Eserin Adı : Cemile
Yazarı : Cengiz Aytmatov
Yayınevi: Elips
Basım yeri ve tarihi: İstanbul, 2006
Türü: Roman
Konusu: Daniyar ve Cemile’nin gönlü tesadüfen birleşir. Gizliden gizliye birbirlerini severler. Önceleri kendilerine dahi itiraf etmeye çekinirler. Lakin aşkın sis perdesi her ikisini de sarmıştır. Romanda cepheden yeni dönen Daniyar ile kocası cephede olan Cemile’nin yasak aşkı anlatılmaktadır.
Romanın Özeti: Savaş başlayalı üç yıl olmuştu.Aile büyükleri uzak cephelerde,Kursk ve Oral önlerinde savaşıyorlardı.Büyük erkeklerin harcı olan günlük ağır işler henüz onbeş yaşına basmamış olan çocukların omuzlarına yüklenmişti.Avılda iki akraba ailenin evleri yanyanaydı.Diğer evin aile reisi ölmüş ve karısı iki çocuğuyla kalmış.Kabilede hala yaşatılan eski geleneğe göre ,dul bir kadının çocuklarını alıp başka bir yere gitmesine izin verilmez.Onun için bizimkiler bu kadını babamla evlendirmişler.Babam ölenin en yakın akrabası olduğundan,atalarının ruhuna saygısı ve ödevi,onu bu kadınla evlenmeye mecbur etmiş.Böylece bizim evde ikinci bir aile olmuş. Bu evde iki oğlunu verdi orduya.Bunlardan büyüğü olan sadık,askere gitmeden az önce evlenmişti.Sadık’ın annesi mert,hatır sayan,kimseye kötülük düşünmeyen bir kadındı.Talihde yüzüne gülmüş,ona çalışkan bir gelin vermişti: Cemile, çalışkanlıkta anlatan kişinin annesinin benzeriydi. Yorulmak nedir bilmez, her işten anlayan ama hareketleri biraz farklı bir kadın.
     Bir gün anlatıcı avluda onbaşı Ozmat’ı gördü.Erkekler olmayınca tahıl çuvallarını Avıl’dan istasyona asker eşlerinin taşımasına karar verilmişti. Bunun için Cemile’yi istiyorlardı. Kaynanası önce razı olmadı.Daha sonra anlatıcının da Cemile’nin yanında gitmesi şartıyla Ozmat kaynanasını razı etti. Köye cepheden yeni gelen Daniyar da çalışmaya gelecekti. Daniyar’ın şaşılacak yanı, sürekli dalgın olmasına rağmen çok hızlı çalışması ve iyi iş yapmasıydı. Onu gören, açık yürekli hiçde çekingen olmayan bir insan sanırdı ama o aksine içine kapanık bir insandı.
     Birgün anlatıcı ve Cemile, Daniyar’ın arabasına ağır bir çuval yükleyerek şaka yaptılar. Daniyar o an bunu çok ciddiye aldı fakat ertesi gün hiç bir şey yokmuş gibi davranmaya devam etti. Bu eşek şakasından dolayı Cemile kendisini Daniyar’a karşı mahçup hissediyordu. Dönüşte Cemile şarkı söylemeye başladı. Sesi güzeldi ve onu dinlemek bir zevkti. Bir an durdu ve Daniyar’a seslendi:
     -Hey Daniyar,sende bir türkü söylesene! Sen yiğit değil misin yani?
     Daniyar atlarını durdurarak biraz mahcup, cevap verdi:
     -Söyle Cemile, söyle. Can kulağıyla dinliyorum seni!
     -Ne yani bizim kulağımız yok mu? Anlaşıldı söylemek istemiyorsun.
     Ve Cemile söylemeye devam etti.
     Ondan türkü söylemesini niçin istemişti acaba? Belki öylesine istemişti, belki de onu konuşturmak istiyordu. Az sonra tekrar türküsünü kesip bağırdı:
     -Hey Daniyar, sen hiç aşık oldun mu?
     Böyle dedi ve gülmeye başladı.
     Daniyar soruya cevap vermiyor ve susuyordu. Cemile’de sustu.
     “Birine türkü söyletmenin en iyi yolu bu diye” düşündüm ve güldüm.Dereyi geçtikten sonra Daniyar kamçısını şaklattı ve birdenbire türkü söylemeye başladı. Kısık sesle, kesik kesik söylenen bu türküde çok dokunaklı, coşkulu benim anlatamayacağım bir şey vardı.
     O günden sonra hayatımızda bir değişiklik olduğu belliydi. Ben artık sürekli olarak iyi bir şeyin olacağını bekliyor,bunu istiyordum.
Her zamanki gibi istasyondan geliyorduk.Bu defa Daniyar’a bir şeyler olmuştu: Türküsünde öyle tatlı öyle dokunaklı bir sevecenlik ve yalnızlık duygusu vardı ki ona olan sempati ve merhametten insanın gözleri sulanıyor, boğazına bir şeyler takılıyordu. Cemile,Daniyar’ın arabasına bindi ve onun yanına oturdu. Elini göğsüne koymuş ve sanki taş kesilmişti. Ben arabanın yanında yürüyor, hafifçe hızlanarak öne geçiyor ve gözucuyla onlara bakıyordum. Daniyar sanki Cemile’nin varlığını hissetmemiş gibi söylüyordu türküsünü. Cemile Daniyar’a iyice sokulmuş, başını hafifçe onun omzuna dayamıştı.
     Daniyar’ın sesi titredi, sonra yeni bir kuvvetle yine gürledi, çınladı. Daniyar şimdi bir aşk türküsü söylüyordu. Bu engin bozkırda ben iki aşık görmüştüm. Beni farkedemiyorlardı bile. Bambaşka iki insan olmuşlardı.
     Daniyar’ı dinlerken her zaman duyduğum o anlaşılmaz heyecan beni yine sardı. Ve bir anda, ne istediğimi apaçık anlayıverdim: Ben,onların resimlerini yapmak istiyordum. Avıla döndüğümüzde resmi yapmaya başladım. Kendimi öyle kaptırmıştım ki etrafımda olanları ne görüyor, ne duyuyordum. Ancak tepemde bağıran bir sesle kendime geldim: Cemile idi bu.Önümdeki resmi gördü ve resme uzun uzun baktı.
     -Onu bana ver, hatıra olarak saklayacağım.
     Böyle dedi ve kağıdı katlayıp koynuna soktu.
     İki yıl aradan sonra o sonbahar tekrar okula döndüm. Derslerden sonra sık sık çay kenarına gider, şimdi teredilmiş ve ıpıssız harman yerinin yakınında bir yere oturdum. Birden yanyana giden iki insan gördüm. Cemile ile Daniyar, vadide patikadan demiryolu kavşağına gidiyorlardı. Başları fundaların arasında iki defa daha göründü ve sonra kayboldular…
     -Cemileeee! Diye bağırdım olanca kuvvetimle.
     Aklımı kaybetmiştim sanki. Dereye dalıp suların içinde arkalarından koşmaya başladım. Hızla giderken birden düşüp yuvarlandım. Gözlerimden çeşme gibi yaş akıyordu. İşte o zaman yerde uzanıp yattığım o anlarda birden anladım Cemile’yi sevdiğimi. Evet,sevmiştim ve bu benim ilk çocukluk, ilk gençlik aşkımdı. O an ben yalnız Cemile’den ve Daniyar’dan değil, çocukluğumdan da ayrılmıştım.
     Şimdi onlara bakıyor ve Daniyar’ın sesini işitiyorum. Beni de yola çağırıyor: Demek ki bavulumu alıp gitmenin zamanı geldi.Ben de bozkıra, kendi köyümüze döneceğim ve orada yeni renkler arayacağım.
Ana Fikir: Sevgi engel tanımaz.
Olayların ve Kişilerin Değerlendirilmesi: Daniyar:Savaştan yeni dönmüş, bir ayağı aksak, genç ve yorgun bir delikanlıdır. Yetim büyümüş,içine kapanık biryapıya sahiptir. Yüreğinin gizlerini kimseye açmamıştır. Sessizdir hem de çok sessiz. Gözleriyle konuşur.Belkide pek zahmetli geçmiş öksüzlük yılları ona duygu ve düşüncelerini gizlemesini öğretmiştir.
Cemile: Tabiatı Daniyar’dan farklı da olsa, düşüncelerini konuşarak gizler. Sert mizaçlı, lafını esirgemeden dobra dobra konuşur. Kimilerini bu tavrı rahatsız etse anne onun en çok bu yönünü sever. Hal ve tavırlarında serbest, büyüklerine saygılıdır. Oldukça da güzeldir. Kocası evliliklerinin dördüncü ayının ertesinde savaş dolayısıyla askere gitmiştir. Kocasının ara sıra gönderdiği mektupların son satırlarında geçen “Karım Cemile’ye selamlar” cümlesi, Cemile'nin deli dalgalar gibi coşan yüreğini tatmin etmez.
Eser Hakkında Şahsi Görüşler: Küçük bir çocuğun ağzından anlatılan romanda tahliller: Ayrıntılı,kısa ve sıkıcı olmayacak şekilde yapılmıştır.Yazarın dili sade ve sürükleyicidir. Sadece iki insan arasındaki sevgi değil vatan sevgisi ve tabiat sevgisi de çok güzel işlenmiştir. Cemile adlı bu romanı herkesin okumasını tavsiye ederim.
Yazar Hakkında Bilgiler: Kırgız Türkü bir yazar olan Cengiz Aytmatov, Kırgızistan'ın Şeker köyünde doğdu. Cumbul'da baytar okulunu (1946) ve Kırgızistan Tarım Enstitüsü’nü bitirdi (1953). Deneme çiftliklerinde çalıştı. Bir müddet Moskova'da Gorki Enstitüsü'nde staj gördü. Moskova Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nde okudu. 1957 yılında Sovyet Yazarlar Birliği'ne üye kabul edildi. 1963'te Lenin Ödülü'nü aldı. Sovyetler Birliği'nin dağılması ve Kırgızistan'ın bağımsızlığına kavuşmasından sonra ülkesini Lüksemburg'da büyükelçi olarak temsil etti.
     Aytmatov, milletinin tarih boyunca kazandığı sosyal, kültürel, ahlaki, edebi, askeri yani bütün maddi ve manevi zenginliğini eserlerine yansıtmış, yaşadığı coğrafyanın insanının tarih içinde kazandığı değerleri, acılarını, kahramanlıklarını, tecrübelerini yazıya döküp ölümsüzleştirmiş, halkının içinde düştüğü zor durumları eserlerinde en güzel şekilde anlatmış, onların çözümlerine dair ipuçları göstermiş, eserlerinde kendi ifadesi ile ‘tipik insan’ı ortaya koymaya çalışmış bir yazardır.
     Eserlerinde milletinin temel mülkü olan milli hafızaya ait efsane, destan, masal hikaye ve türküleri, bunların meydana geldiği şartları, ardındaki hikayeleri, insanları kullanırken, Kırgız Türk kültürünü, psikolojisiyle, duyuş ve anlayış tarzıyla, maddi manevi zenginliğiyle o kültürü bina edenlerin evlatlarına yeniden hatırlatmaya çalışmış.
Hikayelerinde halkının değerlerini, dertlerini, varsa onun içindeki çürümeyi anlatan yazarın en önemli özelliği, özüne bağlılık, kendinden, halkından, coğrafyasından haberdar olma olarak kendini gösteriyor.
     Eserlerinde, Kırgız Türklerinin zengin sözlü kültürüne ait efsaneleri, masalları, türküleri kullanışında gözlenen coşku da yazarın bu yanının en bariz göstergesi durumundadır
     Ülkemizde bilinen ve en çok tanınan kitapları: Toprak Ana, Elveda Gülsarı, Yıldırım Sesli Manascı, Yüzyüze – Deniz Kıyısında Koşan Ala Köpek, Dişi Kurdun Rüyaları, Cemile – Sultan Murat, Beyaz Gemi, Kızıl Elma – Oğulla Buluşma - Beyaz Yağmur – Asker Çocuğu – Deve Gözü – Cengiz Han’a Küsen Bulut'tur.

Powered by OrdaSoft!