Cumhuriyet’le birlikte halk kültürüne büyük önem verilmiş, halk müziği ve dili araştırmaları bilimsel bir kimlik kazanmıştır. Cumhuriyet döneminde de halkın duygu ve düşüncelerinin her zaman tercümanı olan halk şiiri örnekleri verilmiştir.
     Cumhuriyet Döneminde Türk Halk Şiirinin etkisi azalmakla birlikte Âşık Veysel gibi de bir büyük ozan yetişmiştir. Kars, Erzurum, Sivas, Konya, Kayseri ve İstanbul gibi vilayetlerde âşıklık geleneğini devam ettiren âşıklar kahvehanesi geleneğinin sürdürüldüğü görülmüştür.
      Hece ölçüsüyle ve sade bir dille şiirler terennüm edilmeye devam edilmiştir. Saz eşliğinde şiirler söyleyen âşıklar varlıklarını sürdürürken, sazla şiir söyleme geleneği büyük ölçüde terk edilmiştir. En çok yazılan halk şiiri türü koşmadır. Koşma 11’li hece ölçüsüyle yazıldığı gibi 8’li ölçüyle de yazılmıştır. İslamiyet öncesi Türk Edebiyatı döneminde örneklerine rastladığımız bu gelenek, 20 ve 21. yüzyıla da taşınmıştır. Âşık Veysel, Aşık Reyhani, Murat Çobanoğlu, Abdurrahim Karakoç, Mahzuni Şerif, Şeref Taşlıova ve Aşık Feymani gibi önemli ozanlar (aşıklar, şairler) yetişmiştir.
     Cumhuriyet devrinde halk şiiri geleneklere uygun olarak devam ederken; önceki asırlardan gelen sözlü ürünler ve yazılı cönkler derlenerek basılı eserler haline getirilmiştir. Milli Eğitim Bakanlığı, Kültür Bakanlığı ve özel yayınevleri bu eserleri basıp dağıtarak milli kültürü korumada önemli görevler üstlenmişlerdir.

Cumhuriyet Dönemi Halk Şiirinin Özellikleri:

1.Halk şairleri usta-çırak ilişkisi içinde yetişmeye devam etmişlerdir.
2.Genel olarak saz eşliğinde şiir söyleme geleneğinin takipçisidirler.
3.Saz çalma geleneğine uymayıp sadece şiir yazan şairler de vardır. (Abdurrahim Karakoç gibi)
4.Bu dönem halk şairleri, şiirlerinde geleneksel konuların yanında güncel konuları da işlemişlerdir. .
5.19. yüzyıl halk şiirine göre Cumhuriyet dönemi halk şiirleri daha sade bir dille söylenmiştir.
6.Divan şiiri etkisi ve Arapça-Farsça sözcüklerin kullanımı bu dönemde oldukça azalmıştır.

Cumhuriyet Dönemi Halk Şiirinin Önemli Temsilcileri:

1. ÂŞIK VEYSEL ŞATIROĞLU (1894 – 1973)
     Sivas’ın Şarkışla ilçesinde doğan şair, gözlerini küçük yaşlarda kaybetmiş ve öğrenim görememiştir.
     Şiirlerinde vatan, toprak sevgisi ve aşkı işlemiştir.
     Ahmet Kutsi Tecer tarafından keşfedilmiş, şiirlerini hece ölçüsüyle yazmıştır.
    “Kara Toprak”, “Uzun İnce Bir Yoldayım” gibi şiirleriyle oldukça sevilmiştir.

Eseri:
Şiir: Dostlar Beni Hatırlasın

UZUN İNCE BİR YOLDAYIM

Uzun ince bir yoldayım
Gidiyorum gündüz gece
Bilmiyorum ne haldeyim
Gidiyorum gündüz gece

Dünyaya geldiğim anda
Yürüdüm aynı zamanda
İki kapılı bir handa
Gidiyorum gündüz gece

Kırkdokuz yıl bu yollarda
Ovalarda dağlarda çöllerde
Düşmüşüm gurbet ellerde
Gidiyorum gündüz gece

Şaşar Veysel iş bu hale
Kah ağlaya kah güle
Yetişmek için menzile
Gidiyorum gündüz gece


2. ABDURRAHİM KARAKOÇ (1932 – 2012)
     Saz çalmamakla birlikte şiirlerini halk şiiri gelenekleri doğrultusunda yazmıştır.
     Politik taşlamalarıyla tanınan şair, “Mihriban” adlı şiiriyle geniş kesimler tarafından sevilmiştir.
Eserleri:
Şiir: Hasan’a Mektuplar, Haber Bülteni, Kan Yazısı, Vur Emri, Beşinci Mevsim

MİHRİBAN

Sarı saçlarına deli gönlümü
Bağlamışlar, çözülmüyor Mihriban.
Ayrılıktan zor belleme ölümü
Görmeyince sezilmiyor Mihriban.

Yâr deyince, kalem elden düşüyor
Gözlerim görmüyor, aklım şaşıyor
Lâmbada titreyen alev üşüyor
Aşk, kâğıda yazılmıyor Mihriban.

Önce naz, sonra söz ve sonra hile...
Sevilen, seveni düşürür dile
Seneler, asırlar değişse bile
Eski töre bozulmuyor Mihriban.

Tabiplerde ilâç yoktur yarama
Aşk deyince ötesini arama
Her nesnenin bir bitimi var ama
Aşka hudut çizilmiyor Mihriban.

Boşa bağlanmamış bülbül, gülüne
Kar koysan köz olur aşkın külüne...
Şaştım kara bahtın tahammülüne
Taşa çalsam ezilmiyor Mihriban.

Tarife sığmıyor aşkın anlamı
Ancak çeken bilir bu derdi, gamı
Bir kördüğüm baştan sona tamamı...
Çözemedim... Çözülmüyor Mihriban.


3. ÂŞIK MAHSUNİ ŞERİF (1940 – 2002)
     Halkın sıkıntılarını toplumcu bir bakış açısıyla anlatmış, güncel siyaseti konu alan politik şiirler ve taşlamalar yazmıştır.
     Şiirlerini saz eşliğinde söylemiştir.
Eserleri:
Şiir: İşte Gidiyorum Çeşm-i Siyahım, Bu Mezarda Bir Garip Var, Dom Dom Kurşunu, Yuh Yuh, Bizden Geriler

MAMUDO KURBAN

Madem dünyaya dargınsın
Mamudo kurban niye doğdun?
Kader yolunda yorgunsun
Mamudo kurban niye doğdun?

Kurban gelir payın yoktur
Haftan yoktur ayın yoktur
Ankara'da dayın yoktur
Mamudo kurban niye doğdun?

Kim okuyup yazar seni
Rüzgar değse bozar seni
Ölsen kovar mezar seni
Mamudo kurban niye doğdun?

Adam olmasaydın neydin
Gelir miydin hiç bilseydin
Keşke doğmadan ölseydin
Mamudo kurban niye doğdun?

Akar yaşın şakır şakır
Tahta döşek takır takır
Ölüler senden rahattır
Mamudo kurban niye doğdun?

Mahzuni işin doğrusu
Öter zalimin borusu
Dayımın öksüz yavrusu
Mamudo kurban niye doğdun?


4. ÂŞIK MURAT ÇOBANOĞLU (1940 – 2005)
     Âşıklık geleneğinin bir parçası olan türkülü hikâyeler anlatma konusunda oldukça başarılıdır.
     Kendi türkülerinin yanında usta malı türküleri de genç kuşaklara aktarmıştır.
Eserleri:
Şiir: Cumhuriyet Destanı, Öğretmen, Dertli Bülbül, Neyine Güvenemem Yalan Dünyanın, Yaradan

ÖĞRETMEN

Ana baba gibi emeği vardır
Ağızdır, lisandır, dildir öğretmen
Sevgisi, şefkati insana yardır
Vücuttur kanattır koldur öğretmen

Talebe okulun yeşil fidanı
Yanan bir ocağın sönmez dumanı
Öğretmendir yaraların dermanı
Arıdır, kovandır, baldır öğretmen

Öğretmendir bize gösteren yolu
Odur talebenin kanadı kolu
Öğretmen hazinedir, doludur dolu
Yapraktır, ağaçtır, daldır öğretmen

Öğretmendir fabrikanın temeli
Öğretmendir bütün dünyanın dili
Bütün insanlara uzanır eli
Bize ışık tutan yoldur öğretmen

Öğretmendir ışık veren dünyaya
Öğretmendir bizi götüren aya
Öğretmenin ilmi benzer deryaya
Irmaktır denizdir göldür öğretmen

Sende yetişmiştir nice paşalar
Öğretmensiz açılır mı kapılar
Temelinden sağlam olan yapılar
Çobanoğlu der ki güldür öğretmen


5. ÂŞIK ŞEREF TAŞLIOVA (1938 – 2014)
     Günümüz saz şiirinin önde gelen temsilcilerindendir.  Şiirlerinde aşk, hasret, tabiat ve sosyal konuları işlemiştir.
Eserleri:
Şiir: Ben Bir Şeyda Bülbül, Güzel Görünür, Gönül Bahçesi

ASYALI GÜZEL

 Buğday tenli, kalem kaşlı, gül yüzlü,
 Sen ne güzel cansın, Asyalı güzel.
 Hoş bakışlı, tatlı dilli, tok sözlü,
 Çok nazik insansın, Asyalı güzel.

 Aynı çizgideniz, ötemiz birdir,
 Vatanım Türkiye, kıtamız birdir,
 Belki ecdadımız, atamız birdir,
 Damarımda kansın, Asyalı güzel.

 Örnek alsın Avrupa’nın her yanı,
Ey bizim kıtanın kibar insanı,
Sendeki güzellik cennet nişanı,
Hûrisin, gılmansın, Asyalı güzel.

 Rengârenk giyinmiş çiçek gibisin,
 Ak benizli, salma saçak gibisin,
 Bakışınla keskin bıçak gibisin,
 Tahtında sultansın, Asyalı güzel.

 Uzaklardan size geldim ben garip,
 Singapur’da hava sıcak sen garip,
 Gülüşün hoş, bakış baygın, yön garip,
 Bir ürkek ceylansın, Asyalı güzel.

 Japon mu, Tayvan mı, Malezyalı mı?
Singapurlu, Hintli, yoksa Çinli mi?
 Dilin bilmem anlatamam hâlimi,
Şensin, mihribansın, Asyalı güzel.

ŞEREF, Singapur’u dolandım gezdim,
 Gönül eleğinden eledim süzdüm,
 Türküler söyledim, şiirler yazdım,
 Dilime destansın, Asyalı güzel.

6. ÂŞIK FEYMANİ (1942 – …)
     Asıl adı Osman Taşkaya’dır. Şiirlerinde tasavvufi deyişlere yer veren şair, atışma alanında büyük başarı göstermiştir. Çukurovalı âşıklar arasında büyük saygınlığı vardır. Adına şenlikler düzenlenen Âşık Feymani’nin sayısını bilmediği binlerce eseri ve bu eserler sayesinde aldığı onlarca ödülü var. Âşık Feymani:” Aşk insanın içine işler onu çıkarıp atmak çok zordur. Üzeri küllerle örtülmüş bir kor gibidir bu. Bir rüzgâr estiğinde o küller dağılır ve kor yeniden alevlenir. Âşık âşıktır. Âşık olmak da bir gönül sanatıdır.” diye tanımlıyor Âşıklığı.
Eserleri:
Şiir: Ahu Gözlüm, Barışmam, Anadolu’m, Mevlana, Elveda, Bugün Bayramdır

AHU GÖZLÜM

Ahu gözlüm tut elimden,
Vazgeçmeden emelimden,
Aşkın beni temelimden,
Yıkmadan gel, yakmadan gel.

Derde salmadan başımı,
Noksan etmeden işimi,
Damla damla gözyaşımı,
Dökmeden gel, akmadan gel.

Göz değmeden yapımıza,
Yıkılmadan tapımıza,
Kara deve kapımıza,
Çökmeden gel, ıkmadan gel.

Kader bağlamadan zincir,
Bağlar ise gönül incir,
Felek ocağıma incir,
Dikmeden gel, ekmeden gel.

Bu ayrılık telimizi,
Bulandırır selimizi,
Hasret, gurbet belimizi,
Bükmeden gel, bıkmadan gel.

Feymânî’yim kaçma benden,
Gönül usanmadı senden,
Ecel tatlı canı tenden,
Çekmeden gel, çıkmadan gel.


7. ÂŞIK REYHANİ (1932 – 2006)
     1932 yılında Erzurum’a bağlı Hasankale'nin Alvar köyünde doğdu. Asıl adı Yaşar Yılmaz'dır. İran'dan göçen babası önce Kars'a daha sonra Erzurum'a yerleşti. Âşık Reyhani'nin çocukluğu köyünde geçti. Zaman zaman komşu köylere gitme olanağı bulduysa da daha başka yerlere gidemedi. Okuma yazmayı okula gitmeden öğrendi. Sonraki yıllarda ise dışarıdan sınava girerek diploma aldı.
     Küçük yaşlarda köyüne gelen âşıklardan etkilendi. Hem âşıklardan dinleyerek hem de eline geçen kitapları okuyarak birçok halk hikâyesini öğrendi. Kendi âşıklığı ve şiir yazmaya başlaması 18 yaşından sonradır.
     Reyhani, rüyasında gördüğü bir kıza âşık oldu. Kısa bir süre sonra da kızı kaçırdı. Birkaç ay geçmeden evliliği geçimsizliğe ve huzursuzluğa dönüştü. Bunun üzerine karısının ailesi kızlarını alarak başka biriyle evlendirdiler. Âşık Reyhani, bu dönemden sonra Dertli mahlasıyla şiirler yazmaya, türkü söylemeye başladı. Ancak bu mahlası uzun süre kullanmadan, Bayburtlu Âşık Hicrâni tarafından Reyhani mahlası verildi.
     Konya Âşıklar Bayramına aralıksız katılan yedi âşıktan biridir. Eski âşıkların dışında, yetiştiği Huzuri Baba, Nihani, Cevlani, Efkari, Murat Çobanoğlu'nun babası Gülistan Çobanoğlu gibi âşıklardan gelenek ve usul öğrendi.
     İran'dan Avrupa'ya birçok ülkede türkü söyleyen Aşık Reyhani, katıldığı yarışmalarda da birçoğu birincilik olmak üzere çeşitli ödüller aldı. 1980'li yılların başında Erzurum'da bulunan Doğu Ozanları Derneğinin başkanlığına getirildi.
     Şiirleri birçok gazete, dergi ve araştırmada yaralan ve çeşitli radyo ve televizyon programlarına katılan Aşık Reyhani'nin, şiirlerinin bir bölümünü topladığı "Alvarlı Reyhani" (1962), "Böyle Bağlar" (1966), "Kervan" (1988) ve bazı düşünce ve şiirlerinden oluşan "Şu Tepenin Arkasında" adlı kitapları Dilaver Düzgün tarafından hazırlanan "Aşık Yaşar Reyhani", (1997) adlı kitap bulunmaktadır.

BİR KARA GÖZLÜ YAR
 
Bir kara gözlü yar yıllarca evvel
Berrak bir pınarın başında idi
Peri kadar saçlı huriden güzel
Durgun yüzlü on dört yaşında idi
 
Tam on dört gecelik ayın yarısı
Pembe tül altından sızan sarısı
Adım adım takip eden birisi
Her dakka her saat peşinde idi
 
Sonra onu ben yitirdim el buldu
O zaman gönlümde yol iki oldu
Üç yıl sonra sordum dediler öldü
Hayali bir mezar taşında idi
 
Ben yine o yüzü görürüm bazı
Başka zaman değil çalınca sazı
Satırıma yazdığım gün o kızı
İlham hızı çatık kaşında idi
 
Reyhani’yim derdim izah etmeye
Yüz yıl yazsam imkânı yok bitmeye
Bülbülümü koymadılar ötmeye
Mevsim elli birin kışında idi

Powered by OrdaSoft!