Hurşit Bey, Karaman'da oturmakta olan Molla Kadıoğullarından zavallı bir gençtir.
Karaman Beylerinden birinin oğlu olan bu genç, bir gün Karaman civarında göçüp konan Türkmenler arasında güzel bir Türkmen kızına âşık olur, alaka peyda eder.
Günlerce bu iki âşık ormanlar arasında, soğuk pınarlar başında ateşin zevklerle vakit geçirirler. Her ikisi birbirini çıldırasıya sever.
Kıza izdivaç teklifinde bulunur. Kızın, Türkmenlerin Molla Kadı evlâtlarıyla münasebet peyda etmelerine imkân olmadığını söylemesi üzerine, 40 gün sonra kızın kaçırılmasına karar verilir.
Kızın kardeşi, Türkmen beylerindendi. O hiç Molla Kadı oğullarına kız verir miydi? Bu işi haber alır almaz çadırları yıkar ve kız kardeşi Mahmihri'yi de alarak meçhul bir semte doğru firar eder.
Fakat kız çadırlar sökülürken Hurşit Bey'in kendisini arayacağını bilerek metruk ocak taşları arasına ufak bir işaret bırakır. Arkamdan gel manasını gösteren bu tılsımdan sonra yola koyulur. Bu ihtiyata da kanaat getirmeyen Mahmihri Konya civarında yol üzerinde tesadüf ettiği bir çobana da gideceği yeri söylemiş ve fazla olarak Hurşit'ten aldığı yüzüğü de çobana emanet olarak tevdi etmiş ve Hurşid tesadüf ettiğinde yüzüğü kendisine vermesini rica eylemişti.
Aradan 35-40 gün geçer. Hurşit Bey Mahmihri'yi kaçırmak üzere yaylaya gelir. Ne görsün: Çadırlar yıkılmış, oba dağılmış. Sevgilisinin gezdiği yerlerde çayırlar bitmiş. Çamaşır kuruttuğu dallarda artık kuşlar cıvıldıyor. Davarı sağdığı ağıla kartallar konmuş, ilk seviştikleri pınar ıssız kalmış.
Hurşit Bey aylarca hayaliyle yaşadığı bu yerlerin birer baykuş yuvası kadar soğuk olduğunu görünce; yisinden dermansız kalır ve derhal bir ocak taşı üzerine çömelir, sazını alarak ağlamaya başlar:

Bilmem Hinde gitti; Bilmem Yemen'e
Bıraktı beni bu ellerde divane
Bir sualim vardır çayır, çimene
Çayır; çimen? Nazlı yârim nic'oldu

Belki göçün sürmüşlerdir Ayaş'a
Şimdi gözüm etmez yâri temaşa
Bir sualim vardır dağ ile taşa
Dağlar taşlar nazlı yârim nic'oldu

Gözyaşlarını silerken başını yere indirir ve taşlar arasındaki işaret gözüne ilişir. Derhal kızın Meyan ellerine gittiğini anlar. Sazını eline alır:

Üç taşları bir araya çatmışlar
Arasına bir tılsım atmışlar
Mahmihrimi uykularda tutmuşlar
Sürmüşler gitmişler Miyan çölüne.

Hurşit Bey sazını torbasına yerleştirip atına biner ve yola koyulur. Ovaları yel gibi geçer, dağlar aşar ve nihayet bir gün bir su kenarında bir sürü koyuna ulaşır. Çobana seslenir ve ona şu türküyü söylemeye başlar:

Çoban sen bu yol üstünde durursun
Gelen geçen yolcuları görürsün
Mahmihri'den bana haber verirsin
Söyle çoban söyle haberin var mı?

Çoban kavalıyla Hurşit'in sualine cevap verir:

Ben kırk gündür bu yollarda dururum
Gelen geçen güzelleri görürüm
Sevgilinden sana haber veririm
Sor sualin sor da ünün vereyim.

Hurşit Bey hemen saza sarılır:

Çok oldu mu yârim buradan geçeli
Sırtında kepenek miydi keçe mi?
A çobanım sağlam mıydı hasta mı?
Söyle çoban söyle haber ver bana.

Çoban, kızdan aldığı yüzüğü göstererek cevap verir:

Astı gitti gördüm güzel boyunu
Çatık tutmuş kaşlarının yayını
Kırk gün oldu bekliyorum yolunu
Vebalin boynuma attı da gitti.

Çoban, son mısralarıyla kızın kendisine ne kadar rica etmiş olduğunu anlatırken Hurşit Bey yine başlar:

İnim, inim kaldı güzel elimiz
Firkat geldi söylemiyor dilimiz
Çoban kardeş neye varır halimiz
Söyle çoban söyle öğüt ver bana.

Niderim ben bu dağlarda niderim
Başım alır diyar diyar giderim,
Döner isem seni vezir ederim,
Hoşça kal sen, izin ver çoban bana.

Atına biner ve süratle hareket eder. Fakat bir müddet sonra karşısına yedi tane yol çıkar. Genç şaşırır ve yine çobana döner. Çobandan yolun hangisinden gideceğini sorar:

Bölüm bölüm oldu çoban yolumuz
Çoban kardeş nerden varır yolumuz,
Yedi çatal oldu koca yolumuz,
Söyle çoban hangisinden gideyim?

Çoban kavalıyla cevap verir:

Kıble tarafından bir göl açılır,
Hakkın rahmetleri yere saçılır.
Sağ kolun üstünde bir yol açılır,
Onu doğrutta git beyimin oğlu.

Hurşit Bey artık cenuba doğru yürür ve hakikaten karşısına bir göl çıkar. Atını göle doğru sürer, at karaya çıkacağı bir sırada müthiş bir çamur deryasına dalar, arka ayakları tamamen çamura gömülür. Hurşit güçlükle kendini karaya atar. Atını saatlerce kurtarmaya çalışır, uğraşır fakat hiçbir çaresini bulamaz. Nâçar kalınca ağlamaya ve atını orada terk ederek aşkının arkasından koşmaya karar verir, bu karar üzerine bir ağıt okumaya başlar:

Atım art ayağın mile batırdı
Batırdı da balçıklara oturdu
Dermanım yarısın bile götürdü
Serim ata kurban canım güzele

Kellesi iriydi sağrısı geri
Ne kadar çağırsam gelmiyor beri
Bile yitirdim hem de nazlı yâri
Serim ata kurban canım güzele

Bir yanıma baktım saydır seçilmez
Bir yanıma baktım çaydır geçilmez
Mevlam kanat vermeyince uçulmaz
Serim ata kurban canım güzele.

Atının methine başlar:

Enişe gidince ceylan sekişli
Yokuşa çıkınca tavşan büküçlü,
Önü bedir, bedir çifte nakışlı
Serim ata kurban canım güzele

Üç güzele ördürürdüm saçını
Dört güzele dokuturdum çulunu
Dosta doğru döndürürdüm yolunu
Serim ata kurban canım güzele

Üzengi vurunca yerinde titrer
Kuyruk kaldırınca sağrısı örtülür
Doru at önünde can mı kurtulur
Serim ata kurban canım güzele

Hurşid'i görünce sağrısı terler
İniş gidince nalları parlar,
Mahmihri 'nin yayla yolunu arar.
Serim ata kurban canım güzele.

Şimdi Hurşit Bey yalın ayak, başı açık perişan bir halde sazı koltuğunda yoluna devam eder. Bir zamandan sonra, bir ağacın altında dinlenirken havada uçup giden birkaç turna görür ve meyus meyus bu turnalara bir türkü söyler:

Turnam gidiyor talana
Dağları dolana dolana
Yârimden haber verene
Turnam yâre selam söyle

Turnam gidiyor eşine
Şu cefalı yar düşüne
Canım aldırdım nefesine
Turnam yâre selam söyle

Gökle giden uç turnalar
Birbirine eş turnalar
Önde giden baş turnalar
Turnam yâre selam söyle

Yüce dağların belinden
Süzülün bade yerinden
Sefil Hurşid'in dilinden
Turnam yâre selam söyle.

O gün ormanın içinde korkulu rüyalarla geceyi geçirir. Sabahleyin erkence yine yoluna devam ile ertesi günü akşamına kadar karşı ovanın üzerinde yabani bir gül kümesine tesadüf eder ve burada da bir türkü okumak ister:

Gül ağacı deste deste
Dibinde yatarım hasta
Önümü döndürdüm dosta
Gül; yârimi görmedin mi?

Gül ağacı biçim biçim
Ben ağlarım için için
Yârim yükletmiştir göçün
Gül; yârimi görmedin mi?

Sazını bırakır bırakmaz uyur. Uykudan uyanınca yine yoluna devam eder. Birkaç saatten sonra bir köy kenarına gelerek çeşmesinin başına oturur. O sırada çeşmeye bir kocakarı gelir, onu takiben kocakarının kızları da gelerek çeşmede üç kız ve bir kadın bu yabancı delikanlıyı tecessüs etmeye başlar, Hurşit Bey bu ihtiyar kadından bir su ister. Ve kızlarının ismini sorar. Kadın suyu verirken kızlarının birisi, Pembe, birisi Zümrüt ve en küçüğünün de Mihri olduğunu söylerken böyle bir delikanlıya malik olmasını da düşünür.

Hurşid'in aşkı yine canlanır ve sazını eline alarak koca karıya hitap eder:

Ebem şu dağları aştım da geldim
Tuzluca göllere düştüm de geldim
Mahmihri'nin sevdasın tuttum da geldim
Aman ebe kadın bana bir haber.

İhtiyar kadın Hurşit Bey'in gözlerindeki asaleti okuyarak, böyle de delikanlıyı üç kızı bekâr dururken kaçırmamayı ve Hurşit'e kendi kızlarından birini vermeyi düşünür. Bunun üzerine cevap olarak şu koşmayı okumaya başlar:

Oğlum dağları aştın bilirim
Derince gölleri geçtin bilirim
Mahmihri'nin sevdasına düştün bilirim
Mah'ı terkeyle de Mihri'den söyle.

Mihri, kocakarının küçük kızının ismidir. İsim müşabehedi vesilesi ile kızını Hurşit Bey'e takdim eder.
Hurşit Bey buna da cevap verir:

Ebem geldiğim eller uzak ve taşlı
Evde kara anam gözleri yaşlı
Benim yarim ebem bir uzun saçlı
Aman ebe kadın bana bir haber...

Kocakarı yine ısrar eder:

Geldiğin yolları bilirim taşlı
Hasretli annenin gözleri yaşlı
Üç kızım var hepsi de uzun saçlı
Mah'ı terkeyle de Mihri'den söyle.

Hurşit Bey bu kadının kandırmasına kapılmayarak şiddetle kalkar ve yoluna devam eder.
Ertesi günü yolu bir köye ulaşır. Köyde davullar çalmakta ve herhalde bir düğün olmaktadır. Köy kenarında bunu bir çocuktan sorar. Çocuk:
- Beyin kardeşi Mahmihri, Germiyan Beyi'nin oğlu ile evleniyor düğün var, der.
Zavallı Hurşit Bey'in yüreğine bir ateş düşer. Ve derhal âşık kıyafetiyle düğüne gider.
Gece yarısından sonra, damat Bey Germiyanoğlu, âşıktan iyi bir türkü ister. Hurşit Bey bu yeni rakibine yana yakıla bu türküyü okur:

Ne güzel yakılmış yârin kınası
Beş kere akçeye değer sinesi
Torulmuş, terlemiş kaymak memesi
Desem Han öldürür demesem öldüm

Kadir mevlam kalem vermiş kaş vermiş
Ağzına mercandan ufak diş vermiş
Ak memeler tomur tomur baş vermiş
Desen Han öldürür demesem öldüm

Varayım göreyim Arabistan'ı
Yâre giydireyim telli fistanı
Seveni koynundaki pamuk mestanı
Desem Han öldürür demesem öldüm

Seyreyleyin Ferhat ile Şirini
Ne hoş sevmiş onlar birbirini
Hurşit ve Mihri garip serini
Desen Han öldürür demesem öldüm

Burada Han diye tasvir ettiği damattır. Germiyan Beyi'nin oğlu, "Han" ismiyle yadedilmiştir.
Meclis bu türküden fena hâlde hiddetlenir. Hele Damat olacak Han adeta çıldırır, mutlaka bir cinayet çıkacak gibi olur. Fakat mecliste hazır bulunan kabadayılardan Tütüncü Hasan isminde biri arayı bulur. Yalnız bu mühim vaka kızın kulağına değer. Ve hemen şüphelenerek bu âşıkı görmek ve dinlemek ister. Alacağı delikanlıyı çağırtır, ona:
- Dün akşam beylerin huzurunda saz çalan âşıkı ben de dinlemek isterim, der.
Han mecbur kalarak âşıkı kızın meclisine getirir. Hurşit Bey sazını terennüm ettirmeye başlar ve kıza şu türküyü okur:

Kaldır nikabın aradan
Görenler şadüman olsun
Hakeyle lıaki payını
Gizli sırlar beyan olsun

Ben seni severim candan
Mahmihri'm geçme benden
Gümüş saçtan gül memeden
Hissemi ver helal olsun

Döşüme geldin döşüme
Bak neler geldi başıma
Al dudağın sür başıma
Hakkımı ver helal olsun

"Hurşit" derler güzel Mahım
Seni yakar benim ahım
İki gözüm melek şahım
Yarın mahşer divan olsun.

Kadınların hiçbiri bu türkünün ne olduğunu anlamaz. Fakat kız teshir edilmiş olur. Ve usulca Hurşit Bey'e, gece yarısında gelmesini söyler. Gece yarısı olur. Eski âşıklar damdan iyi bir at seçerek firar ederler...
Ertesi günü Han kırk atlı ile bunları takibe koyulur ve birkaç gün sonra Hurşit Bey'in atının battığı göl başında bastırır. Vakit gece olduğundan kızı bir ağaca bağlayarak Hurşit'i Cellad Araba teslim ederler. Arap Cellad bir köşede Hurşit'i derhal keseceği sırada Hurşit bir türkü söylemesine mezuniyet ister ve son gözyaşının damlalarını sazına damlatarak:

Mahmihrim için ölem
Beni uz kes Arap kölem
Hor dünyadan yüzüm dönem
Bir soluk göster yârimi.

Arap, Hurşit Bey'i fazla söyletmeyerek başını gövdesinden ayırır ve kanlı gömleğini doğruca Bey'e takdim eder.
Kız gömleği görür görmez vaveyle koparır ve Hurşit'in başı ucunda bir türkü söyleyeceğini, ısrar ve hatta aksi takdirde katiyen Han'a teslim olmayacağını ihtar eder.
Han, Celladın idaresi altında gitmesine izin verir. Kız Hurşit'in başı ucunda ağlamaya, ayılıp bayılmaya ve türkü okumaya başlar:

Ormanlarda ayva olmaz
Araplarda namus olmaz, ar olmaz
Ölür Mahmir sizlere hiç yar olmaz
Öldürdün Hurşidi neyledin Arap

Kul olaydım kametine postuna
Nasıl kıydın Arap nazlı dostuma
Beni de yık cesedinin üstüne
Öldürdün Hurşidi neyledin Arap.

Türküsünü ikmal ederken bir taraftan da cebinde saklı olan kalemtraşını bıçağını çıkarıp kendine saplayarak Hurşit'in cesedinin üstüne düşer ölür. Han Mahmihrisiz kalır.

(Cahit Öztelli, Üç Kahraman Şair / Köroğlu-Dadaloğlu-Kuloğlu (Milliyet Yayınları-1978) kitabının 162'nci sayfasında bu öykünün "Dadaloğlu'ndan çok önceki yazmalarda ve saz şairlerinin şiirlerinde bulunduğunu ve Dadaloğlu'na ait olamayacağını yazmaktadır. Ancak somut bir kanıt göstermemektedir.)

Kaynak: Battal Pehlivan, Dadaloğlu Yaşamı Sanatı Şiirleri adlı kitabının 64-75, sayfalarına, "Aşkla başlayıp cinayetle biten bu ilginç öykü, Dadaloğlu'nun en çok bilinip sevilen yapıtıdır. İlk kez Ali Rıza Yalgın tarafından derlenip yazılmış (1922) ve Memleket Mecmuası'nın 17 ve 18. sayılarında yayınlanmıştır. Hurşit Bey ile Mahmihri'yi ilk yazılış biçimiyle - Hatta noktalama işaretlerine bile dokunmadan - aktarıyoruz." notuyla almıştır.
Powered by OrdaSoft!