Nutuk, Mustafa Kemal Atatürk’ün kendi kaleminden çı¬kan bir eserdir ve 15-20 Ekim 1927 tarihleri arasında Ankara’da toplanan Cumhuriyet Halk Pârtisi’nin İkinci Kurultayı’nda okunmuştur. Kurultay’da okunan bu metin daha sonra geliştirilmiş ve Nutuk olarak basılmıştır. 1881’de Selanik’te dünyaya gelen Mustafa Kemal 1938’de İstanbul Dolmabahçe Sarayı’nda hayata gözlerini yummuştur. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu olan Mustafa Kemal, Nutuk’ta hayatını ve başanlannı aynntılı bir şekilde kaleme almıştır.
     Nutuk, ülkemiz ve milletimiz üzerine büyük oyunlann oy-nandığı günlerden başlayarak, Türk tarihinde bir dönüm noktası olan İstiklal Savaşını, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunu ve inkılapların yapılışını, kısaca siyasi ve millî tarihimizi birinci elden anlatan değerli bir kaynak eserdir. Eser, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kuruluşundan Cumhuriyetin ilanına kadar uzanan başanlı bir tarihi akışın hikâyesidir.
     Nutuk’ta, kendini her şeyi ile milletine adamış, olağanüstü yetenekleri ile dehanın en iyi örneğini vermiş büyük bir komutanın, inkılapçı bir liderin ve ileri görüşlü bir devlet ada-mının, askerî ve siyasî aksiyonlan ile Türkiye Cumhuriyeti’ne şekil veren temel düşünce ve görüşler yer almıştır. Aynca eserde millî değerler sistemine bağlı Cumhuriyet rejiminin, tarih şuuru içindeki gelişmesinin adım adım nasıl olgunlaştırıldığını, sosyal ve kültürel alanlara yön verici siyasî ve İdarî şartlann nasıl hazırlandığını yakından görebilmekteyiz.

Nutuk’tan Seçmeler:

---Bağımsızlık (İstiklal)---

     Tam bağımsızlık denildiği zaman, elbette siyasi, mali, iktisadi, adli, askerî, kültürel ve benzeri her hususta tam bağımsızlık ve tam serbestlik demektir. Bu saydıklarımın herhangi birinde bağımsızlıktan mahrumiyet, millet ve memleketin gerçek manasıyla bütün bağımsızlığından mahrumiyeti demektir. Biz, bunu temin etmeden barış ve sükûna erişeceğimiz inancında değiliz. (1921) (Nutuk II, S. 623-624)
     Bağımsızlığı için ölümü göze alan millet, insanlık, haysiyet ve şerefinin icabı olan bütün fedakârlığı yapmakla teselli bulur ve elbette esaret zincirini kendi eliyle boynuna geçiren miskin, haysiyetsiz bir millete nazaran dost ve düşman nazarındaki mevkii farklı olur. 1927 (Nutuk I, S. 13-14)
     Ben yaşayabilmek için mutlaka müstakil bir milletin evladı kalmalıyım. Bu sebeple millî bağımsızlık, bence bir hayat meselesidir. Millet ve memleketin menfaatleri icap ettiği takdirde, insanlığı teşkil eden milletlerden her biriyle medeniyet gereği olan dostluk, siyaset münasebetlerini büyük bir hassasiyetle takdir ederim. Ancak benim milletimi esir etmek isteyen herhangi bir milletin de bu arzusundan sarfınazar edinceye kadar amansız düşmanıyım. (23.4.1921)
     Biz Türkler bütün tarihimiz boyunca hürriyet ve bağımsız-lığa sembol olmuş bir milletiz. (Nutuk)
     Hürriyet ve istiklal benim karakterimdir, ben milletimin en büyük ve ecdadımın en kıymetli mirası olein istiklal aşkı ile dolu bir adamım. Çocukluğumdan bugüne kadar etilevi, hususi ve resmî hayatımın her safhasını yakından Menlerce bu aşkım malumdur. Bence bir millette şerefin, haysiyetin, namusun ve insanlığın vücut bulabilmesi mutlaka o milletin hürriyet ve istiklaline sahip olmasıyla kaimdir. Ben şahsen bu saydığım vasıflara çok ehemmiyet veririm. Ve bu vasıfların kendimde mevcut olduğunu iddia edebilmek için milletimin de aynı vasıfları taşımasını esas şart bilirim. Ben yaşayabilmek için mutlaka müstakil bir milletin evladı kalmalıyım. Bu sebeple millî istiklal bence bir hayat meselesidir.

---Demokrasi ve Hürriyet---

     Korku üzerine hâkimiyet bina edilemez. Toplara istinat eden hâkimiyet payidar olmaz. Böyle bir hâkimiyet ve diktatörlük ancak ihtilal zuhurunda muvakkat bir zaman için lazım olur.
     Her fert istediğini düşünmek, istediğine inanmak, kendine mahsus siyasi bir fikre malik olmak, seçtiği bir dinin icaplarını yapmak veya yapmamak hak ve hürriyetlerine maliktir. Kimsenin fikrine ve vicdanına hâkim olunamaz. (1930)
     Hürriyet, insanın, düşündüğünü ve dilediğini mutlak ola-rak yapabilmesidir.
     Hürriyet ve istiklal benim karakterimdir. (1930)

---Cumhuriyet---

     Cumhuriyet rejimi demek, demokrasi sistemi ile devlet şekli demektir. Biz Cumhuriyeti kurduk, o on yaşını doldurur-ken demokrasinin bütün icaplarını sırası geldikçe uygulamaya koymalıdır. (1933)
     Cumhuriyet düşünce serbestliği taraftandır. Samimi ve meşru olmak şartıyla her fikre hürmet ederiz. Her kanaat bizce muhteremdir. Yalnız muarızlarımızın insaflı olması lazımdır. (1923)
     Cumhuriyet ahlaki fazilete dayanan bir idaredir. Cumhuriyet fazilettir. Türk milletinin tabiat ve âdetlerine en uygun olan idare Cumhuriyet idaresidir. (1924)

---Kültür---

     Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli kültürdür. Bu sözü burada ayrıca izaha lüzum görmüyorum. Çünkü bu, Türkiye Cumhuriyeti’nin okullarında birçok vesilelerle eser hâlinde tespit edilmiştir. Kültür, okumak, anlamak, görebilmek, görebildiğinden mana çıkarmak, uyanık davranmak, düşünmek, zekâyı terbiye etmektir. (1936)
     Millî kültürün her çığırda açılarak yükselmesini Türk Cum- hürriyetinin temel dileği olarak temin edeceğiz. Bir millî terbiye programından bahsederken, millî karakter ve tarihimizle mütenasip bir kültür kastediyoruz. Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir. (Temmuz 1924)
     Türk milleti, ancak varlığını derin ve sağlam kültür sınırlarıyla çizdikten sonradır ki onun yüksek kapasitesi ve fazileti milletler arasında tanınır. Türk milletine, fıtri rengini veren bu inkılaplardan her biri çok geniş tarihî devirlerin öğünebilece- ği büyük işlerden sayılsa yerindedir. (1935)

---Medeniyet---

     Biz her görüş açısından medeni insan olmalıyız. Çok acılar gördük. Bunun sebebi dünyanın vaziyetini anlamayışımızdır. Fikrimiz, düşüncemiz, tepeden tırnağa kadar medeni olacaktır. Şunun bunun sözüne ehemmiyet vermeyeceğiz. Bütün Türk ve İslam âlemine bakın; düşüncelerini, fikirlerini medeniyetin emrettiği değişiklik ve yükselmeye uydurmadıklarından ne büyük felaket ve ıstırap içindedirler. Bizim de şimdiye kadar geri kalmamız, en nihayet son felaket çamuru¬na batışımız bundandır. 5-6 sene içinde kendimizi kurtarmış¬sak zihniyetlerimizdeki değişmedendir. Artık duramayız. Mutlaka ileri gideceğiz; çünkü mecburuz. Millet açıkça bilmelidir, medeniyet öyle kuvvetli bir ateştir ki ona kayıtsız olanlan ya¬kar, mahveder. İçinde bulunduğumuz medeniyet ailesinde, layık olduğumuz yeri bulacak ve onu koruyacak ve yükselteceğiz. Refah, mutluluk ve insanlık bundadır. (1925)
     Biz, Batı medeniyetini bir taklitçilik yapalım diye almıyoruz. Onda iyi olarak gördüklerimizi, kendi bünyemize uygun bulduğumuz için, dünya medeniyet seviyesi içinde benimsi-yoruz.
     Bugünkü Türk milleti, mazinin en derin medeniyetlerinde kuruculuk iddia eden bu Türk kavminin bugünkü çocukları açık ve sağlam yolu bulmuşlardır. (1930)

---Tarih---

     Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat, insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır. (1931)
     İnsan tarihin manasını ancak olgun bir yaşa eriştikten sonra anlıyor. Ve tarih ancak bu yaştan sonra yazılabilir. Çok arzu ederdim ki birkaç arkadaşla beraber hayatımızdan geri kalan zamanı tarih yazmakla geçirelim! Tarihi yapan akıl, mantık, muhakeme değil; belki bunlardan ziyade duygulardır.
     Tarih ne güzel aynadır. İnsanlar, özellikle ahlakta gelişmemiş kavimler, en büyük kutsal kavramlar karşısında bile hasis duygulara tâbi olmaktan nefislerini menedemiyor. Tarihin si-nesine geçen büyük hadiselerde, bu hadiseler içinde amil ve fail olanların hâl, hareket ve muameleleri onların ahlak seviyelerini ne açık gösterir. (1925)
     Büyük devletler kuran ecdadımız büyük ve şümullü medeniyetlere de sahip olmuştur. Bunu aramak, tetkik etmek, Türklüğe ve cihana bildirmek bizler için bir borçtur. Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.
     Türkleri bütün dünyaya geri bir millet olarak tanıtan görüş bizim de içimize girmiştir. Evvela millete, tarihini, asil bir millete mensup bulunduğunu, bütün medeniyetlerin anası olan ileri bir milletin çocukları olduğunu öğretmeliyiz. (1930)

---Din ve Laiklik---

     Din vardır ve lazımdır. Temeli çok sağlam bir dinimiz var. Malzemesi iyi; fakat bina, uzun asırlardır ihmale uğramış. Bi¬zim dinimiz en makul ve en tabii bir dindir. Ve ancak bundan dolayıdır ki son din olmuştur. Bir dinin tabii olması için akla, fenne, ilme ve mantığa uyması lazımdır. Bizim dinimiz bunla¬ra tamamen uygundur. (1923)
     Hazret-i Muhammed’i bana, cezbeye tutulmuş sönük bir derviş gibi tanıttırmak gayretine kapılan bu gibi cahil adam¬lar, onun yüksek şahsiyetini ve başanlarını asla kavrayama¬mışlardır. Anlamaktan da çok uzak görünüyorlar. Cezbeye tu¬tulmuş bir derviş, Uhud Muharebesinde en büyük bir komu¬tanın yapabileceği bir planı nasıl düşünür ve tatbik edebilir? (1923)
     Türk milleti daha dindar olmalıdır, yani bütün sadeliği ile dindar olmalıdır demek istiyorum. Dinime, bizzat hakikate nasıl inanıyorsam buna da öyle inanıyorum. Şuura aykın, ilerlemeye mâni hiçbir şey ihtiva etmiyor. (1923)
     Milletimiz din ve dil gibi kuvvetli iki fazilete maliktir. Bu faziletleri hiçbir kuvvet, milletimizin kalp ve vicdanından çekip alamamıştır ve alamaz. (1923)


---GENÇLİĞE HİTABE!---


     Ey Türk gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklalini, Türk Cumhuriyeti’ni, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.
     Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dahili ve harici bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklal ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen vazifeye atılmak için içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklal ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri, şahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhid edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.
     Ey Türk istikbalinin evladı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!

Powered by OrdaSoft!