gün ve bıkmadan usanmadan çekiliş oldu, açıkçası tatilde okuma fırsatı adına ben çok memnun oldum. Temmuz ayının her günü bu çekilişlere katıldım. Atladığım bir ya da iki çekiliş günü olmuştur, o da okuduğum kitaplar olduğu için aynı kitabın başka bir arkadaşıma nasip olmasını istemiştim. Okurlarınızın Temmuz 2018’de bir ay boyunca her gün yapılan bu çekilişlere dair müspet ve menfi fikirleri oldu mu?

Birbirinden farklı birçok mecrada hediye kitap kampanyası başlattık: Instagram, youtube.com, radyo programı vs. Türkav Gaziantep ve Oğuzhan Saygılı Kitapsever hediye kitap kampanyaları kadar tutmadı. Başarımızda çekirdek kadro, müdavim ve takipçilerimize sürekli yeni yüzler katılmayı hedef belirledik. Hep aynı kişiler okuyup, yazıp yorumlamasın diye düşündük. Temmuz ayındaki kampanyamızı yeni arkadaşlar, dostluklar keşfetmek düşüncesiyle yaptık. Birkaç arkadaş keşfettik. Her gün kampanyanın olmasının çok maksada hasıl olmayacağına kanaat getirdik.

Kar Vakti, Unuttun ama Çocuktun, Üç Tarz-ı Siyaset, Zamanın Bittiği Yer, Çolpan Yıldızı, Anadolu Uygarlıkları, Bir Kelik Hikâyesi, Zamana D/okunan Yazılar – 2, Usul Usul Aşk, Öğretmen, İlklerin Paşası Ahmed Vefik Paşa, Ölü Erkek Kuşlar, “Yeni Ufuk” Aylık Eğitim ve Kültür dergileri, Millî Devlet Gazetesinin paketli yeni sayıları ve adını bu kadarıyla anımsadığım birçok güzel kitabı bu çekilişlerde kazandım. Ve yaz ayında katıldığım çekilişlerde biriken birkaç kitabım da şu an şubenizde bekliyor. Ben okuyorum, not alıyorum, köşe yazımda yer veriyorum ve sanal sayfanızdaki arkadaş listenizden bulabilirsem bu kitapların hayatta olan yazarlarıyla iletişime geçip kitaplarına dair röportaj yapma teklifleri sunuyorum. Sizce bu düşüncem mantıklı mıdır, şahsım adına başka hangi fikirleri tavsiye ederdiniz?

Doğrusu, sizin bize sorduğunuzu biz de yapıyoruz. Okuduğumuz kitabın yazarıyla temasa geçmek, iletişim kanalı oluşturmak, yorum alışverişinde bulunmak, öğretici oluyor. İletişime açık olan her yazar, şair, akademisyen ile eserleri üzerine diyalogu elbette tavsiye edebiliriz.

Her hafta postaneye bir kucak kitapla, farklı ailelere ait ev adresleri listenizle gitmek güzel bir duygudur sanırım. Lâkin sıcak havalarda kitaplarla emek verip yola çıkmak zor olsa gerek. PTT (Posta ve Telgraf Teşkilatı) Görevlileri artık sizi iyi tanıyan biri olarak tebessüm ediyorlardır elbet. Bazen sitem ettiğiniz konular oluyor mu?

İlk zamanlarda bizim ve görevini yapan memur arkadaşlarımızın işi zordu. Sıradan müşteri gibiydik. 30 paketi yollamak için birkaç saatimizi veriyorduk. “Yine mi siz geldiniz?” gibi takılmalar vardı. Ama, zamanla arkadaşlar bu etkinliğe dört elle sarıldığımızı fark edince, misal haftanın belli günleri, belli saatleri düzenli olarak geldiğimizi görünce, bunlardan kurtuluş yok, bu bizim işimizdir, size yardımcı olmamız gerekir gibi düşünmeye çalışıyorlar. Sağ olsun, o bölümdeki personelin tamamıyla arkadaş olduk, bize hürmet ediyor, kolaylık sağlıyorlar. Misal bugün 56 paket yollayacağız, PTT’deki işimiz 20 dakikada biter.

Günümüz gençlerinin kitap okuma faaliyetlerini nasıl buluyorsunuz? Türkiye gençlerine tavsiyeleriniz nelerdir? Kendi evlâtlarınız da büyüdüğünde, gelecekte onların böyle projelere katılmalarını destekler miydiniz?

Ülkemizde kitap okuma alışkanlığını kazandıramadığımız milyonlarca genç bulunmaktadır. 2018 yılında kitap okumadan, bilgi sahibi olmadan, öğrenmeden yaşayabiliriz, söz ve itibar sahibi oluruz düşüncesine sahip olanların dolgu malzemesi olmaktan başka bir seçenekleri olmadığını belirtebiliriz. Kitap okuyan gençlerin önemli bir kesiminin ciddi, kendilerini titreten eserler okumadığını görüyoruz. Gençlerin kendilerini yenilemelerini, güncellemelerini öneriyoruz. Kim 500 Milyar İster Yarışmasını zaman zaman izliyoruz. Bu program bizim kültür seviyemizi net olarak gösteriyor. Bilgi Üniversitesi mezunu bir arkadaşımız “Çin Seddi Hangi ülkededir” sorusunu bilemedi. Aynı üniversitenin Kamu Yönetiminde okuyan bir kızımız TBMM’nin meclisin diğer adının “Parlamento” olduğunu bilemedi. Bilemediği gibi de bu konuda sosyal medyadaki tepkilere verdiği cevaplar eşek olarak kalmak bizim için vazgeçilmez tarzdır gibi. “Ben Atatürkçü olduğum için üzerime geliyorlar. Ne var bunda bilmeyebiliriz.”

Az çok tanıdığım kadarıyla, sanırım siyasî görüş olarak ülkücü bir öğretmensiniz. Ülkücü şairlerin kitaplarını, milliyetçi ve cumhuriyetçi görüşlü yazarlarımızın eserlerini de biraz tatmış olduk. Türkiye’ye katkılarınız açısından kendinizi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Dünya ve ahiret görüşümüz açıktır. Parti ve ideolojik taassubu olan birisi değiliz, fikrimiz ne olursa olsun, bunları belli bir kalite ve marka haline getiremediğimiz noktada felaket bizleri bekliyor. Bugün dünya çapında bir Sosyalist düşünce adamımız, Pakistan-Mısır’dan daha fazla ses getiren bir İslamcı düşünce insanımız çıkmadı. Bazı istisnalar olmak şartıyla elbette Milliyetçi düşünce insanlarının eserleri yabancı dile dahi çevrilmeye layık bulunulmadı. Bu tabloda biz bizi kandırmayalım. Parti, ideolojik, mezhep, cemaat üstü bakabilirsek, çalışabilirsek, yorulabilirsek yarınlar bizim olabilir. Aksi takdirde, bir arpa boyu yol gidemediğimizi görüyoruz. Türkiye’de milliyetçilik-ülkücülük otoritelerinden en önemlisi Tanıl Bora’dır. Bora Marksist bir yazardır. Bora’dan daha büyük ve önemli uzmanlar yetiştirebilirsek, Milliyetçiliği yaşatabiliriz. Kürt kardeşlerimiz ile 1000 yıldır beraber yaşadığımızı ağzımıza sakız yaptık. Kürdologların yüzde 80’ini Ruslar oluşturmaktadır. 500 yıldır komşu olduğumuz, son 250 yılda 8 büyük savaş yaptığımız, çoğunu kaybettiğimiz Rusları tanımaktan çok uzağız. 1936’dan beri Dil Tarih Coğrafya Fakültesinde Rus Dili ve Edebiyatı bulunmasına rağmen, Rus uzmanımız yok denilecek kadar az, Rusça bilen aydınımız bir avuç kadar. Anadolu’da dolgu malzemesi olan insanlarla tutunmamızın mümkünatı yoktur. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde Türk yargıcımız galiba yokmuş, burada görev yapmanın ön şartı 3 dil bilmekmiş. 3 dil bilen yargıcımız yoktur. Kaliteyi artırmadığımız müddetçe, ne fark eder. Yani 30 yıl öğretmenlik yapıp bir tek kitap okumadığını övünerek anlatan insan, Atatürkçü, sosyalist, ülkücü, solcu, İslamcı olsa ne fark eder diye düşünüyoruz.

Benim de kendime ait yayınevinden çıkan deneme türünde edebî kitaplarım var ama sanal sayfamda hiç tanıtım reklamını yapmadım, teklif sunulsa da bir imza günü bile düzenleyemedim. Kitaplarımı köy okullarına atanan öğretmen arkadaşlarımın okullarına, Türkiye’nin eksik kütüphanelerine bağış yaptım. Bir tek kitabımı bile parayla satmadım, okunsun istedim çünkü hayalim böyleydi. O vakit izleri erken tanısaydım projenize kitaplarımdan hediye ederdim. Kitap projenizden 2017 yılında haberdar oldum ve bir yıldır sizleri takipteyim. Çekilişinize ilk kez 124. Kitap Kampanyasıyla (24 Şubat 2018 - 03 Mart 2018) başladım ve her cumartesi katılıyorum. Okul sezonunda yaz tatilindeki gibi aktif olup çok kitap okumaya vaktim olmayabilir. İyi ki bu projeye katılmışım diyorum ve kitaplarımı öğrencilerime de gösterip bu projeyi tanıttım. Bizim gibi genç eğitimcilerin de sizlerin etkinliklerini desteklemesi projelerinize renk katıyor mu?

Peygamberimizin en çok ettiği dualardan ikisi “faydasız ilimden sana sığınırız Allahım”, “İlmiyle salih amel işleyen kullarından eyle yarabbi” gibi dualarda çok bulunurmuş. Kitap Şuuru faaliyetlerinin miladı olabilecek bir örnek vermek verebiliriz. 2013 yılında elimdeki kayda göre bir yılda 245 kitap satın almışız ve hediye gelmiş. O yıl 42 kitap okumuşuz. Bunun da yarısı o yıla ait kitaplar, kalanı da kitaplığımda önceki yıllarda yerini alan eserlerden oluşmaktadır. Elimizdeki kitapların yüzde 10’unu ancak okuyabilmişiz. Bilemediniz yüzde yirmisini okudunuz, daha ötesi yoktur. Ezici bir çoğunluğunu okumadan, ölüp gideceğimizi fark ettik. Bunları kadir kıymet bilen insanlara ulaştırıp okunduğunu görmek büyük mutluluk diye düşünüp yola çıktık. Ortalama ayda 4 kitap okuyan biz fakir. Şimdi ayda 1000 kitap okumuş gibi mutluyuz. Okunmayan, değerlendirmeyen, rafta duran kitabın bize hiç mi hiç hayrı yoktur. Çalışmalarımızın Bigadiç’te duyulmasında, ilçenizde gönüllü temsilcimiz olmanız büyük bahtiyarlıktır. Bugün kitap şuuru ailesinin sayısı binlere ulaştı. Bizi sizinle buluşturan bazı görüşlerimizin örtüşmesi, öğretmen olmamız değildir. Kitabın ve yazının büyüsüdür kuşkusuz.

Beri yandan yayımlanan kitapların satılması, yazarın imza gününe çıkması gerekir. Bu konuda sizden farklı düşünüyoruz. Misal bizim kitabımızdan 20 bin liralık sattık. 600 civarında hediye ettik. 20 civarında il-ilçede imza günümüz oldu. İkinci eserimiz için bazı yayıncılarımızdan olumlu cevaplar aldık. Bu dediklerimiz olmaz ise, yayıncı kitabımızı niye bassın. Özellikle belli geliri olan, kitaba değer veren insanların kitaba aylık kitap gideri gibi para verirse, kimseye muhtaç olmadan, kitaplarımıza sponsor bulmadan, belediye kitaplarımızı satın almıyor serzenişinde bulunmadan kitaplarımız basılıp okura ulaşabilir.

Güzel bir röportaj oldu, teşekkür ediyorum Oğuzhan Hocam. Sohbet ederken edebî bir keyif aldım. İnşallah sizi yakından tanımak isteyen okurlarımız da mutlu olurlar. Umarım gençlerimiz de farklı kitap projeleri ve okuduklarımızı anlattığımız söyleşilerle tanışma fırsatını tadarlar. Gazianteplileri ve memleketinizin her köşesini sevgiyle selâmlıyorum.

Elif Hocam, biz de size çok teşekkür ederiz. Hayallerimizin, dertlerimizin, sancılarımızın, fikirlerimizin karşılık bulması için bize önemli bir fırsat tanıdınız. Sağ olun, var olun.

 1 Ağustos 2018 – Çarşamba 
 Röportajı Hazırlayan - Editör: Elif YAVAŞ

Powered by OrdaSoft!