Sevmek emek ister. Sevebilmek yürek ister.
     Ve sürdürebilmek sonsuza dek; esneklik, geniş açı ve sabır ister.
     Cümledeki özneye, niyete, beklentiye sadece "ben" kelimesini eklemek ve bununla sevgiye yürümek; tüm karşılıksız sevebilenlere hakaret olsa gerek.
     "Yalnız seni seveni sevmek, sevgi değil değiş-tokuştur" diyor Cenap Şahabettin. Takas tanımlaması ile şifreyi çözmüş yani.
     Şöyle günlük bir gözlem yapalım; sokaktan, ekonomi ve iş dünyasından, doğadan, sosyal medyadan, haber kaynaklarından, politikadan, ittifaklardan...
     Takas katagorisine girmeyen, sosyal ilişkiler oranı yüzde kaçtır acaba?
     Sahhaflar bile sarraf olmuş beyim, onlar da konjonktüre uymuşlar.
     Beş adet tertemiz okunmuş kitabı verip, bir tane eski kitap alamıyorsunuz. Genelleme gibi algılanmasın da, çoğunluk bu mantıkla yürüyor.
     Ayrılan aileleri, dostları, arkadaşları, sevgilileri gözlemleyin, iki gram az sevgi gösterdi diye hemencecik üçüncü cihan harbini başlatıp ayrılabiliyorlar.
     Hele sosyal medya paylaşımlarınızda, davranış ve algı kalıplarına uymayan bir şey paylaşın, sanki kişiye özel mektupmuş gibi algılayıp, engelleyerek sizi cezalandırabiliyorlar. Ne kadar sığ, basit, tutarsız, sevgi atmosferinden uzak ve acınacak  bir mantık silsilesi değil mi? Çünkü bilinçaltına, nöronlara yerleşmiş, merceğe dönüşmüş, beynini kemiren, olumsuz anılardan bulaşan sosyal virüsler iş başında.
     Düştüğümüz kuyu bir tane olsa, " hadi hep birlikte oradan çıkalım" diyeceğim de, her anımız, her yanımız, her sokak başı, her anlayış, her tartı, her ölçü ve her önyargıda, içine düşebileceğimiz bir kuyu bizi bekliyor.
     Çivisi çıkmış, iskeleti eskimiş, çimentosu zaman aşımına uğramış bir dünya anlayışını düzeltmek elbette çok zor. Ama en azından her birey kendi kapısının çöpünü, yüreğinin pasını, zihninin çöp kutusunu temizleyerek, yeni bir anlayışın oluşumuna katkı sağlayamaz mı?
 
01.03.2018