1. Halk hikâyeleri nazım, nesir karışımı bir yapıya sahiptir. Bu özellik masal, efsane, menkabe ve fıkralarda pek görülmez (manzum parçalara da nadiren rastlanır). Hikâyenin anlatım ve tasvir kısmı (olaylar) mensur, duygu ve heyecanı ifade eden kısımlar ise manzum olarak söylenir. Anlatıcı, hikâyenin mensur kısmında istediği değişikliği yapabilir. Konuya ekleme veya çıkarma yapmada serbesttir. Hikâyenin ana hatlarından sapmamak kaydıyla beğenmediği kısımları çıkarır veya hoşuna giden bir başka hikâyeyi uygun bir yere ilâve edebilir. Bu şekilde sonradan ilâve edilen hikâyelere karavelli adı verilir.

Hikâyeci, mensur kısımlarda sahip olduğu anlatma serbestliğini manzum kısımları söylerken kaybeder. Çünkü burada şiiri olduğu gibi vermek zorundadır. Herhangi bir değişiklik yapamaz. Ancak burada da becerisini başka bir şekilde gösterir. Hikâyenin aslında yer alan türkülerin veya şiirlerin haneleri arasında mâni yahut sekiz heceli başka türkü veya şiirin hanelerini ilâve edebilir. Buna türkülerin peşrevisi adı verilir.

Hikâyenin bu bölümünde, halk şiirinin hemen hemen her şeklinde ve türünde örneklere rastlanabilir. Ağırlık koşma ve atışma olsa da mâniye, semaîye, türküye, divanîye de sık sık rastlarız. Özellikle çıkış yeri Kerkük, Azerbaycan ve Doğu Anadolu Bölgesi olan ve daha çok hanımlar tarafından anlatılan bazı halk hikâyelerinin bütün şiirleri mânilerden meydana gelmiştir. Bunlar arasında Arzu ile Kamber, Tahir ile Zühre gibi hikâyeleri sayabiliriz.

Hikâyelerde yer alan şiirleri daha çok birinci derecedeki kahramanlar yani hikâyeye adını veren kişiler söylerler. Kahramanlar, birbirlerine olan sevgilerini, acılarını, ıstıraplarını hep şiirle ifade ederler. Bazı durumlarda ikinci derecede yer alan kahramanlar (anne, baba, kız kardeş, arkadaş vs.) da şiirler söylerler. Hikâyelerde nesirden nazıma geçilirken genellikle Aldı sazı... şeklinde kalıplaşmış ifadeler kullanılır.

Anlatıcı, manzum konuları daha çok saz eşliğinde (saz çalmasını biliyorsa) söyler. Eğer sazı yoksa ya da çalmasını bilmiyorsa bir sopayı saz gibi tutarak saz çalıyormuş gibi yapar.

  1. Hikâyelerin girişinde de tıpkı masallarda olduğu gibi kalıplaşmış ifadeler vardır. Ancak sözlü kaynaklardan derlenen hikâyelerin girişi ile yazma varyantların girişi birbirinden farklılık gösterir.
  2. Hikâyenin dili sözlü varyantlarda sade ve anlaşılır olmasına rağmen yazmalarda biraz ağırdır.
  3. Hikâyelerin özellikle giriş kısmında, aslında olma­yan, anlatıcı tarafından sonradan eklenen manzum parçalara rastlanabilir. Bu bölüme selçuk, peşrov, sersuhane gibi adlar verilir. Bu durum daha çok şiir söyleme kabiliyeti olan veya şiire merakı olan anlatıcıların hikâyelerinde görülür.
  4. Yazma ve matbu halk hikâyeleri sözlü var­yantlarına göre daha uzun, şiirleri daha fazladır. Günümüzde sözlü kaynaklardan tespit edilen halk hikâyelerinin oldukça kısaldığı, manzum kısımlarının ise hemen hemen tamamıyla unutulduğu görülmektedir. Ancak Doğu Anadolu Bölgesinde, hâlâ âşıklar kahvesinin bulunduğu ve burada geleneklere uygun hikâyelerin anlatıldığını da bilmekteyiz. Aynı özellik Azerbaycan destanları için de geçerlidir.
  5. Güzellerin ve çirkinlerin tasviri, tıpkı masallarda olduğu gibi kalıplaşmış cümlelerle ifade edilir.
  6. Yine masallarda gördüğümüz bir başka özelliği de bazı halk hikâyelerinde bulabiliyoruz. Kahramanların hareketleri, bir yere gidişleri, bir olaydan başka bir olaya geçiş, uzun zamanı kısaca ifade etme vb. olaylar kalıplaşmış sözlerle ifade edilir.
  7. Bir halk hikâyesi metninin içerisinde masal, efsa­ne, fıkra, dua, beddua, deyim, atasözü, bilmece vb. örneklerine rastlanabilir.

Her kaynak şahıs, anlatacağı hikâyeyi kendi bölgesi, kültürü ve inanışları ile süsleyerek, hatta kendi hayatıyla birleştirerek anlatır. Böylece hikâyenin her anlatılışında ortaya yeni bir metin çıkar. Mesela, Behçet Mahir'in anlattığı bütün hikâyelerdeki dua, beddua, atasözü, deyim ve kıssa örnekleriyle, dinleyicilere verilen nasihatler, onun hikâyesinin başlıca özelliğidir.

Halk Hikâyelerinin Muhteva Özellikleri

  1. Halk hikâyelerinin konuları genellikle aşk (Ercişli Emrah, Arzu ile Kamber, Tahir ile Zühre) ve kahramanlık (Köroğlu vb.)tır. Bazen bu iki konu birlikte işlenir.
  2. Halk hikâyelerini meydana getiren olaylar gerçek veya gerçeğe yakındır. Bu sebeple, teşekkül ettikleri devrin tarihî olayları bazen aynı şekilde, bazen de hikâye gerçekliği içinde verilir.
  3. Kahramanların başından geçmiş gibi görünen pek çok olayda olağanüstülükler vardır. Mesela; Köroğlu'nun su üzerindeki üç köpüğü içmesi üzerine şairlik, kahramanlık ve ölümsüzlük özelliklerini kazanması.
  4. Kahramanlar genellikle tek olup olağanüstü bir şekilde dünyaya gelirler. Hiç çocuğu olmayan baba derdine çare aramak için gurbete çıkar. Yolda bir çeşmeden abdest alıp, namaza duracağı sırada karşısında aksakallı bir ihtiyar (Hızır) ortaya çıkar. İhtiyar, o kişinin derdini anlayarak, koynundan çıkardığı elmayı ona verir ve hanımı ile bölüşüp yemelerini, vakti geldiğinde çocuklarının dünyaya geleceğini söyleyip kaybolur (hikâyenin konusu kahramanlık ise bu elmanın kabuklarını da ahırdaki kısrak yiyecektir).

Hikâyelerdeki kahramanlar arasında kızlar genellikle zengin ve sarayda, erkekler ise fakir ve halk arasında yetişir.

  1. Kahramanın dünyaya gelmesine yardımcı olan aksakallı ihtiyar, daha sonra kahramana ad verilmesi, eğitimi, âşık olması ve sevgiliyi aramak için gurbete gitmesi gibi durumlarda da karşımıza çıkar.
  2. Kahramanlar genellikle dört biçimde birbirlerine âşık olurlar:
  3. Bade İçerek: Mezarlıkta, su yanında ya da ıssız bir yerde uykuya dalan kahraman, rüyasında Hazreti Hızır'ı veya pirleri görür. Hazreti Hızır kahramana üç defa bade uzatır veyahut duruma göre yiyecekler verir. Bunlardan birincisi Allah; ikincisi üçler, yediler, kırklar; üçüncüsü de bir güzelin aşkınadır. Kahraman, üçüncü badeyi içtikten sonra günlerce baygın yatar. Daha sonra bir saz sesiyle uyanır. Kerem ile Aslı, Âşık Garip, Ercişli Emrah gibi halk hikâyelerinde bu şekilde rüyada âşık olma motifi ile karşılaşılır. Türkiye'de pir elinden içilen badenin sonunda kahraman âşık olup yollara düşerse buna pir dolusu bade adı verilir.

Azerbaycan sahasında âşıklar üçe ayrılır. Bunlar, ifaçı (usta malı çalanlar) ve üstat âşıklar ile halk şairleridir. İşte bu âşıklardan üstat olanlar genellikle badelidir.

  1. Aynı Evde Büyüyen Kahramanlar Kardeş Olmadıklarını Öğrenince: Çeşitli sebeplerle aynı evde yaşayan iki kahramanın çocuklukları birlikte geçer. Ancak bir ara bozucu çıkıp da bunların kardeş olmadıklarını söyleyince, iki genç birbirlerini sevmeye başlarlar. Arzu ile Kamber ve Tahir ile Zühre hikâyelerinde kahramanlar bu şekilde âşık olurlar.
  2. Resme Bakarak Âşık Olma: Erkek kahraman, herhangi bir yerde gördüğü bir güzelin resmine âşık olabilir.

ç. İlk Görüşte Âşık Olma: Birbirini tanımayan iki genç herhangi bir yerde ilk defa karşılaştıklarında birbirlerine âşık olurlar.

  1. Destan ve masalda olduğu gibi, halk hikâyelerinin de özel anlatıcıları vardır. Eskiden meddahların yaptığı işi günümüzde âşıklar ve amatör anlatıcılar yapmaktadır. Nasıl masalın anlatıcıları genelde hanım ise, halk hikâyelerinin anlatıcıları da erkektir; ama masal özelliği gösteren halk hikâyeleri başta olmak üzere çoğu halk hikâyesini kadınlar da anlatabilir.
  2. Hikâyenin bazı bölümlerinde dinleyiciler (okuyucular) için yapılan dualar vardır.
  3. Hikâyelerde, kahramanın en büyük yardımcısı Hazreti Hızır'dan sonra attır. Kahramanın her zaman yanında bulunan atı, onun kederine de, sevincine de ortaktır. Çok hızlı giden bu atların bazıları uçma özelliğine de sahiptir: Köroğlu'nun, Bamsı Beyrek'in atları vs.
  4. Kahramanlar, bazen insan dışındaki varlıklarla da konuşurlar. Bunun en güzel örneklerini Kerem ile Aslı hikâyesinde görebiliriz. Kerem, avcıların kovaladığı ceylana, turnalara; Kızılırmak'a, Karadağ'a, Erciyes Dağı'na, kurukafaya hitaben şiirler söylerken, Mecnûn çöldeki hayvanlarla Leylâ'ya, Arzu bulut ve kuşlarla annesine haber gönderir.
  5. Halk hikâyeleri genellikle mutlu sonla biter. Birçok hikâyede âşıkların başlarından çeşitli maceralar geçer; fakat sonunda birbirlerine kavuşurlar. Ancak Ferhat ile Şirin, Leylâ ile Mecnûn, Tahir ile Zühre, Arzu ile Kamber, Kerem ile Aslı gibi bazı hikâyelerde, âşıkların bir araya geldikleri anda öldükleri görülür. Ama bu hikâyelerde çeşitli sebeplere bağlı olarak kahramanların kavuştuğunu da görebilmekteyiz.
  6. Hikâyelerden bazıları âşıkların hayatı etrafında teşekkül etmiş olup, onların başından geçen aşk maceralarını anlatır. Bu husus özellikle Azerbaycan sahasında yaygındır.
  7. Kahramanlar tarafından yapılan dua ve beddualar mutlaka gerçekleşir. Arzu, "Allah'ım, beni Kamber'e kavuştur da, istersen kavuşturduğun anda canımı al" dediği için, bunlar tam birbirlerine kavuştukları anda ölmüşlerdir.
  8. Halk hikâyelerinde mekân dünyadır. Bu mekân bazen çok dardır (Arzu ile Kamber hikâyesi iki köy veya kasaba arasında geçer) bazen de geniş bir coğrafî alana yayılır (Âşık Garip, Türkiye dışında Mısır, Tiflis, Halep, Tebriz gibi yerleri gezer).
  9. Bazı halk hikâyelerinde atlı göçebe hayatının özellikleri görülür; ancak çoğu hikâyede yerleşik hayata geçiş söz konusudur.
  10. Birkaç İran-Hint ve Arap kaynaklı halk hikâyelerinin dışında diğerleri millîdir ve hemen hemen bütün Türk dünyasında anlatılır.
  11. Hikâyede, asıl kahramanların dışında:
  12. Kahramanların yakın çevresi (anne, baba vs.)
  13. İdareciler (padişah, vezir, bey vs.)
  14. Yardımcı tipler (aksakallı ihtiyar, bezirganlar vs.) ç) Ara bozucu tipler (kocakarı, karavezir, üvey anne)
  15. İnsan olmayan tipler (at vs.) vardır.
Kaynak: İsa Sarı