Yunanistan’da ki ekonomik krizin sanırım bölge için tek hayırlı yanı Türklere uygulanan vize uygulamasının gevşemesi oldu. Bu sayede vaktiyle hayal bile edemeyeceğimiz yanı başımızda ki 4 Yunan adasına artık kolayca gidebilir olduk. Özellikle yeşil pasaportlulara vizesiz geçiş imkânı sağlanması ile Yunanistan’a giden Türk turist sayısında %180‘lik bir artış oldu. Bu sayede hem komşu Yunanistan ekonomik olarak çektiği sıkıntıyı bir nebze de olsa aşmaya çalıştı hem de Türklerin “öcü” olmadığını görmüş oldular.

      Akabinde çok daha önemli bir gelişme oldu ancak Türk basını bundan bahsetmedi bile. Yunan turizm bakanı; Türklerin Avrupa Birliği’nde (AB) serbest dolaşım hakkı için destek olacaklarının sözünü verdi ve bu konuda Brüksel’e bir rapor hazırladıklarını bildirdi. Bu desteği yakın dönemde bir kaç Avrupa ülkesinden daha aldığımızı hatırlatmak isterim.

      Türk vatandaşı olarak “Zimbabve, Vietnam, Uganda, Togo, Tanzanya” gibi … ülkelere bile vize almadan gidemiyoruz. Dünya üzerinde resmen üvey evlat gibiyiz. Bu ülkelere gidebilmek için konsolosluklarda şüpheli bakışlara, gurur kırıcı bürokratik adımlara maruz kalıyoruz.

     “Ee ulan gitmeyelim, mis gibi ülkemizin neyi eksik?“. İşte olay bu kadar basit değil sevgili sığır! At gözlüklerini çıkar, uçuşa geçiyoruz.

      Ekonomik olarak; vize uygulamasına tabi iseniz, üreticinizin ve yatırımcınızın da o ülkede yapabilecekleri oldukça kısıtlı oluyor. Kısacası ürettiğimizi geniş pazarlara açamıyoruz, iş adamlarımız – girişimcilerimiz vize sorunları sebebiyle uluslar-arası arenada istediği kadar boy gösteremiyor. Özellikle KOBİ seviyesinde ki işletmeler için Avrupa pazarı müthiş bir büyüme fırsatıyken (özellikle Yunanistan ve Hırvatistan bu aralar başı çekiyor) vize uygulamasına tabi tutuluyorlar.

      Dünya üzerinde istediğinde özgürce dolaşabilecek kadar “özgür” bir halk olmak mı, yoksa kendi ülke sınırların içinde ki özgürlüğünle gurur duyup yetinmek mi?

      Ekonomik olarak güçlü bir ülke olmak istiyorsanız dış pazarların anasını ağlatmanız gerektiğini söylememe gerek var mı? Avrupa marketlerinde sizin ürünleriniz satılıyorsa, tüm dünya sizin ürettiğiniz otomobillere biniyorsa, elektriğini suyunu bile sizden alıyorsa anca o zaman güçlü bir ekonomiye sahip olabilirsiniz. Kaldı ki ürün pazarında Çin gibi bir baş belası varken Avrupa’yla didişmeyi bırakıp pazarlarınızı ortaklaştırmanız, ürünlerinizi kıta genelinde yaymanız şart. Aksi halde tüm dünyayı korkutan bi “made in PRC” tehlikesi var.

      Aynı şekilde iş-gücü takası, bizim gibi genç nüfusu haddinden fazla olan, gençlerine iş sağlamakta zorlanan ülkeler için can simidi olacak. Gençler (çoğunlukla) 1 kuruş ödemeden AB vatandaşı olduğu için Avrupa’nın en iyi okullarında eğitim alma imkânı bulacak. Örneğin üzücü bir haber olarak, İsveç artık AB dışından gelenlerden para almaya başladı.

     Tüm bunlardan daha önemlisi “pasaportunuzun prestiji“. Strateji oyunları oynayan ortaokul bebeleri bile bunun önemini biliyorken, lütfen bana açıklatmayın. Pasaportunuzun dünyada gördüğü saygınlık ve sahip olduğu geçiş izinleri, doğrudan dış politikada ki gücünüzün yansımasıdır.

      Özgürlüğüyle bu kadar gurur duyan ancak dünya üzerinde özgürce dolaşma hakkı olmayan Türk halkı? Bu ne yaman çelişki!

     Özetle dünyanın bize uyguladığı katı vize kuralları ancak al takke ver külah ile aşılabilir. Karşılıklı farklılıklara değil, benzerliklere vurarak, “onlar mı bize muhtaç, biz mi onlara” paradoksuna düşmeden, hatta olayı “muhtaçlık” boyutunda ele almadan düşünürseniz daha ılıman görüşler üretirsiniz. Türk halkının ülke sınırları içinde hapis edildiğini göremeyen kör gözler utansın!

 

 

http://www.serhatdundar.com/category/seyahat-notlari

 

Powered by OrdaSoft!