Yazma vaktime giriş yaparken aynı edebiyat sitesinde deneme yazılarımızın yayınlandığı, “Dilimiz ve Edebiyatımız” sitesindeki ‘Denemeler’ köşesinde deneme yazıları yayınlanan Mahir Ünlü’nün Selâm adlı köşe yazısı aklıma geldi. O yazısında yazar Yavuz Bahadıroğlu’nun bir gazetedeki yazısını aktarmış kendi denemesine. Hoşuma gitti ve yazıma o hikâyeyle giriş yapmak istedim:

     “Rivayet edilir ki; keramet ehli olduğuna inanılan Selâmi Ali Efendi, vaktiyle adı Selâmiyye”olan çarşıdan geçerken, çarşı esnafına selâm vermezmiş... Bunun üzerine çarşı esnafı Şeyh Efendi’ye “”Selâmsız”” demeye başlamış. O zamanın zamanında selâmsız geçip gitmek büyük ayıp sayılır, hatta gönül sultanları sadece selâmla dahi yetinmez, Sabah şerifleriniz hayrolsun, hayırlar fetholsun, şerler def olsun, siftahınız helâl olsun, rızkınız her daim açık ve bereketli olsun, haram sizden uzak dursun, helâl buyursun diye de dua ederlermiş...

     Edep erkân bu: Lâkin Selâmi Ali Efendi, bunları sayıp dökmek şöyle dursun, çarşı esnafına kuru bir selâm dahi vermeden geçip gitmeyi alışkanlık haline getirmiş. Dilencilere, hatta yabancılara bile selâm veren, selâmı kelâmla buluşturup bereket duaları eden, bir cepkensizle saatlerce konuşarak ikna etmeye çalışan Selâmi Ali Efendi’nin bu tavrı, sonunda esnafı isyan ettirmiş: Durumu Esnaf Şeyhine şikâyet etmişler: Selâmî Efendi bize selâm vermiyor!”

     Esnaf Şeyhi doğru Selâmiyye Dergâhına gidip Ali Efendi’ye hikmetini sormuş. Selâmi Ali Efendi gülümsemiş bıyıkaltı, Esnaf Şeyhinin elinden tutup Selâmiyye Çarşısına götürmüş. Esnafın yüzüne gönül gözüyle bak”diye de tembihlemiş Ali Efendi... Esnaf Şeyhi sağındaki-solundaki dükkânları işletenlere gönül gözüyle bakar bakmaz şaşırmış: Zira kimisi ayı, kimisi köpek, kimisi tilki, kimisi domuz, kimisi sırtlan ve çakal şeklinde gözükmüş gözüne. Dehşet içinde kalmış. Selâmi Ali Efendi sormuş Esnaf Şeyhine: 

     - İç yüzlerini gördün mü?”

     - Gördüm şeyhim!

     - Peki, sen böylelerine selâm verir misin?

     - Veremem, verilmez!

- Ben de veremiyorum. Zira her baktığımda iç yüzlerini görüyorum.”

( Hikâye Kaynak =  Bahadıroğlu Yavuz, Selâmsız ya da Selâmi Ali Efendi, Yeni Akit Gazetesi, 11 Haziran 2012, İstanbul )  

     İbretlik bir hikâye, öyle değil mi? Selâm almak ve selâm vermek… Aslında bir söz, güzel bir emanet değerindeki pırlanta bir sünnettir. Yazma vaktim gelmişken zamanımı böyle tatlı bir yazıya yönelteyim de okuyucuma sunayım istedim. Günlük yaşamda merhabayı ve gülümsemeyi ihmal ettiğimiz o kadar iyi insanlar var ki. Selâmlaşmayı yaymak ve peygamberimizin bu güzel sünnetini uygulamak kalpleri yumuşatır. Aynı apartman dairesinde olup da tanımadığımız ne çok komşumuz var çoğumuzun. Büyükşehirde yaşayıp otuz katlı bir meskende yaşayanı hayal edin. O bina çift daire olsa, altmış aile eder. Her aile anne baba ve iki çocuktan oluşan klasik bir çekirdek aile olsa, o müthiş rakama bakın. Altmış hane ve dörder üye ile hesaplandığında iki yüz kırk insan eder. İki yüz kırk insan da bir köy nüfusu, mahalle değerinde. Hâlbuki bu komşularımızın kaçını tanıyoruz?

     Aynı apartmandan bir komşumuz vefat etse haberdar olanımız az. Sonradan öğreniyoruz adını, işini, yaptığı güzellikleri lâkin öteki dünyaya göç ettikten epey sonra. Selâmdır insanı insan yapan ve sapasağlam ayakta tutan şey. Günümüz yoğunluğu, koşturmaca telâşı, dünya heyecanı derken an geliyor iki çift kelâmı unutuyor beşer. Bazen yaptığımız işler yüzümüze yansır tıpkı bu örnek yazıdaki gibi. Gönül gözü güzel olan, iyilikle koşturan insanlara bakın. Size melek gibi, gül gibi görünür yüzleri. Bir de fesatlıkla uğraşan, halkı dolandıran, yalancı ve sahtekâr insanları inceleyin. En vahşi hayvanlardan çakal, sırtlandan başlayın da şeytanî benzetmelere kadar örnekler çoğaltırsınız bu gibilerin simalarından.

     Böyledir hayat. Ne ekersek onu biçeriz. Bir tebessümle, günaydınlaşmayla, hoşça kal demeyle daha da ballanır becerebilirsek. Şimdi yazma vakti dedim ve söz bendeydi. Ardından konuşma vakti sunayım da söz sizde olsun. Kim bilir ne güzel yorumlar doğacaktır okuyucudan da. Bamteline dokunur gibi söz alma sırasını bekleyecektir okuyucu da. Hangimiz güzel bir sözle, yıllardır görüşemediğimiz birinden gelen bir selâmla, içten bir selâmlaşmayla ve güzel muhabbetle huzur bulmadık ki. Güzeldir selâmlaşmak ve selâmı yaymak. “Bir yerlerden yürekten hatırlandın da unutulmadın, işte sen de aramızdasın, söz arasında seni de andık, sen de bizim için söz meclisimizde değerlisin.” anlamını katar. Küçük bir söz, minik bir hediye sizi ruhen yüceltir. Allah’ın selâmı üzerinize olsun ve selâmı yayan güzel insanlar komşunuz olsun.



Слушать радио Uzbek_4U


Powered by OrdaSoft!