Kitap Adı: Benden Selam Söyle Anadolu'ya
Yazarı.    : Dido Sotiriyu
Çeviri.     : Attila Tokatlı
Yayınevi  : Alan Yayıncılık
Baskısı.  :57. Baskı/ 243 sayfa
 
     Türk, Kürt, Rum, Ermeni, Çerkez, Müslüman, Hıristiyan, Musevi olmak; yeryüzünde ne bir üstünlük, ayrıcalık kimliği, ne de bir utanç kaynağı.
Bunlardan birini ön plana çıkarıp dayattığımızda, dolaylı olarak başkalarına da bu hakkı verip, özendiriyoruz.
Sevginin, aşkın, acının, gözyaşının, merhametin dini ve ırkı yoktu aslında.
Her birey farklı bir inanç, farklı bir medeniyetin parçası olarak, farklı bir coğrafyada dünya ile tanışıyor. Kendi iradesi ile mi belirliyor bunu?
Kavga etmek için değil, tanışıp kucaklaşmak ve barış içinde yaşam sürdürmek için, farklılıklar içinde yaratılmışız aslında.
İnanç ve ırk nasıl bir kavga, savaş ve ayrışma nedeni olabiliyor?
Tolstoy da, vahşi zevkler adlı kitabında; savaşın insanları nasıl bir akıl tutulmasına sürüklediğini çok güzel tasvir ediyor.
Yağmur ve kar taneleri birbirini ezmeden gökyüzünden inip, yeryüzünde bir ırmak ya da gölde buluşabiliyorsa, böyle bir yolculuğu insanoğlu da başarabilir.
Ulaşmış olduğum yaşam felsefemle ben buna bir gerekçe ve anlam bulamıyorum.
Cemil Meriç Hint kültürü ve medeniyetini anlattığı, "Bir Dünyanın Eşiğinde" kitabında şu veciz vurguyu yapıyor : "Yunan felsefesi ve medeniyeti artık kitaplarda kaldı" diyerek, ahlak, eşitlik, özgürlük, demokrasi ve şefkat anlayışının gerilediğini vurguluyor.         Tarihi olayları, bugünkü gözlemle yargılamak tartmak elbette mümkün değil. Hatalar hataları doğurmuş. İhmaller, yıkımları kovalamış. Cehalet de ilk kıvılcımı ateşlediğinde, insanlar yurt bildikleri yerlerde cehennem hayatı yaşamışlar.
Mübadele bile tam bir mutluluk ve huzur tesis edememiş. Damarlarındaki kanın ırkıyla gaza gelenler/ getirilenler sonunda kanından da olmuşlar. Oysa ki bir toprak parçası, kendini çok farklı inanç ve etnik kökenden kabul eden insanların birlikte gayretiyle, iradesiyle vatan şekline pekala dönüşebilirdi. Fizyolojik, biyolojik ihtiyaçlarını ırkıyla mı, inancıyla mı tedarik ediyordu ki insanlar? Neden o zaman bu unsurlar vesilesiyle kan dökülebiliyor, göçe zorlanabiliyor?
     Kitabın yazarı 1900'lü yıllarda Aydın ilimizde Kırkıca isimli bir rum köyünde yaşamış. Köyün şimdiki adı Şirince. Anlattığı olaylar ne kadar doğru, çeviri yerinde mi ölçemeyiz tabi. Ama genel hatlarıyla zaman tüneline girip genel bir gözlem, tahlil, analiz yapmamıza katkı sağlıyor.
     Duygulanıyorsunuz, üzülüyorsunuz, kızıyorsunuz. Neden, niçin, değer miydi diye de farklı sorular oluşuyor zihninizde.
     Günümüzde halen ırkı ve inancı yüzünden huzursuzluk kaynağı olan toplumlar olduğu gibi, bu vasıflarından dolayı zulüm gören insanların olması çağın yüz karasıdır.
     Dünya medeniyetlerinin güzel tarafları kitaplarda kalmamalıydı.
     Güzellikleri buluşturamayınca, şeytanca ayrılıkları vuruşturuyoruz maalesef.
     Ortak yaşam medeniyeti geliştirebilmek için, yaşanmış olumsuz örnekleri de incelemekte yarar var.
     Güneş nasıl ki, tüm insanların ısı, ışık, enerji ve yaşam kaynağıdır. Aynı ölçüde tüm insanların birlikte barış, sevgi, kardeşlik ve dayanışma içinde yaşamasını sağlayacak ortak bir yaşam medeniyeti geliştirme zorunluluğu vardır.
     Bu anlamda okunması gereken faydalı bir eser.
     Kurtuluş savaşı ve milli mücadelenin; ülkeyi nereden nereye taşıdığını, nasıl bir mucizevi destan yazdığını daha iyi anlayacaksınız.
     Vatan ve millet sevgisinin ve kardeşliğinin artmasına vesile olması dileğiyle,
     İyi okumalar.


Powered by OrdaSoft!