Dünyanın işleri hep aceledir. Her zamanki gibi ayaküstü kahvaltı ediyordum. Annem yine öyle seslendi:

     — Otursana evladım. Birazcık otur.

     — Tamam. Gidiyorum.

     — Acele etme yavrum.

     Annem gözüme her zamankinden farklı; nasıl anlatsam bilmiyorum, değişik bir hüzünle baktı:

     — Konuşmamız gerek.

     Debelenir gibi saate baktım. Benzin almam gerek, işe yetişmem gerek, sonra yayınevine geçmem gerek…

     — Ne vardı?

     O an annem gözlerime hüzünle gözlerini dikip oturuyordu. Birden bire:

     — Resim çektirelim.

     Tuhafıma gitti.

     — Niçin?

     — Yakında ben öleceğim.

     Annem bu sözü sanki “komşulara varıp geleceğim” der gibi tabii bir ahenkte söylemişti. Güldüm.

     — Bırak anne!

     Böyle söyledim ve çıkıp gittim.

     Aradan iki hafta geçti ve… Geceleri uykumdan uyanıyorum, düşünüyorum. Düşünüyorum: “Sen, ey namert! Sen ey ahmak! Niçin o zaman güldün. Resim çektirecek zamanın yok muydu? İstesen bulurdun. Vaktin çok. Kitap için, gazete için, iş başında, bahçede, sokakta… Ne yani? Sen sinema yıldızı mısın? Bütün dünyanın tanıdığı bir kişi misin? İşte tomar tomar resimlerin var. Her çeşit. Her yerde. Yalnız… Annenle çekilmiş bir tek resmin bile yok.”

Dünyanın İşleri, İstanbul 2014

Powered by OrdaSoft!