Pây-bend oldum ser-i zülf-i perişânın görüp

Nutktan düştüm leb-i lâ’l-i dür-efşânın görüp

Oda yaktım şem’ veş cânım bakıp ruhsârına
Çerhe çektim dûd-i dil serv-i hırâmânım görüp

Gezdirir her yan gözüm eşk üzre bağrım pâresin
Hil’at-i gülgûn ile rahş üzre cevlânın görüp

Bir zaman geçmez ki dil tîğinden olmaz çâk çak
Açılır her dem tutulmuş gönlüm ihsânım görüp

Gönlümü tenhâlık eylerdi perîşân sînede
Olmasaydı cem’ her yanında peykânın görüp

Bend ü zindân-ı gam ü mihnetten olmuştum halâs
Âh kim düştüm yine zülf ü zenahdânın görüp

Ey Fuzûlî bunca kim tuttun nihan hâl-i dilin
Âkibet fehm etti el çâk-i giribânın görüp
 
Fâ i lâ tün fâ i lâ tün fâ i lâ tün fâ i lün


1) Perişan zülfünün ucunu görüp ayaklarımdan bağlandım. İnci saçan lâ'l dudağını görüp nutkdan düştüm, dilim tutuldu. 

Zülf ile lâ'l dudağı bir araya getirmesi zülfün kesret (çokluk), dudağın ise fenâfillâh (Allah'ın varlığında yok oluş) olduğundandır. Bu, tasavvufî görüşün klasik edebiyatımıza sembolleri ile sızmasıdır. 

Şâirin söylemek istediği şey zülfün uzunluğudur. Zülüf yerlere kadar uzanıyor ve şâirin ayağını bağlıyor. 

Lâ'l-i dür-efşân "inci saçan dudak" ise sevgilinin konuşmasıdır. Senin konuşmanı görünce hayranlıktan dilim tutuldu, diyor ki bu tezat san'atıdır. Pay "ayak" ser "baş" arasında da tezat  vardır. 

2) Yüzüne bakıp mum gibi canımı ateşe yaktım. Salınarak yürüyen boyunu boşunu görüp yanan gönlümün dumanını feleklere kadar yükselttim.

Yüzüne bakıp mum gibi canımı ateşe yaktım diyerek, sevgilinin yüzünü parlaklığı yüzünden muma benzetiyor. Nasıl ki servi boyunu görüp yanan gönülden çıkan dumana benzetiyor. Bu bir teşbih şeklidir. Servi 
siyah bir duman şeklindedir. Feleğe kadar yükseliyor. 

3) Gül renkli (kırmızı) elbise ile at üstünde dolaşmasını görünce gözüm, gözyaşı üzerinde ciğerimin parçalarını her yana gezdirir. 

Kanlı gözyaşı ciğerden çıkar. Kanlı gözyaşı ile beraber kırmızı ciğer parçaları da çıkar. Buna "pergâle" derler. Gözyaşı üzerinde saçılan kırmızı ciğer parçalan, kırmızı elbise ile ata binip gezen sevgili yüzündendir 
ve ona benzer. Kırmızı elbise cellât elbisesidir. 

Kanlı gözyaşı dökmek büyük bir aşk acısı neticesinde olur. Şâirin şu beyti bunu ispat eder: 

Ey giyüb gülgûn demâdem azm-i cevlân eyleyen 
Her taraf cevlân edüb döndükçe yüz, kan eyleyen 

4) Gönül her zaman senin ilham ettiğin aşktan ve ıstıraptan parça parça olur. Senin bu ihsanını görüp mahzun, ümitsiz gönlüm açılır.

"Bir zaman geçmez ki" deki geçmek kelimesi kılıcın vücuda geçmesine işarettir. 

"İhsanın görüp" deki görmek, açılan yaranın göze benzediğini ifade içindir. Bir de görmek, kazanmak, nail olmak manâsınadır. 

Dutulmuş, kapanmış ma'nâsına da gelir. Kapanmış gönül kılıç ile açılıyor. Açılmak aynı zamanda ferahlamak manâsınadır. 

5) Yalnızlık sinem içindeki gönlümü perişan ederdi, eğer her yanında senin oklarının temrenlerini görüp rahatlamasaydı.

Perişan olmak için bir çok şeyin var olup dağılması gerekir. Yalnızlıkta bu olmaz. Çünkü etrafındaki temrenler bir perişanlık manzarasıdır. 

Gönlün cem' olması rahatlaması demektir. Buna "Cem' iyyet-i dil" derler ki gönlün bir yerde toplanıp perişanlıktan kurtulması, rahatlaması demektir. "Cem" ile "perişanın" (topluluk ve dağınıklığın)  bir arada kullanılması tezat sanatıdır. 

Gönül aşk ve ıstırap ile rahatlıyor. Çünkü her peykân bir aşk ve ızdıraptır. Gönlün her yanında temren bulunması onu yalnızlıktan kurtarıyor. 

6) Gam bağından ve mihnet zindanından kurtulmuştum. Ne yazık ki senin zülfünü ve çene çukurunu görüp yine o dertlere düştüm. 

Gam bağa ve zülfe, çene çukuru ise zindana benzetiliyor. Bu bir teşbih şeklidir. 

Zülf ve çene çukuru insan yüzündeki güzelliklerdir. 

Bunun tasavvufî ma'nâsı, güzellikleri görüp her birinden ayrı bir aşk ıstırabı duymaktan kurtulmuştum. Fakat ne yazık ki, kesret manâsına zülfünü ve eşyayı görüp onların sırlarını çözmekteki müşkilleri anlayınca yine gam ve mihnete düştüm demek istiyor. Tasavvuf ıstılâhında zülf aynı zamanda "gayb-ı hüviyet" dir ki Hakk'm zatının sıfatı olan eşya içinde kaybolması demektir. Çene çukuru, kuyusu ise eşyayı müşahede edip 
ondaki sırları çözmekte çekilen müşkilâttır. 

Çene çukuru zindana, zülf ise mahkûmu bağlayan zincire benzetiliyor. 

7) Ey Fuzûlî gönlünün hâlini ne kadar gizledin, fakat halk yakandaki yırtığı görüp nihayet anladı.
Izdıraptan üstünü başını parçalamak, neticesinde yakanın yırtılıp göğüse kadar açılması demektir. Ve göğüs yırtılınca altından gönül görünür.
Powered by OrdaSoft!