░   Kendisini özlemeye başladığımız, "arar olduğumuz" Atatürk, komple bir insan. Biz, millet olarak; O'nunla "mükemmel"i yakaladık. Gösterdiği ışıkla, kendi kimliğimizi bulduk. Söylenmesinde, her devirde "çeşitli sakıncalar" görülen andımızı, "Ne mutlu Türk'üm diyene!" diyerek haykırdık.
     O, şimdi aramızda değil. Ayrılışının üzerinden "şu kadar yıl" geçmiş. Buna rağmen, "elli yedi yıllık ömre" sığdırdığı düşünceleriyle yanımızda. Eskiyeceğine "yenileşiyor", daha da zenginleşiyor. Bundaki sır, Atatürk'ün sanata verdiği önemde yatıyor.
     "Biz daima hakikat arayan ve onu buldukça, ve bulduğumuza kani oldukça ifadeye cüret gösteren adamlar olmalıyız."
     Cesaretimin kaynağı, Atatürk. Cesaretim, cüretimi artırdı. Sanata susadığımız şu günlerde, "Atatürk ve Sanat" kavramı hakkında konuşmak istedim. Çünkü sanat, insanın aynasıdır. Yaşadığımız çağın farkına, başka bir yol la varmak zor. Sanat, sevgiye açılan altın kapıdır. Biz, bunun "susuzluğu"ndayız.
     Peki, nedir sanat?
     "Sanat, güzelliğin ifadesidir. Bu ifade sözle olursa şiir, nağme ile olursa musîkî, resim ile olursa ressamlık, oyma ile olursa heykeltıraşlık, bina ile olursa mimarlık olur."
     "İnsanlar olgunlaşmak için bazı şeylere muhtaçtır. Bir millet ki resim yapamaz, bir millet ki heykel yapmaz, bir millet ki tekniğin getirdiği şeyleri yapmaz; itiraf etmeli ki o milletin ilerleme yolunda yeri yoktur. Halbuki bizim milletimiz, hakiki özellikleriyle medenî ve ileri olmaya lâyıktır ve olacaktır."
     Tutulacak yol, bu! Olgunlaşmak istiyorsak, kapımızı sanata açmalıyız. "Uygar ve ileri olmak", güzellik denizinde yaşamak demektir. Bu denizin getirecekleri oldukça fazla. Yüzmeyi becerebilirsek, çok şey kazanırız. "Aynı kavmin çocuklarının hep beraber bulunarak birbirlerini tanımaları, birbirlerini sevmeleri ve bu birlik sevgisinden çıkacak yüksek hislere aynen tabi olmaları güzel bir şeydir." "Güzel sanatlarda muvaffakiyet, bütün inkılâpların muvaffak olduğunun en kat'i delilidir. Bunda başarılı olamayan milletlere ne yazıktır. Onlar, bütün başarılarına rağmen medeniyet alanında, yüksek insanlık sıfatıyla tanınmaktan daima mahrum kalacaklardır."
     Hepiniz, çok iyi bilirsiniz: Tarih, sanatı olmayan, sanata önem vermemiş milletlerin "ölüm tarlası" değil midir? Bu tarlaların tuzağına düşmemek için, daha doğrusu olgunlaşmak, sevgilere, birlik ve beraberliklere gönlümüzü açmak için, adı ne olursa olsun, sanata sığınmalıyız. Bir şiirin sıcaklığını, bir türkünün duygusallığını, bir resmin büyüsünü fark edebilmeli ve bunların sahiplerini sevmeliyiz. "Efendiler... Hepiniz mebus olabilirsiniz, vekil olabilirsiniz; hatta reisicumhur olabilirsiniz. Fakat bir sanatkâr olamazsınız. Hayatlarını büyük bir sanata adayan bu çocukları sevelim." Çünkü onlar; "Cemiyette uzun çalışma ve çabalamalardan sonra, alnında ışığı ilk hisseden insandır." Bu ışık, bize yol göstermektedir. Hisse kaparsak, kazancımız şunlar olacaktır: "Türk çocuğu konuşurken, onun beyan ve anlatış tarzı, Türk çocuğu yazarken, onun ifade üslûbu, kendisini dinleyenleri, onun yürüdüğü yola götürebilecek bu kabiliyet sayesinde, Türk çocuğu kendisini dinleyen veya yazısını okuyanları, peşine takarak yüksek Türk ülküsüne iletebilecek, ulaştırabilecektir."

Kuşadası Halkın Sesi, Yıl: 2 / Sayı: 178, 10 Kasım 1995
Powered by OrdaSoft!