Osmanlı devletinin son yıllarında, Fransız ihtilalinin tesiri ile milli devlet ve bağımsızlık fikirleri dünyayı derinden etkilemiş, İngiltere, Fransa, Rusya ve diğer Avrupa ülkelerinin de desteği ile başta Balkan ülkeleri olmak üzere topraklar elden çıkmaya başlamıştı. Bu dönemde devleti ayakta tutmaya çalışan aydınları etkileyen üç ideoloji vardı: Türkçülük, İslamcılık, Garplılaşma (batıcılık). Bu ideolojiler bazen gruplaşmaları beraberinde getirmiş, bazen bir kişinin iki ideolojiye de hizmet ettiği görülmüştür. Toplum hayatındaki bu gelişmelerin edebiyatı da etkilememesi elbette düşünülemezdi. Divan-ı Türki-i Basit akımından Ziya Paşa'nın fikirlerine kadar aydınlarda bilinçaltında yaşayan milli duygular nihayet bir vesile ile, bir edebi akım olarak ortaya çıkacaktı: 1911 yılında Selanik’te çıkan “Genç Kalemler” dergisinde Ömer Seyfettin’in “Yeni Lisan” adlı makalesinin yayımlanmasıyla başlar. Milli Edebiyat hareketi öncelikle bir dil hareketidir. Sade Türkçe’nin bir dava olarak ele alınması ilk kez bu dergide ortaya konulmuştur. “Milli Edebiyat” terimi de ilk defa bu dergide kullanılmıştır. Bu dönem sanatçılarının şiir anlayışıyla, Fecr-i Ati topluluğunun şiir anlayışı birbirinden pek farklı değildir. “Şiir vicdani bir keyfiyettir” düşüncesinde olan şairleri bireysel konuları işlerler. Daha sonra 1917 yılında yaptıkları bir toplantıda, hece ölçüsünü kullanma, günlük konuşma diliyle yazma noktasında birleşen şairlerin, içerik konusunda her birinin ayrı bir yaklaşımda olduğu gözlenir. Bu dönem sanatçıları Divan edebiyatını, Doğu edebiyatının, sonrasını ise Batı edebiyatının taklitçisi olmakla suçlarlar.
     Şiirde daha çok kişisel konulara yönelen bu dönem sanatçıları, roman ve hikâyelerinde sosyal meselelere eğilmişler; milliyetçilik düşüncesi, Kurtuluş savaşı gibi konuları ele almışlardır. Konuların İstanbul dışına çıkarılması da bu dönemin belirgin özelliklerindendir. Ayrıca “aşk” bu dönem roman ve hikâyesinin en önemli teması olarak dikkat çeker. Bu eserlerde dil günlük konuşma dilidir.
     Bu akımı asıl milli kılan dil anlayışıdır. Edebiyat Servet-i Fünun ve Fecr-i Ati'de nasıl halk dilinden iyice uzaklaşmışsa bu akımla tam tersi olmuş, halk yazarını ve şairini tercümansız anlama imkanına kavuşmuştur. Bu akımdakilerin dil anlayışları:
1) Yabancı dilbilgisi kuralları, Arapça, Farsça ad ve sıfat tamlamaları bırakılmalıdır.
2) Yabancı kelimeler, kendi dillerinde dilbilgisi bakımından hangi türden olursa olsun, Türkçede ne olarak kullanılıyorsa, dilbilgisi yönünden o türden sayılmalıdır.
3) Arapça ve Farsçadan gelen kelimelerden, konuşma diline kadar girip yaygınlaşmış olanlar Türkçeleşmiş sayılmalı ve kullanılmasına devam edilmelidir.
4) İstanbul ağzı yazı dilimize esas alınmalıdır.
5) Terimler bilimle ilgili oldukları için aynen kullanılmalı, hangi dilden olduğuna bakılmamalıdır.

Milli Edebiyat Akımının Öncüleri

ÖMER SEYFETTİN (1884-1920): Milli Edebiyat hareketinin önderlerinden olan sanatçı daha çok hikâyeleriyle tanınmıştır. “Yeni Lisan” makalesinde ortaya koyduğu görüşlerini, hikâyelerinde uygulamaya çalışmış ve başarılı olmuştur. Dilimizin sadeleşmesinde önemli yeri olan Ömer Seyfettin, anılarından, tarihteki kahramanlıklardan ve günlük yaşayışlardan yararlanarak, gücünü çekici anlatımından, olaylardan alan, çoğunlukla beklenmedik sonuçlarla biten hikâyeleriyle edebiyatımızda önemli bir yer tutar.
     Hikâyeleri: İlk Düşen Ak, Yüksek Ökçeler, Bomba, Gizli Mabet, Asilzadeler, Bahar ve Kelebekler, Beyaz Lale kitaplarında toplanmıştır. Hikâyeleri birçok yabancı dile çevrilmiştir. Türk edebiyatının en çok okunan hikâye yazarıdır.

ZİYA GÖKALP (1876-1924): Şiiri, düşüncelerini halka yaymak için bir araç olarak kabul eden sanatçı, bu türde sanatsal yönden güçlü ürünler vermemiştir. Daha çok Türkçülük düşüncesini sistemleştiren bir düşünür ve sosyolog olarak tanınmıştır. Önceleri, bütün dünya Türklerini bir bayrak altında toplamayı amaçlayan “Turancılık ”görüşüne bağlıyken, sonraları “Türkiye Türkçülüğü” düşüncesine yönelir. 
     Günlük konuşma diliyle yazı dilinin birleştirilmesi gerektiğine inanan sanatçı eserlerinde bunu başarıyla uygular. Şiirlerinde hece ölçüsünü kullanan Ziya Gökalp (Turan adlı şiiri hariç), konu olarak daha çok eski Türk tarihine, İslamiyet öncesi dönemlere yönelir. Ayrıca yurt, millet, ahlak, din ve medeniyet gibi konuları da eğitici bir yaklaşımla ele alır.

  
Ala Geyik


Çocuktum, ufacıktım,
Top oynadım,acıktım.

Buldum yerde bir erik,
Kaptı bir Ala Geyik.

Geyik kaçtı ormana,
Bindim bir ak doğana.

Doğan, yolu şaşırdı,
Kaf Dağından aşırdı.

Attı beni bir göle;
Gölden çıktım bir çöle,

Çölde buldum izini,
Koştum, tuttum dizini.

Geyik beni görünce,
Düştü büyük sevince.

Verdi bana bir elma,
Dedi, dinlenme, durma.

Dağdan yürü, kırdan git,
Altın Köşke çabuk yet.

Seni bekler ezeli,
Orda dünya güzeli.

Bin yıllık çile doldu!
Bunu dedi, kayboldu.

Yedim sırlı elmayı,
Gördüm gizli dünyayı.

Gündüz oldu, geceler;
Ak sakallı cüceler,

Korkunç devler hortladı,
Cinler, cirit oynadı.

Kesik başlar yürürdü,
Saçlarını sürürdü.

Bir de baktım, melekler,
Başlarında çiçekler.

Devlere el bağlıyor,
Gizli gizli ağlıyor.

Kılıcımı çıkardım,
Perileri kurtardım.

Kurtardığım periler,
Adım adım geriler,

Kanadını açardı,
Selam verir, kaçardı.

Az, uz gittim, dolaştım,
Altın Köşke ulaştım.

Bir kapısı açıktı,
Öteki kapanıktı.

Kapalıyı açarak,
Açığa vurdum kapak.

At önünde et vardı,
İt, ot yemez ağlardı;

Otu ata yedirdim,
Eti ite yedirdim.

Açtım bir elmas oda;
Dev şahı uykuda

Gördüm, kestim başını,
Dedim, Ey dev nerede?

Nerede Dünya Güzeli?
Dedi, Elinde eli!

Döndüm, baktım. Bir Kırgız
Elbiseli güzel kız.

Durmuş, bakar yanımda,
Şimşek çaktı canımda.

Güldü, dedi, Türk Beyi!
Tanıdın mı geyiği?

Kimse, beni bu devden
Alamazdı. Ancak sen,

Kaya deldin, dağ yardın,
Geldin, beni kurtardın.

Ah o imiş anladım,
Sevincimden ağladım,

Dedim, Turan Meleği!
Türkün yüce dileği!

Yüz milyon Türk bu anda
Seni bekler Turanda.

Haydi, çabuk varalım,
Karanlığı yaralım;

Sönük ocak canlansın,
Yoksul ülke şanlansın

İndik, iti okşadık,
At sırtına atladık.

Geçtik nice dağ, kaya,
Geldik Demirkapıya.

Kapanması, çok yıldı,
Açıl! dedim, açıldı.

Yol verince gizli yurt,
Aldı bizi Bozkurt,

Kaf Dağından geçirdi,
Türk Eline getirdi.

Şiirleri: Kızıl Elma, Altın Işık, Yeni Hayat
Nesirleri: “Türkçülüğün Esasları”, “Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak”; “Türk Medeniyeti Tarihi”, “Malta Mektupları”.

REFİK HALİT KARAY (1888-1965): Milli Edebiyat ve Cumhuriyet döneminin en ünlü öykü veroman yazarlarındandır. Önce Fecr-i Ati edebiyatına 1917’den sonra ise Milli Edebiyata katılır. Kurtuluş Savaşı’na karşı yazılarından dolayı tutuklanacağı zaman Halep’e kaçar. Çıkarılan bir af üzerine 1938’de Türkiye’ye döner. Anadolu gerçeğinin ilk olarak Refik Halit Karay ’ın “Memleket Hikâyeleri” adlı eseri ile edebiyata girdiği kabul edilir. Güçlü bir gözlemci olan yazar, betimlemelerinde de nesneldir. Realist bir anlayışa sahip olan yazarın sade bir dili ve yalın bir anlatımı vardır. Mizah ve eleştiri onun eserlerinin ayrılmaz unsurlarıdır. Öykü ve romandan başka, anı, deneme, fıkra ve tiyatro türlerinde de eserler vermiştir.
Hikâyeleri: Memleket Hikâyeleri, Gurbet Hikâyeleri
Romanları: Sürgün , Nilgün, Bugünün Saraylısı, İstanbul’un bir Yüzü……
Mizah yazıları: Kirpinin dedikleri

HALİDE EDİP ADIVAR (1884-1964): Daha çok İngiliz edebiyatındaki romanlardın etkilenen sanatçının eserlerini üç grupta inceleyebiliriz. Kadın psikolojisine eğildi romanları (Seviye Talip, Raik’in Annesi, Handan), Kurtuluş Savaşı’nı anlattığı romanları (Vurun Kahpeye, Ateşten Gömlek), toplumsal konuları ele aldığı töre romanları (Sinekli Bakkal, Tatarcık, Sonsuz Panayır….)
Romanları: Yeni Turan, Kalp Ağrısı, Zeyno’nun Oğlu
Hatırat: Türk’ün Ateşle imtihanı, Mor salkımlı Ev
Hikayeleri: Harap mabetler, Dağa Çıkan Kurt, Kubbede Kalan Hoş Sada
Yazarın birçok araştırma yazısı ve çevirisi de vardır.

REŞAT NURİ GÜNTEKİN (1889-1956): Realist bir anlayışa sahip olan yazar Milli Eğitim müfettişliği görevi ile Anadolu’yu dolaşmış, buradaki yaşamı gözlemlemiş, bu gözlemlerini yalın bir dil ve anlatımla eserlerinde dile getirmiştir.
     Reşat Nuri Güntekin, romanlarında yoğun bir Anadolu atmosferi vardır. Bu atmosfer içinde yurt ve toplam gerçeklerini, töreden kaynaklanan doğru ya da yanlış inanışları ele alır. Bu konular, öykülerinde, mizah unsuruyla da birleştirilerek verilir. Yazar, ilk ününü, duygusal bir aşkı dile getirdiği ve birçok yönleriyle Anadolu’yu anlattığı “Çalıkuşu” romanıyla sağlamıştır. Sanatçının önemli eserleri şunlardır:
Romanları: Çalıkuşu, Damga, Yeşil Gece, Yaprak Dökümü, Bir Kadın Düşmanı, Miskinler Tekkesi, Kan Davası…
Hikâyeleri: Tanrı Misafiri, Leyla ile Mecnun,  Olağan İşler…
Tiyatro: Hançer, Hülleci, Tanrı Dağı Ziyafeti…

MEHMET FUAT KÖPRÜLÜ (1890-1966): Türk Edebiyatı araştırmalarını sistemleştiren ve edebiyat tarihçişi olarak ün kazanan sanatçının eserleri de bu yoldadır. Bugün bilinen birçok şair Mehmet Fuat Köprülü ’nün araştırmaları sonucunda ortaya çıkarılmıştır.
Edebiyat Tarihi: Türk Edebiyatı Tarihi, Türk Edebiyatında ilk Mutasavvıflar, Divan Edebiyatı Antolojisi, Türk Saz Şairleri Antolojisi.

YAKUP KARDİ KARAOSMANOGLU (1889-1974): Yakup Kadri Karaosmanoğlu, romanlarında kusursuz bir anlatım ve sağlam tekniği ile dikkat çeken sanatçı, tarihi ve sosyal olaylardan her birini bir romanına konu edinerek, Tanzimat dönemiyle Atatürk Türkiyesi arasındaki dönem ve kuşakların geçirdikleri sosyal değişiklik ve bunalımları yaşayış ve görüş ayrılıklarını işlemiş: düşünce ve teze dayalı özlü yapıtlar vermiştir. Eserlerini ve muhtevası:

“Hep o şarkı ” da Abdülaziz döneminin hayatını,
“Bir Sürgün ”de II. Abdülhamit’in yönetimiyle savaşmak için Fransa’ya kaçan Jön Türkler,
“Kiralık Konak”ta Tanzimat’tan I. Dünya Savaşı’na kadar yetişen üç kuşaktaki görüş ayrılığı,
“Hüküm Gecesi” nde Meşrutiyet devrindeki Bektaşi tekkelerinin  durumu,
“Sodom ve Gomore” de mütareke döneminde, işgal altındaki İstanbul’da ortaya çıkan ahlaki çöküntü,
“Yaban”da Kurtuluş Savaşı yıllanrındaki bir Anadolu köyü,
“Ankara” da yeni başkentin üç dönemi,
“Panorama I ve  II” de Cumhuriyet döneminin 1952’ye kadarki durumunu bir bir ele almıştır.

Diğer eserleri:
Anı: Zoraki Diplomat, Politikada 45 yıl,Vatan Yolunda, Gençlik ve Edebiyat Hatıraları….
Monografi: Ahmet Haşim, Atatürk
Mensur şiirleri: Erenlerin Bağından, Okun Ucundan
Hikayeleri: Bir Serencam, Rahmet, Milli Savaş Hikayeleri
Tiyatro eserleri: Nirvana, Veda, Sağanak, Mağara
Önemli Makaleleri: İzmir’den Bursa’ya, Ergenekon, Kadınlık ve Kadınlarımız….

YAHYA KEMAL BEYATLI (1884-1958): Milli Edebiyat hareketini makaleleri ve konferanslarıyla destekleyen Yahya Kemal in, esasen, kendine özgü Milli Edebiyatınkinden farklı bir anlayışı vardır. İstanbul şairi olarak tanınır. Osmanlı İmparatorluğunun geçmişteki parlak günlerine büyük bir özlem duyar. Başlıca konuları: İstanbul, tarih, yurt sevgisi, aşk, ölüm ve sonsuzluktur. Divan şiirinin özünü kakalama çabası içinde olan sanatçı, eski şiirin ölçü, uyak ve ahenk unsurunu ön planda tutmuştur. Onun eserlerinde malzeme eski, şiir ise yenidir. Örneğin, Divan Edebiyatında aşkı terennüm eden gazel biçimiyle kahramanlık şiirleri ve İstanbul’a duyduğu sevgiyi dile getiren şiirler yazmıştır.

                       VUSLAT

   Bir uykuyu cananla beraber uyuyanlar,
   Ömrün bütün ikbalini vuslatta duyanlar,
   Bir hazzı tükenmez gece sanmakla zamanı,
   Görmezler ufuklarda şafak söktüğü anı.
   Gördükleri rü'ya,ezeli bahçedir aşka;
   Her mevsimi bir yaz ve esen rüzgarı başka,
   Bülbülden o eğlencede feryad işitilmez,
   Gül solmayı,mehtab azalıp bitmeği bilmez;
   Gök kubbesi her lahza bütün gözlere mavi,
   Zenginler o cennette fakirlerle müsavi;
   Sevdaları hulyalı havuzlarda serinler,
   Sonsuz gibi bir fıskiye ahengini dinler.

   Bir ruh o derin bahçede bir def'a yaşarsa,
   Boynunda onun kolları,koynunda o varsa,
   Dalmışsa,onun saçlarının rayihasiyle.
   Sevmekteki efsunu duyar her nefesiyle;
   Yıldızları boydan boya doğmuş gibi, varlık,
   Bir mu'cize halinde,o gözlerdedir artık;
   Kanmaz en uzun buseye,öptükçe susuzdur.
   Zira susatan zevk o dudaklardaki tuzdur;
   İnsan ne yaratmışsa yaratmıştır o tuzdan,
   Bir sır gibidir az çok ilah olduğumuzdan.

   Onlar ki bu güller tutuşan bahçededirler.
   Bir gün, nereden,hangi tesadüfle gelirler?
   Aşk onları sevk ettiği günlerde,kaderden,
   Rüzgar gibi bir şevk alır oldukları yerden;
   Geldikleri yol... Ömrün ışıktan yoludur o:
   Alemde bir akşam ne semavi koşudur o!
   Dört atlı o gerdune gelirken dolu dizgin,
   Sevmiş iki ruh,ufku görürler daha engin.
   Simaları gittikçe parıldar bu zaferle,
   Gök her tarafından donanır meş'alelerle.

   Bir uykuyu cananla beraber uyuyanlar,
   Varlıkta bütün zevki o cennette duyanlar,
   Dünyayı unutmuş bulunurken o sularda,
   -Zalim saat ihmal edilen vakti çalar da-
   Bir an uyanırlarsa leziz uykularından,
   Baştanbaşa, her yer kesilir kapkara zindan.
   Bir faciadır böyle bir âlemde uyanmak,
   Günden güne hicranla bunalmış gibi yanmak.
   Ey talih! Ölümden de beterdir bu karanlık;
   Ey aşk! O gönüller sana mal oldular artık;
   Ey vuslat! O aşıkları efsununa ram et!
   Ey tatlı ve ulvi gece! Yıllarca devam et!

Şiir kitapları: kendi Gök Kubbemiz, Eski Şiirin Rüzgârıyla, Rubailer,
Nesir Kitapları: Aziz İstanbul, Eğil Dağlar, Siyasi ve Edebi Portreler, Siyasi Hikayeler, Edebiyat Dair.

Hecenin Beş Şairi (Beş Hececiler)

     Bu şairler,  19117de Selanik’te “Genç Kalemler” dergisinde başlayan Milli Edebiyat akımının ilkelerine bağlı olarak, halk şiirimizin özelliklerinden, yerli kaynaklarımızdan yararlanarak, şiirimizin aruzdan heceye geçişinde önemli rol oynamışlardır. Şiirlerinde Anadolu manzaralarını ve Anadolu yaşayışını coşkulu bir dille işlemişlerdir. Hece ölçüsünün genellikle 11’li ve 14’lü kalıbını kullanmışlardır. Daha sonraları, yeni biçimler arayarak oldukça uzun şiirler de yazmışlardır. Eserlerindeki dil ise konuşma dilidir. Bu şairlerimiz şunlardır:

Halit Fahri Ozansoy
Enis Behiç Koryürek
Yusuf Ziya Ortaç
Orhan Seyfi Orhon
Faruz Nafız Çamlıbel

Milli Edebiyat Dönemi Tiyatrosu
 
    Bu dönemde özel tiyatroların yanında Darülbedâyi’nin kuruluşu (1914), tiyatronun gelişmesi açısından önemli bir aşamadır.
     Darülbedâyi (Güzel Sanatlar Okulu); sanatçı yetiştirecek, tiyatro eğitimi verecek, tiyatroyu okullaştıracak bir kurumdur. Bu kurumun başına Fransız tiyatrosunun ünlü rejisörlerinden Andre Antoine (Andre Antuvan) getirilir. Burada okuma, telâffuz, dram, dans, edebiyat gibi dersler verilir, önemli tiyatro adamları yetiştirilir.
     Ünlü tiyatro adamımız Muhsin Ertuğrul da Darülbedâyi’de öğretmenlik yapar. Daha sonra (1927-1928) Darülbedâyi’nin başına getirilir ve çağdaş tiyatronun kurulmasına büyük katkıları olur. Bu döneme kadar kadın oyuncular azınlıklardan seçilmekteydi. İlk defa Müslüman kadın oyuncu Afife Jale’nin sahneye çıkmasıyla Müslüman kadınlara da sahne yolu açılmıştır.
     Millî Edebiyat döneminde Türkçülük akımı, tiyatroda daha fazla hissedilir. Ancak savaş yıllarıdır. Ekonomik sıkıntılar, karamsarlık, yılgınlık da vardır. Bunlar tiyatroya da yansır. Siyasal ve belgesel nitelikli oyunlar, istibdat dönemi eleştirileri, saray yaşamı, sosyal dramlar ve aile dramları tiyatroda ilgi görür. Yakın tarih, Türk dünyası idealleri tiyatro eserlerine konu olur.
     İbnürrefik Ahmet Nuri Sekizinci, Musahipzade Celâl, bu dönemde sadece tiyatroyla uğraşan yazarlardır. Ayrıca Aka Gündüz, Reşat Nuri Güntekin, Halit Fahri Ozansoy, Yusuf Ziya Ortaç, Faruk Nafiz Çamlıbel, Mithat Cemal Kuntay, Refik Halit Karay, Halide Edip Adıvar, Raif Necdet gibi yazarlar da tiyatro eserleri yazmışlardır.

Powered by OrdaSoft!