Bu bir iddianame değildir. Karşı savunma ve kin vesikası hiç değildir. Failleri belirlemek ve yargılamak, hüküm vermek; bağımsız, tarafsız hukuk yolu ve devlet eliyle yönetilecek olan bir süreçtir.
     Birbirini takip eden kronolojik olumsuz olaylar sonucunda, toplumun vicdanına toslayan bir kalkışmanın toplumsal yorumudur.
     Buradan hareketle 15 Temmuz:
Sebep değil, olay değil, süreç değil bir sonuçtur.
Bir akıl tutulması, güç zehirlemesidir.
İktidar, güç, miras, ganimet paylaşımının, kavgasının nerelere kadar ulaşabileceğinin göstergesidir.
Kimden, neyin, niçin, ne hakla kurtarılmaya çalışıldığı mantıken iyi sorgulanmalıdır.
Yönetim, milli servet ve milli değerleri, kendi öz benliğimizce değerlendiremeyip, paylaşamayıp, küresel güçlere teslim etme cüreti ve gafletidir.
Millete, devlete, demokrasiye, hukuka rağmen alternatif erk ve güç üretme, destekleme, medet umma, göz yumma, birlikte iş tutma hatasının, tüm milleti esir almaya dönüşmesi gayretidir.
Tapulu, sahipli araziye, kamyonla toprak döküp, sözde hak sahipliği iddiasıdır.
Cumhuriyet, demokrasi, bilim, kuruluş felsefesi, kalkınma rotası, Atatürk'ün mirasını anlamama inadı, cehaleti ve ihanetidir.
Bilim, hukuk, din, teknoloji, savunma, vb değerleri milletin hizmetine sunma yerine, sopa olarak kullanma kurnazlığıdır.
Bölücülüktür, enerjinin boşa harcanmasıdır, caniliktir, cehalettir, despotizmdir, insanlık hariç herşeydir. Kabul edin ki, kuzu kurdun suyunu bulandırsa bile, bu türden post kavgaları, toplumun geneline taşınmamalıdır.
Bireysel yaşam, hür düşünce, özgür inanç, toplumsal tercih, milli iradeyi hiçe sayıp, devre dışı bırakma çabasıdır.
Tüm vesayetlerin zirve noktasıdır.
İnsan onur, haysiyet, tercih, beklenti, umut ve huzurunu çöpe atmaktır.
Çoğulcu ve çoğunlukçuluğun da ötesinde, tüm bireylere adeta kümes ve ahırı layık görme densizliğidir.
Yangını benzinle söndürme, ateşe elekle su taşıma aymazlığıdır.
Davulun hamalı sen ol, tokmak da bende olsun kurnazlığıdır.
Uyumsuz farklı anlayışların, birbirlerinin hatalarını/açıklarını bilip, görmezlikten gelme, bilmiyormuş gibi davranma, bir taraftan da silah/ koz olarak biriktirme çabasının patlama noktasıdır.

     Elma ile armutun toplanamayacağı, iki yanlışın 50 doğruyu götürdüğünün delilidir.

     Her değer ve kavrama; farklı inanç ve düşünceleri göz ardı ederek, tek gözlükle bakmanın ne kadar vahim bir hata olduğunun sosyolojik delilidir.

     Kiracının ya da bekçinin,  mal sahibini öldürüp mülkü kendi üzerine tapu etme girişimi, yed-i emin'in emanete el koyma teşebbüsü, ustabaşının fabrikayı yakma hayalidir adeta.

     Kendine göre hedef belirlediği bir yolda, önüne çıkan her engeli düşman kabul edip ona ölümü bile layık görebilme vahşetidir.
 
     Tüm bu eylemler, iç ve dış bağlantıları olan, ahtapot misal organize bir menfaat yapılanmasını işaret etmektedir. Böyle bir süreç ve oluşumun üç yılda şekillenmesi mümkün değildir. Kapalı kapılar ardında ne tür birliktelikler, bağlantılar, pazarlıklar, görev bölümü yapıldığını bilemeyiz. Fakat "at öldü ortaklık bitti" misali daha önce böyle bir yapılanmadan olağanüstü beklenti ve menfaati olan iç ve dış odaklar da olabileceği gözardı edilmemelidir.
 
     Devletlerin ve milletlerin kamu ve yönetim organizasyonunda bu tür sıradışı, kuraldışı olumsuzlukların yaşanmaması için tüm kanun, kural, karar ve eylemlerin olabildiğince şeffaf, denetlenebilir, gözleme, öneriye, eleştiriye açık olmasına özen gösterilmelidir.

     Bireyin, ailenin, milletin, devletin, dinin ve tüm umutların kurtarılmayı gerektirmediği bir toplum düzeni en ideal olanıdır.

     Toplumdaki farklılıkların tamamını özümseyemeyen her düşünce, inanç ve yönetim modeli ;kontrolsüz büyüyen ur, çıban başı, ayrık otu kabul edilecektir.

     Dümene geçen bir tır şoförünün diğer küçük araçları ezip geçmeye hakkı yoktur.

     %100 yerli olmayan her niyet ve eylem; hanutçuluktur, taşeronluktur, komisyonculuktur, uşaklıktır, işbirlikçiliktir.
     Hiçbir kimsenin; stratejisi, beklentesi, zaafiyeti, ideali, kaprisi bir başka canın öldürülmesini haklı ve meşru kılamaz.
     Bireyi, aileyi, toplumu, ülkeyi, dünyayı kurtarmak için yola çıkıp, en sonunda kişi kendini kurtarmak için şiddete başvurabiliyorsa ortada çok açık niyet, yol ve formül hatası var demektir.

     Bu teşebbüsün fiili aktörleri adil yargılanırken, mağdurları, kurbanları, aldatılanları da rehabilitasyon ve tedavi ile topluma tekrar kazandırılabilir/ kazandırılmalıdır.

     Sonuç olarak, tarihimize geçen bu kara lekenin, 249 yurttaşımızın canına kastetmesi, psikolojik, ekonomik, hukuki mağdurlar yaratması başlı başına toplumsal bir travmadır.
     "Bize de belki bir ekmek düşer" düşünce ve beklentisi ile, kapalı kapılar ardında yapılan her tür görüşme ve pazarlıklar, toplumun bütününü kucaklayamayacağı aşikârdır.
     İtibar arayışı, haklı çıkma kavgası ve saygı dilenciliğine; başka masum canları malzeme yapmak, insanlıktan istifa etmekle noktalanır.

     Bu topraklarda, herkesi kucaklayabilecek bir medeniyet anlayışı revize edilmelidir.

     El etek öpen değil, el ele tutuşabilen rengarenk bir millet özlemi ile vurgulayayım:
Politik, etnik ve din temelli çekince, öncelik ve ölçülerle; toplumda sevgi, barış, birlik,erdem,dayanışma ve bilim atmosferi oluşturmak mümkün  değildir.
Herkesin, bütünü tamamlayan bir parçası olabileceği ortak bir medeniyet anlayışı, sorunları çözebilen özne konumunda olmalıdır.
Aydınlanma hareketi, kültürel ve endüstri devrimini tamamlayamamış toplumlar, bağımlı hali devam etmesi için, bu tür kalkışmalarla zayıflatılmak istenmektedir.
     
     Mağduriyeti, mağruriyete dönüştürmeden, beraberliğin, sonucun rotasını değiştirmeden; milletçe "nerede hata yaptık" sorgusuyla, pozitif duygu ve düşüncelerle senkronize olma zamanıdır.

     Kişisel hedefler, toplumsal hedef ve çıkarlara kilitlenmedikçe, yıkıcı rekabet hayatın her anında, her yanında olmaya devam edecektir.

     Gerçekler; algıların ve varsayımların önünde yürümek zorundadır.

     "Bizim çocuklar başardı" cümlesinin, tekrar kurulabilmesine bu ülkenin kaderi fırsat vermemiştir. Bu övünç, azim ve kararlılıkla hareket  ederek, politik, hukuk dışı ve tüm kinden beslenen emelleri tarihe gömerek, toplum ve devlet yapısı, sürdürülebilir bir normda yeniden dizayn edilmelidir.

     20.08.2015 tarihinde yazmış olduğum bir dörtlükle de konuya katkıda bulunayım:
 
Dostluk ve muhabbet, gönüllerdedir.
Ayrıca gerekmez, makam ve masa
Birlikte yaşamak çok zor değil de
"Hep ben yöneteyim" hırsı olmasa.
 
Şair Nazım Hikmet'ten bir söz ile yazımı noktalıyorum yazımı :
“Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardeşçesine”
13.07.2017
Ali Rıza MALKOÇ
#armozdeyis
 
Not: Değerlendirmemin daha iyi anlaşılabilmesi için aşağıdaki kitapların okunmasını öneririm.
1. Kesin inançlılar / Eric Hoffer
2. Sahabe dönemi iktidar kavgası/Prof.Dr.Ahmet Akbulut
3. Türkiye'de çağdaşlaşma/Prof.Dr.Niyazi Berkes
4. Tek Tanrılı Dinlerde Barış ve Şiddet İkilemi/ Prof. Dr. Kadir Albayrak,
5. Koşulsuz affetme/ Mary Hayes Grieco
Powered by OrdaSoft!