A. Eş Anlamlı Kelimeler (Anlamdaşlık)
       Başlangıçta hiçbir dilde bir kavramı yansıtmak için birden çok gösterge (sözcük) yoktu. Yani aynı dilde iki ayrı sözcük bütünüyle aynı anlamda kullanılmamıştır. Günümüzde de kelimeler aynı anlamı yansıtır gibi görünseler de, aralarında ince kullanım ayrımları vardır. Bunları da "yakın anlamlılık" olarak adlandırabiliriz.
     Bir dilde, birbirine yakın anlamda olan kelimelerin çok olması, o dilin zenginliğini, işlenmişliğini gösteren özelliklerdendir. Sözcük bilimi yönünden yapılan incelemelerde Türkçenin tarih boyunca eş anlamlılık ya da yakın anlamlılık yönünden oldukça zengin bir dil olduğunu göstermiştir. Eski Türkçe döneminde tam eş anlamlı sayabileceğimiz pek çok sözcük bulunmaktadır: “tün - kiçe(gece)”, "küç - erk (güç)" gibi. Daha sonraki dönemlerde Arapça ve Farsçanın etkisiyle kimi yerli kelimeler unutulmuş, birçok yabancı sözcüğün yerli olanlarla bir arada yaşadığı görülmüştür.
     Tanzimat’tan sonra Fransızca, yakın tarihimizde ise İngilizcenin etkisiyle bu kez de Batı dillerinde alınan kimi kelimeler yerlileriyle birlikte kullanılmıştır. Bugün Türkiye Türkçesinde kullanılan, her ikisi de Türkçe olan eş anlamlı sözcük sayısı oldukça azdır: duymak - işitmek, darılmak - gücenmek, çoğalmak - artmak, demek - söylemek gibi. Eş anlamlılık genelde Türkçesiyle birlikte kullanılan yabancı kelimeler arasında görülmektedir.

Örnekler:
olanak/imkân
yanıt/cevap
etki/tesir
simge/sembol
görev/vazife
sorun/problem
yüzyıl/asır
etken/faktör
ayrıntı/detay
güncel/aktüel
pasif/edilgen
aktif/etken

     Tek başlarına kullanıldığında eş ya da yakın anlamlı gibi görülen kelimeler cümle içinde bu anlam ilişkisini korumayabilir.

Örnek:

Siyah saçlarını omuzlarına dökmüştü. ("Siyah" sözcüğünün eş anlamlısı "kara"dır.)
Kara gözlüm efkârlanma gül gayri.
Dost kara günde belli olur. (“Siyah” anlamca “kara” ile eş anlamlı değildir.)
Alnımızın kara yazısı bu.

B. Zıt (Karşıt) Anlamlı Kelimeler (Ters anlamlılık)

     Her dilde olduğu gibi, Türkçede de birbirine yakın, aynı kavram alanı içinde bulunan kelimelerin yanı sıra birbirine büsbütün zıt kavramlar da bulunmaktadır.

Örnekler:
iri-ufak
kısa-uzun
uzak - yakın
büyük - küçük
zayıf - semiz
ıslak - kuru
gece - gündüz
iyi - kötü
ileri - geri
acı - tatlı

     Yakın anlamlılıkta olduğu gibi zıt (karşıt) anlamlılıkta da Arapça ve Farsçadan gelerek dilimize yerleşmiş kelimelerin büyük bir payı vardır.
     Zıt (karşıt) anlamlı kelimeler, şu şekillerde incelenebilir:
     Bazı kavramlar birbirine ters kutuplarda yer alır ve kutupsal bir zıtlık özelliği taşır.

Örnekler:

kalın - ince , çok - az , erkek - dişi , derin - sığ, doğru – yanlı, güzel - çirkin, canlı - ölü, taze - bayat, hafif - ağır, gece - gündüz

     Birbirleriyle ilgili olan bazı kavramlar arasında aynı konuyla ilgili ilişkisel bir zıtlık özelliği vardır.

Örnekler:

almak - satmak, oyuncu - seyirci , amir - memur, profesyonel -amatör, peşin - taksit

     İkili zıt anlamlı kelimelerin arasına kimi ögeler girdiğinde dereceli zıt anlamlılık ortaya çıkabilir.
Örnekler:
Küçük- orta- büyük
Soğuk- ılık- sıcak

     Bazı yön kavramları arasında zıtlık ilişkisi kurulabilir.

Örnekler:

sağ - sol, kuzey - güney, ileri - geri, öte - beri, doğu - batı , yukarı - aşağı

     Fiil (eylem) bildiren kavramların arasında zıtlık ilişkisi kurulabilir: binmek-inmek, çıkmak - inmek, itmek - çekmek, alçalmak - yükselmek, dağıtmak- toplamak, oturmak-kalkmak

     Tek başlarına düşünüldüğünde zıt anlamlı gibi görünen kimi kelimeler cümle içinde kazandığı anlamla zıtlık ilişkisi taşımaz.

Örnek:

“iyi - kötü”  zıt kavramlardır.
Bu işten iyi para kazandı, adam . (“iyi” sözcüğü bu cümlede “kötü” nün zıt anlamlısı değildir.)
Bu kötü işçiliğiyle bile para kazandı adam. (“iyi” ve "kötü" zıtlık ilişkisi taşımaz.)

C. Bağdaştırma ve Alışılmamış Bağdaştırma

     Dildeki göstergelerin (kelimelerin) anlam özelliklerine daha önceki bölümde değindik (Gerçek ve mecaz anlam, deyim ve ad aktarmaları). Şimdi de kelimelerin başka kelimelerle bir araya getirilmelerine, yarattıkları bileşimlere anlam açısından bakalım.
     Dünyada hiçbir dil, tek tek kelimelerle konuşulmaz, belli bir kavramı anlatmak üzere birden çok sözcük tamlama, deyim gibi söz grupları yaratmakta; bu yolla da duygu, düşünce ve mesajları yansıtabilmektedir. İşte dilin söz varlığı içindeki ögeleri, cümle ya da sözleri anlamlı, kabul edilebilir birimler halinde bir araya getirmeye bağdaştırma denir. “Çilek reçeli, kan portakalı, çelik bilek, yulaf ekmeği, yüksek okul, olgun domates" gibi bileşimler günlük dilde kulladığımız “alışılmış bağdaştırmalar”dır. Buradaki tamlama örneklerinde görüldüğü gibi kelimeler ve gösterdikleri kavramlar arasında bir bağdaştırma yapılabilir. Örneğin ekmeğin yulaftan yapılması, bileğin güçlü ve yenilmez olma noktasında çeliğe benzemesi gibi.
      Bir de alışılmamış bağdaştırmalar vardır ki bunlarda anlam belirleyicileri ile anlam ayırıcıları arasında bir uyum bulunmaz. “Beyaz” sözcüğüyle “beyaz gömlek, beyaz yüz, beyaz dişler” gibi tamlamalar oluştururken “beyaz titreyiş, beyaz korku, beyaz ölüm” gibi tamlamalar oluşturmayız. Bunlar alışılmamış bağdaştırmalardır. Ancak sanat ve şiir dilinde düşgücüne seslenmek ve imge yaratmak için kullanılır. Bu kullanımda kelimeler da mecaz anlam kazanmış, çok anlamlılık yaratmış olur.
     Aşağıdaki şiir parçalarını içerdikleri bağdaştırmalar yönünden inceleyelim:

Örnek

Baktım ki Kezban gidiyor elden
Baktım ki işin sonu kötü
Deh dedim aklımın eşeğine
Usulünce yürü

     Yukarıdaki şiirde "işin sonu" alışılmış bağdaştırma, "aklımın eşeği" alışılmamış bağdaştırmaya örnektir.

Örnek:

Taşlar görünüyor, köşe taşları
Çocuk koşuyor sirenlerin peşinden
Benim cebimde yalnızlık ağacı
Emziriyorum mavi ovayı

     Yukarıdaki şiirde "köşe taşları" alışılmış bağdaştırma; "yalnızlık ağacı" , "mavi ova" alışılmamış bağdaştırmaya örnektir.

D. Sesteşlik (Eş Adlılık)

     Dil içinde birbirleriyle hiç ilgisi olmayan iki varlık, nesne ya da kavramın ses ve yazım yönünden aynı niteliğe sahip kelimelerle anlatılmasıdır. Vücut bölümü olan "el" ile, bize göre başkası, yabancı olan "el" kavramları arasında hiçbir ilgi yokken her ikisi de aynı seslere ve yazıma sahip "el" sözcüğüyle ifade edilmektedir.

Bu durumu bir de aşağıdaki şemada örnekleyelim:

Örnek

gül → çiçek gül → gül(mek) fiilinin emir şekli.

çay → dere çay → bitki
sır → gizli kalan sır → bir çeşit boya
yaz → mevsim yaz → yaz(mak) fiilinin emir şekli
yüz→ sayı, yüz→sima →yüz(mek) fiilinin emir şekli

Örnek:

Adını söylerken utanıp sözleri kızardı
Hem sever hem de kızardı.

Powered by OrdaSoft!