Qırım, meni añasıñmı?
Kuneş batar, suküt bulur göl, irmaq, çay
Tuman yatar topelerniñ arqasına.
Çatırdağnıñ qulağına asılğan
Ay Beñzemezmi yaş kelinniñ sırgasına?
Men de dertli gecelerniñ bir sırdaşı Eski
Çatırsırın açar, dep arz ettim.
Yuregimde ana yurtnıñ topraq, taşı...
Kuneşimniñ dogmasını çoq istedim.
Kün dogmadı Qırımımnıñ semasında
Ağlaysıñmı, kederlenip, yanasıñmı?
Qırım, Qırım! Boyle suvuq gecelerde
Sen de meni yahşı söznen añasıñmı?

Cengiz Dağcı, 1946/Londra

     25 Şubat 2014’te Kiev’den Kırım’a gittiğim zaman, bir işgale şahit olacağımı aklımın ucundan bile geçirmemiştim. Ancak yıllardır uzaktan ve Kasım 2013’ten itibaren de çok yakından –Başkent Kiev’den- takip ettiğim Ukrayna’da, gerilimin güneye kaydığı görülebiliyordu. Bu gerilimin, özellikle Kırım Tatarları’nın Avrupa’ya entegrasyonu, Rusların ise Kremlin’le ittifakı desteklediği Kırım’da patlak verme ihtimali yüksekti. Zira Moskova, yıllardır Kırım’ı bir istikrarsızlık yuvasına çevirmek için elinden geleni fazlasıyla yapmıştı. İşgal olacağı, Rusya’nın yarımadaya 25-30 bin asker çıkaracağı kimsenin aklına gelmiyordu tabiî; ama Kremlin’in yıllardır Kırım’da istikrarsızlığı beslediği, fitili ateşlediği çok açıktı…
     Rusya, bölgeyi iyi bilenlerin bile tahmin edemediği bir şey yaptı ve kimsenin beklemediği bir anda Kırım Yarımadası’nı işgal etti. Her şey o kadar ani oldu ki, ne Kırımlılar ne Ukrayna ne de dünya olup biteni anlayabildi. Anladıklarında ise çok geçti…
     Putin, sadece bir kaç gün içerisinde ve bütün dünyanın gözü önünde Karadeniz’in incisini, Ukrayna’nın bir parçasını, Kırım Tatarları’nın ana vatanını koparıp aldı. Dünyanın sessizliği ve basiretsizliği, Ukrayna’nın zayıflığı, dağınıklığı ve kararsızlığı ile Rusya’nın hukuk tanımazlığı ve kaba gücü birleşince, Kırımlılar kendi evlerinde rehin durumuna düş- tüler.
     Kırım, SSCB’nin dağılmasıyla bölge üzerindeki etkisini kaybetme korkusu yaşayan Rusya’nın eski Sovyet coğrafyasında uygun zamanda patlatmak üzere yerleştirdiği “mayın”lardan biriydi… Ve Moskova o mayını Şubat 2014’te patlattı.
     Kiev’den Kırım’a doğru gerçekleştirdiğimiz yolculuğumuzda, içinde bulunduğumuz uçak gazetecilerle doluydu. Batılı gazetecilerin istikameti Akyar’dı (Sivastopol). Akmescit’te (Simferopol) uçaktan iner inmez Akyar’a geçmek için acele ediyorlardı. Herkes var olan gerilimin, Rus filosunun bulunduğu bu tarihî kentte patlak vereceğini sanıyordu. Bir gün önce –23 Şubat’ta- Rusların “kale” olarak gördüğü Akyar’da Ukrayna bayrağı yakılmış, Rus bayrağı göndere çekilmişti…
     Ben, Kırım Tatarları’nın daha yoğun yaşadığı Akmescit’te iki gün kaldıktan sonra Akyar’a geçmeyi planlamıştım. Zira 26 Şubat’ta Kırım Tatarları Akmescit’te Kırım’ın statüsüyle ilgili parlamento toplantısını engellemek için büyük bir miting yapacaklardı. 25 Şubat’tan 10 Mart’a kadar Kırım’da işgali adım adım takip ettim. “Kardeş” devletin bu hoyratlığına, kendilerine silâh doğrultacağına inanamayan Ukraynalılar’ın şaşkınlığını; Rusya’yı çok iyi tanıyan Kırım Tatarları’nın öfke ve hayal kırıklıklarını; komutanlarının ihanetine rağmen son ana kadar Kiev’den emir bekleyen Ukraynalı subayların çaresiz çırpınışlarını; çoğu askerî birliğin sessiz sedasız Ruslara teslim oluşunu; tırnağına kadar silâhlı Rus askerlerinin gölgesinde saklanan Kremlin “kukla”larının katlanılamaz hakaretlerini bizzat gördüm, duydum, yaşadım. 27 Şubat sabahına başka bir devletin pençesi altında uyanan insanların gözlerindeki korku, umutsuzluk ve yakarışa şahit oldum.
     Bu şahitlik, bir gazeteci olarak meslekî manada benim için büyük bir tecrübe, insanî manada ise büyük bir travma oldu. Takip eden aylar ve yıllar, işgal sırasında çok derinden hissettiğim o acıyı asla dindirmedi…
     Kırım’ın işgalinden 3 ay sonra cumhurbaşkanlığı seçimini takip etmek için gittiğim Kiev’de yanlışlıkla eskiden aradığım numaralardan birini çevirdim. Karşıdan bir erkek sesi geldi. Muhtemelen Kırım’dayken aradığım insanlardan biriydi; ama kim olduğunu çıkaramadım. Yanlışlıkla aradığımı söyledim, özür diledim. “Ukrayna’dan mı arıyorsunuz?” diye sordu. “Evet” dedim. Sesi değişti, canlandı, “Bizi unutmayın, hep arayın” dedi. Ne diyeceğimi bilemedim. Boğazım düğümlendi…
     On yıllar önce Kırım karanlığında yıldız gibi doğan ve ışığı çok büyük bir coğrafyayı aydınlatan İsmail Gaspıralı, halkı için ne yapabileceğini soranlara “Eğer milletine hizmet etmek istiyorsan yapabildiğin işten başla” diyordu. Ben de yapabildiğim işten başladım. Bir muhabir olarak şahit olduğum ve hâlâ devam eden işgali yazdım. Bir gün Rusya’nın pençesini Kırım’dan çekmesi, işgalin sona ermesi, Kırım’ın güzel insanlarının gözlerindeki hüzün ve endişenin yerini sevinç gözyaşlarının alması umuduyla…



      Kırım Tatarları, Sovyet diktatörlüğünün gasp ettiği vatanlarına, bu insanlık düşmanı rejimin çöküşüyle yarım asır sonra dönebilmişlerken, şimdi de o rejimin territoryal nüfuz ve etki alanına vâris olma iştahıyla Karadeniz’in incisine pençesini geçiren yeni Rus emellerinin kurbanı olmuşlardır. Böylece Kırım Tatarları’nın öz yurdu, bütün dünyanın gözü önünde iki yüzlü ve hukuksuz yeni Rus şovenizminin pervasız cinayetlerinin, Kremlin kuklaları tarafından yaratılan siyasî istikrarsızlık ve kararsızlıklardan beslenen saldırgan müdahalelerinin öznesine dönüşmüş, Kırım Tatarları öz topraklarında bu defa da esir durumuna düşmüşlerdir. Çalışma alanı eski Sovyet coğrafyası olan Gönül Şamilkızı, uzun zamandır yerinde takip ettiği bu bölgedeki çatışma ve krizleri, Kırım’ın işgaline varan sürecin birincil tanığı olmuş bir gazeteci kimliğiyle, okuyucuyu içine çekecek sarsıcı bir yalınlık ve anlaşılır bir kuşatıcılıkla ele almış, okurken, içinde bulunduğumuz bölgenin büyük politik aktörlerinden birinin, tarih tarafından kendisine verilen itimatsızlık beratını nasıl bir “liyakat”le taşıdığını daha iyi anlayacağımız çağdaş bir kronik meydana getirmiştir.

Kitap Özellikleri
Stok Kodu: 9786051556390
Sayfa Sayısı: 240
Basım Tarihi: 2017-12
Yazar: Gönül Şamilkızı 
Yayınevi: Ötüken Neşriyat
Konular: Siyaset ve Politika Kitapları / Uluslararası İlişkiler, Dış Politika
Powered by OrdaSoft!