Roman yazmak zor iştir ve çoğu yazarın nihai hedefi roman yazmaktır. Yaratıcı yazarlık kurslarında bile en büyük talebi roman yazarlığı görür. Gazeteciler, blog yazarları, senaristler, çocuk kitabı yazarlarının hemen hepsi, tüm zorluklarına karşın roman yazmak ister. Yalnızca bazı şairler -ve belki bazı öykü yazarları- bu cazip çağrıya aldırış etmez. Ne olursa olsun, roman yazma işinin üstesinden gelmek için bir diplomatın tüm hünerleriyle bir megalomanın dürtülerine, inadına, amansız yeteneğine aynı anda sahip olmalısınız. İlk kural yeterince netse, buyurun yazmanın diğer püf noktalarına:

Romanınızın temasını belirleyin

     Olay örgüsü, yer, dönem ve karakterler üzerine kafa yormaya başlamadan önce bu soruya ister tek bir kelimeyle ister kısa bir cümleyle net bir yanıt verebilmelisiniz. Bu netlik, temaya odaklanmanızı sağlayarak romanınızın içinde bir sürü malzeme olan bir çorbaya dönüşmesini önleyecektir. Konudan sapmanızı, çıkmaz sokaklara girmenizi engelleyecek, yazma vakti geldiğinde zaman kazandıracaktır.

Roman bir otobiyografi değildir

     Romanınızın temasını, muhtemelen kişisel tecrübeniz olan bir alandan seçeceksiniz. Ancak roman bir otobiyografi değildir. Temanız burada da devreye girerek sizden kendisiyle ilgisi olmayan otobiyografik hikâyeleri çıkarmanızı, ilgili olanları da biraz değiştirmenizi isteyecektir. Gerçeğin, güzel bir hikâyenin canına okumasına izin vermemelisiniz.

Bakış açıları ve anlatıcı

     Romanı kimin ağzından yazacağınızın birden çok seçeneği olabilir. Bazı bölümleri birinci tekil şahsın, bazı bölümleri üçüncü tekil şahsın ağzından anlatılabilir. Her biri farklı bir hikâye anlatan birkaç anlatıcı kullanılabilir ya da aynı hikâyeyi farklı ağızlardan yazabilirsiniz. Çiçeği burnunda bir roman yazarı için en kolayı üçüncü kişinin ağzından yazmaktır. Yeni bir yazar, yolun başında olduğunu unutmamalı ve hırslarını dengelemeli.

Romanınız kimin hikâyesini anlatacak

                Romanı roman yapan kahramandır. Olay örgüsünü roman karakterleriniz oluşturacak, ama hepsi aynı önemde olmayacak. Çünkü romanda demokrasi olmaz. Romanınızı üçüncü kişinin ağzından anlatsanız dahi, okurun duygusal enerjisini boşaltacağı bir ana karakter yaratmanız gerekir. Kusurları da olsa sevimli bir karakter olmalıdır bu, fakat fazla sevimli bir karakter okura inandırıcı ve ilginç gelmez. Fazla sevimsizi de rahatsız eder ve onunla vakit geçirmek istemez.

Çok sayıda ana karakterden kaçının

     Yolun başında, henüz bu işte ustalık kazanma safhasındayken, çok sayıda ana karakter kullanmaktan kaçının. Pek çok başarılı hikâye iki ya da üç ana karakterin üzerine inşa edilmiştir. Bu da bize zekice ve ustaca yazıldığı sürece bu kadar ana karakterin yeterli olduğunu gösterir. Daha az sayıda karaktere odaklanmak, hikâyedeki dramatik çatışmaları kontrol etmeyi ve çözmeyi kolaylaştırır.

Doğru bilgiler verin

     Romanınızda iyi bildiğiniz yerleri kullanın. Çok iyi bildiğiniz bir şehir ya da o şehrin bir bölgesi varsa, bu bilgiden yararlanmanız yerinde olur. Çünkü okur size güvenmek verdiğiniz bilginin doğru olduğuna inanmak ister.

Hikâyenin süresi

     Vermeniz gereken bir diğer önemli karar da hikâyenin ne kadar süreyi kapsayacağı. On yılları mı kapsayacak, sadece bir haftayı mı anlatacak?

Hataları sonra düzeltirsiniz, önce yazın

     İşte size roman yazma serüvenine henüz başlayanlara verilebilecek harika bir öğüt. Çiçeği burnunda yazarların çoğu romanlarının ilk bölümünü büyük bir şevkle yazar ve o bölüm ışıl ışıl parlayana dek defalarca cilalar, defalarca ince ayar yapar. Tabii bu arada aylar geçer ve hikâye ivmesini kaybeder. Hayır! Böyle yapmayın. Romancının işi, ilk taslak bittikten sonra başlar. Yazarlık yeniden yazmaktan başka bir şey değildir.

Unutmayın

     Hemen her yazar, ne kadar başarılı olursa olsun gerçek bir yetenek olmayabileceği endişesi taşır. Tıpkı sizin gibi… işte sizi yazar olarak diğerlerinden ayıran şeylerden biri de bu endişedir. Yazarlar korkunç derecede kendilerine güvensizdirler: Hem iyi bir iş çıkardıklarına bir türlü inanmak istemez hem de eleştiriler karşısında son derece alıngan davranırlar. Yazmak, bir çeşit duyguların bungee jumping’idir. Yazabilmek için sağlığınızın mükemmel olması veya bedensel olarak formda olmanız gerekmez. Genç olmak mecburiyeti yok. Güzel ya da yakışıklı olmasanız da olur. Belli bir yaşta olmak, belli bir sosyal sınıfa ait olmak zorunluluğu yoktur ve yazmak için söyleyecek sözünüzün olması yeterlidir

 

Yazan: Stephen May

Çeviren: Figen Yanık

Kaynak: Yaratıcı Yazarlık

Powered by OrdaSoft!