Sultan Murad Köroğlu'na bir fermanla bezirganlardan "kırkta bir bac" alma hakkı verir. Yıllarca bac veren bezirganlar kendi aralarında anlaşarak artık Köroğlu'na bac vermek istemezler. Bunun için de Köroğlu'nun kendilerinden kırkta bir değil de yedide bir bac aldığı yalanını uydurur, ona iftira ederler. Her bezirgan ayrı ayrı dilekçe yazarak iftira ettikleri Köroğlu'nu padişaha şikayet eder. Bunun üzerine İstanbul padişahı, Köroğlu'nu elleri kolları bağlı olarak padişahın huzuruna getirene dünyalığını vereceğini söyleyerek tellal çağırtır.
Bu arada Köroğlu Gürcistan üzerine yürürken Afganistanlı bir derviş kılığına girer. Bir sarraf dükkanı önünde oynayan ve Afganistan şahının torunu olan yedi yaşındaki Esebali'yi kaçırır. Esebali yedi yaşında olmasına karşın, altınların üzerindeki yazı ve turayı parmaklarıyla silebilecek kadar kuvvetlidir. Köroğlu, oğlanın bu durumunu kimseye duyurmaz. Daha çok küçükken kaçırılan Esebali Nigar Hanım'ı anne, Köroğlu'nu da baba bilerek büyür.
Bolu Beyi'nin hizmetçisi olan Keloğlan, Köroğlu'nun yakalanmasıyla ilgili fermanı duyunca, lalanın kızı Dönek Sultan'ı kaçırdığı için hapis yatan Bolu Beyi'ne durumu anlatır. Zindandan ve yüz bir yıllık hapis cezasından kurtulmanın tek yolunun da Köroğlu'nu yakalayıp getirmek olduğuna Bolu Beyi'ni ikna eder. Ayrıca bu işi başarırsa Döne Sultan'la da kolayca evlenebileceğini söyler. Bolu Beyi zindandan padişaha bir dilekçe yazar. Padişah onu huzuruna çağırır ve Köroğlu'nu getirirse cezasının bağışlanacağını ve Döne Sultan'ın da kendisine verileceğini söyler. Padişah, Bolu Beyi'nin emrine seksen bin süvari ve seksen bin piyade vererek Köroğlu'nu bulmaya gönderir.
Sultan Murad devrinde Erzurum'da kışlar soğuk geçer. Bir seferinde kış yedi sene sürer. Erzurumlular sahil şehirlerine göçerler. Şehire hayvanlar yuva yapar. Ulu Cami'ye de geyikler yuva yapmıştır. Sultan Murad memleketin durumunu öğrenmek için lalasıyla birlikte Erzurum'a doğru yola çıkar, Karaz köyüne gelirler. Bütün köy ağır kış şartlarından dolayı boşalmış, sadece bir kişi kalmıştır. Bir kişi de yakın bir köyde kalmıştır. Karaz'da kalan keşiş, diğer köyde kalan ise derviştir. Keşiş zengin olduğu için pek sıkıntı çekmemektedir. Derviş ise yiyecek ekmeğe muhtaçtır ancak o iman kuvvetiyle ayaktadır. Keşişten sonra dervişin yanına giden padişah büyük bir iltifat görür. Derviş, yedi yıl süren kışa rağmen evinde misafir ettiği padişah ve lalaya on iki dakika içinde salatalık ikram eder, atlarına da taze yonca verir. Padişah ağır kış şartlarında bunları nereden bulduğunu sorunca, Bağdat'tan getirdiği cevabını alır. Durumu anlayan padişah dervişe yaz mevsiminin gelip gelmeyeceğini sorar. Derviş de "Umudum Allah'tan var ki bahara açılır." der. Dervişin duası kabul olur ve baharla birlikte her taraf yeşillenir. Bunun üzerine köyün adı "Umudum" köyü olur.
Ağır kış şartları Köroğlu ve koçaklarının meskeni olan Çamlıbel'de de hayatı zorlaştırır. Köroğlu'nun keleşleri boş yatmaktan ve hep aynı şeyleri yemekten sıkılır. Ayvaz'ın da yardımıyla Köroğlu'nu bac almaya gönderirler. Kışta kıyamette gitmek istemeyen Köroğlu yiğitleri arasındaki huzursuzluktan dolayı gitmek zorunda kalır. Bir derviş elbisesi giyerek İstanbul'a doğru yola çıkar. Bir süre gittikten sonra bir grup askerle karşılaşır. Onlara niçin burada olduklarını sorduğunda askerlerden birisi Köroğlu'nu yakalamak için sefere çıktıklarını anlatır. Derviş kıyafetindeki Köroğlu, Bolu Beyi'nin bulunduğu çadıra gelir ve kendisinin de Köroğlu'na düşman olduğunu anlatır. Köroğlu bununla da kalmaz ve bin altın karşılığında Bolu Beyi ve askerlerini Çamlıbel'e götürebileceğini söyler. Derviş kıyafetiyle Bolu Beyi'nin çadırında saz çalıp türkü söyleyen Köroğlu'nu askerlerden birisi tanır ve çok geçmeden Bolu Beyi'ni durumdan haberdar eder. Bu arada Köroğlu boş durmaz ve diğer komutanlara kendisini padişahın Bolu Beyi'ni takip etmekle görevlendirdiğini söyler, onlar da inanırlar. Daha sonra da bir yolunu bularak askerlerden kurtulup Çamlıbel'e gelir ve olup bitenleri koçaklarına anlatır. Koçaklar arasında fikir alışverişi yapıldıktan sonra Bolu Beyi'ni yakalama görevi Demircioğlu'na verilir. Demircioğlu da kimsenin ruhu bile duymadan Bolu Beyi'ni yakalayarak Çamlıbel'e getirir. Bolu Beyi acınacak durumdadır, nitekim koçaklardan Köse Kenan, Köroğlu'ndan Bolu Beyi'ni affetmesini ister. Köroğlu da Köse Kenan'ı kırmaz ve Bolu Beyi'ni affeder. Çamlıbel'de tutsaklıktan kurtulan Bolu Beyi Köroğlu olmadan İstanbul'a giderse öldürüleceğini, Döne Sultan'ın da başkalarına yar olacağını söyleyince Köroğlu elini kolunu bağlatarak İstanbul'a gidebileceğini söyler. Bu habere Bolu Beyi çok sevinirken, başta Köse Kenan olmak üzere bütün koçaklar karşı çıkarlar. Ancak Köroğlu kimseyi dinlemez ve kendi ellerini kollarını bağlatarak Bolu Beyi ve askerlerle birlikte İstanbul'a doğru yola çıkar. Bolu Beyi yolculuk sırasında Köroğlu'na işkence yapar, ağır hakaretlerde bulunur. İstanbul'a giderken taşkın bir dereyle karşılaşırlar. Bu dereden geçmeye kimse cesaret edemez. Bunun üzerine Bolu Beyi Köroğlu'nu taşkın suların içerisine bıraktırır. Amacı Köroğlu'nun ölmesidir. Ancak azgın sulardan kurtulan Köroğlu bir sigara yakar. Dumanı gören iki asker, Köroğlu'nun ölmediğini Bolu Beyi'ne haber verirler. Bolu Beyi Köroğlu'nu yine yakalar ve boğazına deliktaş takar, el ve ayaklarını da yedi kat iple bağlayarak padişahın huzuruna götürür. Padişah Bolu Beyi'ne Köroğlu'nu öldürmesini ve kafasını kesip denize atmasını emreder.
Bolu Beyi'nin Köroğlu'nu yakalayıp İstanbul'a getirdiğini öğrenen Döne Sultan, onun mertlikle değil, hile ile yakalandığını anlar, Bolu Beyi'ne mektup göndererek Köroğlu'nu bizzat kendisinin öldüreceğini söyler ve Köroğlu'nu haremine alır. Bolu Beyi ise buraya alınmaz. Bir süre sonra Döne Sultan Köroğlu'nu öldürdüğünü söyler, durumdan Bolu Beyi'ni ve padişahı haberdar eder. Ancak Köroğlu sağdır ve sarayın bodrum katında saklanmıştır. Döne Hanım onu tedavi ettirmektedir. Bolu Beyi padişahı durumdan haberdar eder ve özgürlüğüne kavuşur. Altı ay sonra da Döne Sultan ile düğünleri yapılacaktır.
Nigar Hanım'ın isteği üzerine Esebali Köroğlu'nu aramaya gitmek ister. Köse Kenan ve diğer koçaklar buna karşı çıksalar da daha sonra kabul ederler. İstanbul'a giden Esebali tesadüfen Bolu Beyi'nin kahvesine girer. Orada türkü söyler ve türkülerinde Bolu Beyi'ni taşlar. Kahveden uzaklaştırılmak istenirse de orada bulunanların baskısı ve isteği üzerine türkülerini okumaya devam eder. Esebali'nin sesini Döne Hanım'ın cariyelerinden biri işitir ve öğrendiklerini hanımına anlatır. Döne Sultan Esebali'yi konağa davet eder. Esebali konakta Köroğlu'nun eşyalarını görünce ağlar. Döne Sultan ise Köroğlu'nun öldürülmediğini, sağ olduğunu söyler ve onu Köroğlu'nun yanına götürür. Bu arada Döne Sultan ile Esebali birbirlerini severler.
Bütün bunlardan sonra Esebali ile Döne Sultan'ı saraydan kaçıran Köroğlu, onları yolcu ettikten sonra Bolu Beyi'ni öldürmek üzere geri döner. Bolu Beyi Köroğlu'nu öldürebilmek için padişahtan hazinede bulunan tüfeği ister, o da verir. Köroğlu ile karşılaşan Bolu Beyi ona ateş eder ama hiç isabet ettiremez. Köroğlu, Bolu Beyi'ni yakalar ve orada öldürür. Çamlıbel'e geri dönen Köroğlu, Esebali ile Döne Sultan'ın düğünlerini yapar, onları evlendirir.


Benden selâm olsun Bolu Beyi’ne
Çıkıp şu dağlara yaslanmalıdır
At kişnemesinden, kalkan sesinden
Dağlar seda verip seslenmelidir

Düşman geldi tabur tabur dizildi
Alnımıza kara yazı yazıldı
Tüfek icat oldu mertlik bozuldu
Eğri kılıç kında paslanmalıdır.

Köroğlu düşer mi eski şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kırat köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır

--------------------

Bolu Beyi, ıssız koydu dağları
Ak sineme vurdu gitti dağları
Köroğlu’nun demir kesen beyleri
Yiğit beyler şimdi durmasın gelsin

Davlumbazlar yeğde yeğde vuranda
Çarkacılar sağlı sollu dönende
Eğri kılıç ak gövdeyi bölende
Yiğit beyler şimdi durmasın gelsin

-------------------
Araştıran ve yazan: Hüseyin Araslı