Avrupa'nın eski komünist ülkelerinde bile o ülkenin kültür ve san'atına katkıda bulunmuş önemli isimlerin doğup büyüdüğü, -hatta- bir süre yaşadığı evlerinde plâketler çakılı. Eğer bir san'atçı / yazar / kültür adamı; hele bir de "millî" tanımına uygun eserler bırakmışsa geride, o ismi yaşatmak, daha geniş kitlelere duyurmak için her yol deneniyor. Yetkili yetkisiz herkes, o kişiye saygıda kusur etmemeye özen gösteriyor.

     Bize gelirsek! İmam Hatip Okulu'ndan Zeytinburnu Akşam Lisesi'ne geçtiğimde, genç bir edebiyat öğretmenimiz vardı. Bir gün derste şöyle bir yakınmada bulunmuştu: "Arkadaşlar. Lâyıkıyla işlenmesi en zor derslerin başında edebiyat geliyor maalesef. Ben size Ziya Gökalp'i ve düşüncelerini aktarmaya çalışsam 'MHP'li' damgası yiyebilirim. Nazım Hikmet'i zaten konuşamıyoruz da. Nurullah Ataç ya da Tevfik Fikret'in düşünce dünyasını açmaya çalışsam 'CHP'li' olmayı da geçer 'dinsiz' damgası yerim. Asırlar öncesine uzanıp Yunus ya da Mevlânâ'daki inancın temellerini anlatsam size, 'MSP'li' damgası yerim. Oysa böyle yorumlamaların kültürde yeri yok. Kaldı ki bu isimlerin hepsi de yazı dünyamızın, düşünce dünyamızın birer parçaları."

     Bu sözlerin söylendiği zamanın 1970'lerin ilk yarısı olduğunu eklemeliyim hemen. Avrupa ile bizim bu kıyasımızı yapadurun, bulabildikleri ya da icad ettikleri her fırsatta millî marşımızın şairi Mehmed Âkif Ersoy'a bile sataşmaktan hatta dil uzatmaktan sıkılmayanların varlığını da yakînen biliyoruz ne yazık ki.

     Neyse ki; Âkif'in hakkı olan saygının, "resmen" hiç de yeterli derecede gösterilmediğini yıllardır içi burkularak izleyenler, son zamanlarda biraz umutlanır gibiler! Çünkü. Bir taraftan çok sayıda kitapla, yeni araştırmalarla Mehmed Âkif hakkında yayınlanan eserler sayıca da olsa zenginlik kazanmaya başladı. Eğer ben de yüzümün akıyla "Bir Destan Adam / Mehmed Âkif" isimli filmimi ortaya koyabilirsem önemli bir adım daha atılmış olacak.

     Bu arada; Sevgili Mehmed Doğan Ağabeyin önderliğinde Türkiye Yazarlar Birliği kanalıyla başlayan ve son yıllarda Mehmet Âkif Ersoy Fikir ve Sanat Vakfı kanalıyla devam eden yoğun, ısrarlı çabalar sonucunda; Mehmed Âkif Ersoy'un bir süre yaşadığı ve İstiklâl Marşı'mızı da içinde yazdığı Taceddin Dergâhı müze haline getirilmiş oldu.

     Elbette Mehmed Âkif ile ilgili mekânlar Ankara'daki Taceddin Dergâhı'yla sınırlı değil ki! Öncelikle Âkif merhumun; İstanbul'un Fatih semtinde Sarıgüzel Caddesi'nde bir evde doğduğunu, Beyoğlu'ndaki Mısır Apartmanı'nda ise son nefesini verdiğini biliyoruz. Bunların dışında en belirgin olarak Sırat-ı Müstakîm / Sebilürreşad Mecmuası'nın ve bir süre Başkâtip olarak çalıştığı Dâr'ül Hikmet'in yerlerinin de Eminönü ilçesi sınırları içinde olduğunu da biliyoruz.

     Doğduğu evin yıkılmış olması münasebetiyle, Fatih'te uygun görülecek bir mekânın "Âkif Müzesi" yapılması için tarih içinde birçok büyüğümüz girişimlerde bulunmuş ama. Sonuç malûm.

     Vefat ettiği Mısır Apartmanı'nın müze yapılabilmesi için de Beyoğlu Belediye Başkanlığı'ndaki danışmanlık görevim sırasında çok uğraştık. Ama. Onda da sonuç malûm.

     Bu arada; Mehmed Âkif merhumun Mısır'da bulunduğu dönemde yaşadığı iki ev daha var. Sayın Cumhurbaşkanımızın hafta içinde yaptığı resmî ziyaret münasebetiyle Mısır'da yaşadığı evin müze yapılmak üzere satın alınması gündeme geldi.

     Doğan Hızlan 13 Ocak tarihli Hürriyet Gazetesi'nde "Cumhurbaşkanı Abdullah Gül Kahire'de Mehmet Âkif'in evini satın aldırmalı!" diye yazarken, Mehmet Âkif Ersoy Fikir ve Sanat Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Mehmet Cemal Çiftcigüzeli de Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e bir mektup göndererek, Ersoy'un Kahire'deki evinin satın alınarak "Türk Kültür Merkezi" haline getirilmesini istedi.

     Gazetemizde 16 Ocak günü yayınlanan haberin devamında; "Çiftcigüzeli, mektubunda, Cumhurbaşkanı Gül'ün Mısır'ı ziyaret edeceğini hatırlatarak, Mehmet Âkif Ersoy'un Kahire'nin banliyö semti Hilvan'daki evinin satın alınarak Türk Kültür Merkezi haline getirilmesini istediklerini, bu sayede Mısır'da okuyan Türk öğrenciler ile Türkçe eğitimi veren fakültelerdeki öğrenciler için bir cazibe merkezi oluşturulabileceğini ifade etti. Çiftcigüzeli, Mısır'daki değişik üniversitelerde okuyan ve 13 fakültede Türkçe eğitim veren okul öğrencilerine Türkiye'de staj yapma imkânlarının arttırılmasını ve Türk müteşebbislerin iş yerinde, bu öğrencilere Türkçe pratiklerini arttırmak için imkân sağlanmasını da talep etti" deniliyordu.

     Sayın Hızlan'ın söz konusu yazısında; sayın cumhurbaşkanımızın Dışişleri Bakanlığı günlerinde konuyla ilgilendiği, sayın Ekmeleddin İhsanoğlu'nun da katkılarıyla Âkif'in Mısır'da ikamet ettiği iki evin de tesbit edildiği ve "müze" ya da "Türk Kültür Evi / Merkezi" gibi bir isim altında kullanılabilmesi için girişimlere başlandığı müjdesi de var.

     Şüphesiz son derece sevindirici bir gelişme ve görüşmelerin son derece olumlu olduğu biçiminde notlar da basına yansıdı sayın Cumhurbaşkanımızın gezisi sonrasında.

     İşte ondan sonrasını düşününce üzülmeden edemedim. Millî şairimiz, İstiklâl Marşımızın şairi Mehmed Âkif'in, toplam 12 yıl yaşadığı Mısır'da ikamet ettiği iki evi Mısırlılardan istemek, müze yapmayı teklif etmek elbette sevindirici ve bir o kadar da güzel. Ama o arada; "Doğduğu ve son nefesini verdiği evleri sizler ne yaptınız?" derse Mısırlılar, ne cevap vereceğiz?

     O halde Mısır'daki evlerden hiç yoksa bir tanesinin önümüzdeki belli bir zaman dilimi içinde "Müze" ya da "Kültür Evi/Merkezi" bâbında hizmet verecek biçimde düzenleneceğine olan inancımızla, kendimizle ilgili bölümlere bakalım.

     Az önce de ifade ettiğim gibi. Bugüne kadar; Mehmed Âkif'in doğduğu Fatih Sarıgüzel'deki evin (yerine) müze yapılabilmesi için birçok girişimler oldu ama. Kapılar duvar kesildi! Aynı şekilde. Mehmed Âkif'in vefat ettiği Beyoğlu İstiklâl Caddesi'ndeki Mısır Apartmanı için de farklı girişimler yapıldı ama sonuçsuz kaldı.

     O halde çarelerden biri; Mehmed Âkif'in doğduğu ve son nefesini verdiği evlerin müze olabilmesi için şimdiki sahipleri mağdur edilmeden satın alma yoluna gidilmeli ve o evler müze haline getirilmelidir. Doğduğu evin yıkılmışlığı düşünülürse bu noktada ayrıca bir zorluk olduğu da muhakkaktır.

     Çarelerden ikincisi ve daha kolay uygulanabilecek olanı ise; -o evlerin satın alınamaması halinde- uygun görülecek bir semtte, -tercihân Fatih'te- uygun bir mekân tahsis edilmeli veya gerekiyorsa satın alınma yoluna gidilmeli ve "Mehmed Âkif Müzesi/ Kültür Merkezi" için tahsis edilmelidir. Bu yapılanma içinde Âkif'le ilgili her türlü bilgi-belgenin değerlendirileceği mekânların bulunması, araştırmacıların işini kolaylaştıracak bilgi hazinesinin kurulması da düşünülmelidir.

     Avrupa'nın kültür başşehri olmaya hazırlanan İstanbul'un, kendi kültürünün baş temsilcisini gelecek misafirlerine de anlatması gerek!

     Ama önce kendi insanlarının bu konudaki açlığını gidermek için İstanbul'a "Mehmed Âkif Müzesi" nin acilen kurulması şart. Hiçbir yetkili "kim yapacak?" diye sağa sola bakmasın!

     Bu arada; Kültür ve Turizm Bakanımız sayın Ertuğrul Günay'ın acil himmetiyle, ilki bu 12 Mart'ta ilân edilmek üzere Mehmed Âkif adına edebî bir yarışma düzenlenmesi, İstiklâl Marşı şairimizin adına yakışır bir ödül verilmesi de uygun olur sanıyorum. İlköğretim öğrencilerinin "İstiklâl Marşı'nı güzel okuma" yarışmalarından ileriye gidelim artık, elbirliğiyle.

 

http://www.yeniasya.com.tr/2008/01/20/yazarlar/butun.htm

Powered by OrdaSoft!